Ana içeriğe atla

Çok Partili Düzene Geçiş

Çok Partili Düzene Geçiş

Türkiye’nin siyasal hayatı üzerine yapılan bir çalışmada, çok partili dönemde Türkiye’nin, otoriteryen - bürokratik tek parti rejiminden çevre güçlerinin önemli bir rol oynamaya başladığı çok partili sisteme geçtiğine ve Türkiye’nin kültürel bölünmeler yerine sosyo-ekonomik bölünmelere dayanan yeni bir parti sistemine geçtiğine dair işaretler bulunduğu belirtilmiştir.* Bu geçişi değerlendirmek için öncelikle dönemin uluslararası ortamını ve bu ortamda meydana gelen gelişmeleri analiz etmeliyiz.

İkinci Dünya Savaşı’nın sonucu yalnızca Avrupa’da hegemonya kurmak isteyen İtalya ve Almanya ile Uzakdoğu’da hegemonya kurmak isteyen Japonya’nın yenilgisi anlamına gelmiyordu. Aynı zamanda bu ülkelerin ideolojileri olan Faşizm ve Nazizm’in yenilgisi anlamına geliyordu. Bunun sonucunda dünyada demokratik-kapitalist ve komünist ideolojiler mücadele edecekti. Türkiye 1939 yılında Batı demokrasilerinin yanında yer almaktaydı. SSCB ise Almanya ile aynı safta yer alarak Türkiye’ye yönelik yayılmacı tehditlerini sürdürüyordu. Lakin Almanya’nın kendisine saldırmasının ardından Batı demokrasilerinin yanında saf tuttu. Buna rağmen Türkiye’ye yönelik yayılmacı politikalarını sürdürüyordu. Stalin, Birinci Dünya Savaşı öncesinde Çarlık Rusya toprakları olan ülkeleri geri alma amacını güdüyordu.

SSCB ile 1925 yılında imzalanan Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması, 19 Mart 1945 tarihinde SSCB tarafından tek taraflı olarak feshedildi. SSCB, yeni bir anlaşma yapmak için isteklerini sıraladı. Ancak bu istekler makul ve kabul edilebilir düzeyde değildi. Boğazların iki ülke tarafından ortak savunulması istendi. Kars ve Ardahan’a yönelik toprak talebini bazı Gürcü profesörlerce dile getirmişlerdir. Resmi makamlardan böyle bir istek gelmese bile, SSCB’ye bağlı devletlerde bu istekler dile getirilmeye başlanmıştı.

 Batılı ülkelerin SSCB ile ipleri koparmadıkları süre zarfında Türkiye uluslararası alanda yalnızlık süreci geçirdi. Fakat zamanla Batı ile özellikle ABD ile bir yakınlaşma başladı. Bu yakınlaşmanın ilk adımı olarak Nisan 1946’da Missouri zırhlısının İstanbul’a gelmesini ileriye sürebiliriz. ABD Başkanı Harry Truman tarafından, 12 Mart 1947 tarihinde Türkiye ve Yunanistan’ı Sovyet tehdidinden korumak üzere bir plan hazırlanmıştır (Truman Doktrini). Aynı yıl içerisinde ABD ile Askeri Yardım Antlaşması yapıldı. 1948 yılında ABD ile İktisadi İşbirliği Antlaşması imzalandı. Bu, Avrupa’nın komünizme kaymaması için ABD’nin başlattığı ‘’Marshall Planı’’ çerçevesindeydi. Türkiye 1949 yılında Avrupa Konseyi üyesi oldu.

Bu gelişmeler üzerine İnönü, çok partili düzene geçme kararı aldı. Peki bu karar neden alındı? Avrupa’da siyasal çoğulculuk hakimdi. Her alanda Avrupa’dan geri kalınmaması gerekiyor ise bu çoğulculuk Türkiye’de de olmalıydı. Aynı şekilde siyasi çoğulculuk, dış siyaset açısından Türkiye’ye fayda sağlayacaktı. Yoğun şekilde Sovyet tehdidi altında olan Türkiye, yönetim şeklini Batı standartları ile uyumlu hale getirmek için çok partili düzene geçmiştir. Böylelikle Batı’nın siyasal değerlerini paylaşarak kendini Sovyet tehdidinden koruması çok daha kolay olacaktır.

İsmet İnönü,  19 Mayıs 1945 Gençlik ve Spor Bayramı mesajında halk iradesinin geliştirileceğine vurgu yapmıştı. 7 Haziran 1945 tarihinde Adnan Menderes, Celal Bayar , Refik Koraltan ve Fuat Köprülü  tarafında CHP grubuna ‘’Dörtlü Takrir’’ diye tanınmış bir önerge verdiler. Önergede özetle parti içerisinde hürriyet ortamı istiyorlardı. Önergenin verildiği zamanlarda toprak reformuna olanak sağlayan yasa tasarısı TBMM’ye sunulmuştu. Aydın ve çevresinin büyük toprak sahiplerinden olan Adnan Menderes buna sert şekilde muhalefet etmiştir.  İsmet İnönü Dörtlü Takriri reddettirdi. Burada İnönü parti içindeki durumdan memnun olmayanlara yeni bir parti kurdurtmayı amaçlıyordu. Ret kararının ardından Fuat Köprülü ve Adnan Menderes, Vatan gazetesindeki muhalif yazıları sebebiyle parti üyeliğinden çıkarıldılar. Buna müteakip Celal Bayar milletvekilliğinden istifa ederek üyelikten çıkarılma kararına tepki gösterdi.  Yeni parti fikri Celal Bayar’ın kafasına yatmaya başlamıştı ve 1 Aralık 1945 tarihinde yeni parti kuracaklarını açıkladı.

Demokrat Parti (DP), 7 Ocak 1946’da kuruldu. Celal Bayar genel başkan oldu.  Demokrat Parti kısa zamanda büyük kitleleri etkiledi. İktidar kendi karşısında ilk defa güçlü bir muhalefet partisine tanık oldu.  Daha öncesinde Milli Kalkınma Partisi kurulmuştu ancak geniş kitleleri arkasından sürükleme başarısına erişememişti. Sonuç olarak Türkiye çok partili düzene geçmiş oldu. Yeni dönemde 1947 yılında yapılması planlanan seçim erkene alındı. 21 Temmuz 1946 tarihinde yargı denetimi olmadan tek dereceli şekilde açık oy – gizli sayım ile seçim gerçekleştirildi. Çoğunluk sistemi ile bir seçim bölgesinde önde olan parti, tek oyla farkla önde olsa bile o ilin bütün vekillerine sahip oluyordu. . Demokrat Parti,  276 milletvekili aday gösterdi (465 milletvekilliği için). 66 milletvekili çıkarabildi.

Türkiye’nin siyasal hayatında çok önemli bir yere sahip olan çok partili düzene geçişi, iç ve dış politik süreçler perspektifinden inceledik. Bu geçişe sebebiyet veren iç ve dış gelişmeler ile etkenleri belirttik. Demokrat Parti dönemini ve 1960 askeri darbesine kadar giden süreci ayrı olarak ele alacağız.     


*Ergun Özbudun, Social Change and Political Participation in Turkey, 1976


Doğukan Taşdemir 

27.10.18

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…