Ana içeriğe atla

İran'a Nasıl Bakmalıyız ?


İran’a Nasıl Bakmalıyız ?

İran... Yanıbaşımızda olduğu hâlde hakkında oldukça yetersiz bilgi ve abartı ön yargılara sahip olduğumuz ülke... Yetersiz bilgiler ve ön yargılar İran'a bakışımızı etkilemekte ve İran üzerine yaptığımız analizlerde ve yorumlarda isabetsiz ve yetersiz kalmamıza neden olmaktadır. Peki bu halden nasıl kurtulmalıyız ve İran’a nasıl bakmalıyız? Tabii olarak İran'a bakışımızın gelişmesi ve güçlendirmek için dâhili bir çalışmayı beraberinde getirmek gerekiyor.

Öncelikle İran hakkında sağlam, uzun zamanlı analizler yapabilmek ve  İran’ı tanımak için  söz konusu ülkeyi oluşturan kaynaklara göz atmamız gerekiyor. Bu kaynakların başında bir milletin hafızası olan “Tarih” ilminden yararlanmamız kaçınılmaz. Tarih okuması yapmadan İran hakkında konuşmak ve İran’a bakmak bizim aleyhimizde olacaktır. Analizlerimiz ve yorumlarımız hedefine varamayan oktan ibaret olmayacaktır. Nitelikli ve objektif tarih okuması bize, İran hakkında bir bakış açısı katacaktır. İran karmaşık bir medeniyet zihnine sahip olduğundan  İran hakkında tarih okuması yaparken İran medeniyetini etkileyen kritik olayların ve dönemlerin üstünde durmamız gerekiyor. Kritik olaylar ve dönemlerin üstünde durulmasıyla İran, çorap söküğü gibi gelecektir. Bu kritik noktalar; “Zerdüştlüğün Benimsenmesi”, “İskender’in İran’ı fethi”, “İslam’ın İran topraklarına girişi”, “Safeviler”,”Kaçarlar”, “Pehleviler”, “İslami rejimin kuruluşu”.


İkinci kaynak olarak “Din” kurumundan yararlanmak başlangıç olarak bize yeterli olacaktır. Nitelikli ve objektif okumalar ve araştırmalar ile tarih sahnesi boyunca İran’ın benimsediği dinler ve onların içeriğini öğrenerek İran hakkındaki bakış açımızı daha muhkem bir zemine koyabiliriz. Çünkü İran zihni gerek Zerdüştlük, gerek Şia olsun benimsediği dinlerden ve onun getirdiği kişilikler ve anlayışlardan oldukça etkilenmiştir. Etkilenen kişilikler ve anlayışlar İran zihninin temel parametrelerini oluşturmaktadır. Mesela Hz. Hüseyin ve onun karşısında olan Muaviye’nin oğlu Yezid karşıtlığı  İran zihninin bize “karşıtlıklar” çerçevesinde oluşturduğunun sağlam bir kanıtıdır ve “karşıtlık” İran zihninin parametrelerinden bir tanesidir. Keza Zerdüştlükteki “iyi” ve “kötü” tanrılar da buna bir örnek sayılabilir. Sadece basit örnekler ile İran zihninin parametrelerini “Din” kurumundan yararlanarak bulmuş olduk. Elbette “Tarih” ilminde olduğu gibi “Din” kurumunda da bazı önemli noktalar bulunmaktadır.Bunları sayarsak; “Zerdüştlük”,”Dört Halife Dönemi’nde İran’ın dini durumu”, “Şia”, “Hz. Ali ve diğer imamlar silsilesi”


“Tarih” ve “Din”den yararlanırken kaynakların objektif ve nitelikli olması İran hakkındaki görüşlerin ve bakışların daha güçlü olması için elzem şartlardan birisidir. Lâkin ülkemizde İran hakkındaki kaynaklar veya İran üzerine araştırma yapan kişilerin çoğu taraf tutmaktan yada aşırı İran sempatizanı olmaktan ileri gidemiyorlar ve sahip olduğu bakış açıları içinde boğularak gerçek ve isabetli yorumlar veya analizler yapamıyorlar. Amiyane olarak ifade etmek gerekirse bir taraf “İrancı” diğer taraf ise “İran Düşmanı” olarak ele alınabilir. Objektif düşünen kişiler ve nitelikli kaynak ülkemizde oldukça az bulunmaktadır. Bunun için yabancı kaynaklardan da yararlanmak İran hakkındaki okumalarımıza nitelik ve objektiflik katacaktır. Çünkü yabancı kaynaklar genelde gözleme dayalı ve ilk kaynaktan çıktığı için nitelikli ve objektif olmaktadır. Kaynak bolluğu ve internet tabanlı olması sayesinde de erişimi oldukça rahattır.


“İrancılık” ve “İran Düşmanlığı” mevzusunu biraz daha açmak gerekirse,”İrancılık” fikrini ve onun getirdiği düşünce sistemini ülkemizin milli çıkarları için bir tehdit olarak ele alabiliriz. Ayrıca “İrancı” görüşe sahip olmak şu anki şartlar altında kaçınılmaz bir durumdur. İran gerek medeniyeti gerek kültürü ve edebiyatı ile insanları çok rahat cezbedebilen bir ülke ve bunu  propaganda araçları ile yani;  film, belgesel, müzik, haber ajansları, kişiler vb. meteryaller ile insanları etkisi altına alıyor. Bu etki ve cezb durumunda İran’a karşı bakışımız objektif olmayabiliyor. Bunun karşısında “İran Düşmanlığı” da gereksiz ve aşırı ön yargıya sebep olmaktadır. Türkiye’de “İrancı” araçların yanında da “İran Düşmanı” araçlar da yaygındır ve “İrancılık” fikri gibi bakışımızdaki objektifliği zedelemektedir.

Sonuç olarak İran’a yaklaşırken “Tarih” ilmi ve “Din” kurumundan objektif ve nitelikli olarak  yararlanarak, bakışımızı ve fikirlerimizi geliştirebilir ve analizlerimizi,düşüncelerimizi ve fikirlerimizi sağlam bir zemine oturtabiliriz. Bunu yaparken de mutlaka ama mutlaka taraftarlık, partizanlık ve gereksiz düşmanlıktan uzak durmalıyız. 
                                                                                                                            12.03.18
                                                                                                                  Birkan Kemal ERTAN


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…