Ana içeriğe atla

İran Zihnindeki Amerika Tasavvuru: İyi ve Kötü Tanrı



İran Zihnindeki Amerika Tasavvuru: İyi ve Kötü Tanrı

Son zamanlarda şahit olduğumuz üzere ABD, İran ile 2015 yılında yaptığı nükleer antlaşmadan, İran’ın tavır ve uygulamalarından dolayı geri çekildi. Nükleer antlaşmadan çekilen ABD, İran’a ambargo uygulayarak, uygulanacak olan ambargolara entegrasyonu sağlamak için iki aşamalı ambargo planını ortaya koydu. Birinci aşama olan 7 Ağustos’ta, değerli madenler, çelik, demir, alüminyum, sivil havacılık, otomotiv ve gıda sektörlerine ambargo uygulandı. Geçtiğimiz günlerde, yani 4 Kasım’da, İran dış ticaretinin baş kalemleri olan petrol ve doğalgaza,  İran İslam Cumhuriyeti Merkez Bankasıyla yapılacak bazı işlemler için ambargo planı icra edildi. Ancak bu uygulamaları, tepkileri ve mücadaleyi anlamak için İran zihnindeki Amerika tasavvurunu iyi bilmek gerekir. Bu yazıda İran zihnindeki Amerika tasavvuru ve İran zihninin sahip olduğu kritik tarihi dönüşlerden örnek verilerek anlatılmaya çalışılacaktır.

İran ile Amerika arasındaki mücadele, 1979’da, Humeyni’nin İran İslam Cumhuriyeti’ni kurmasından başlasa da zihniyet mücadelesi çok eski zamanlara dayanmaktadır. Bu mücadele, İran’ın tarihler öncesi benimsediği din olan Zerdüştlüğün zihninde ve düşünce tasavvurunda yatmaktadır. Zerdüştlüğe göre alemde 2 tanrı tipi vardır. İyi tanrı(Ahura Mazda) ve kötü tanrı(Angra Maingyu veya Ehrimen). İyi tanrı ve ona inananların mücadelesi kötü tanrıyı yenmek ve sonsuz adaleti sağlamaktır. Burada tasvir edilen iki tanrı, aslında mutlak iyi ve mutlak kötüyü ifade etmektedir. Zerdüştlük zihnini günümüz İran zihnine indirgediğimizde, İyi tanrı, yani İran İslam Devleti, kötü tanrının takipçileri olan zalimler ve onların zulümleriyle mücadele ederek adaleti sağlamaya çalışmaktadır. Kötü tanrı anlaşılacağı üzere Amerika’dır ve iyi tanrı olan İran devleti onunla mutlak mücadele etmelidir.

İyi tanrı ve kötü tanrı tasavvuru, İran’ın şuan resmi ve yaygın İslami mezhebi olan Şiilikte de görülmektedir. Eğer iyi tanrı ve kötü tanrı tasavvurunu Şiiliğe indirgersek, Hz. Ali ve onun soyundan gelen imamlar, -özellikle burada Hz. Hüseyin çok önemli bir şahsiyettir- iyi tanrı rolündedir. Yani İmamlar, zulüm ile mücadele ederek adaleti tesis etmeye çalışmaktadır. Ancak Emevi halifesi Muaviye ve onun oğlu Yezid, kötü tanrı tasavvurunun tezahürüdür. Şiilikten günümüze indirgediğimizde aslında ABD hükümeti, Hz. Ali’ye ve onun arkasından gelen imamlara zulüm eden Emevi tasavvurudur. Hz Ali ve onun arkasından gelen imamlar ise İran İslam Devleti’nin kendisidir.

İran Pehlevi dönemi başbakanlarından Muhammed Musaddık


İran İslam Cumhuriyeti politikalarını, devlet aklını ve görüşünü incelerken, iyi tanrı ve kötü tanrı tasavvurlarını asla göz ardı etmememiz gerekir. Özellikle Zerdüştlük ve Şiilik gibi inançlar, genel olarak İran siyasi tarihinde kritik dönüm noktaların oluşmasında önemli rol oynamıştır. Mesela Safevi , Avşar ve Kaçar Devletleri’ne baktığımızda da, Osmanlı Devleti mezkur devletler için kötü tanrı tasavvurudur. Bunun üzerine sadece devletler üzerinden bakmamalı, yakın tarihte meydana gelen bazı olaylar ve onların musebbibleri de bunlara dahildir. Yine tarihten örnekler verirsek, 1951’de hükümetin başına geçen başbakan Musaddık, Muhammed Rıza Şah’ın petrol politikasının aksine “milli petrol” politikasını benimsedi. Batı ülkelerinin tepkilerini çeken bu politika ile Musaddık hükümeti tehditlerle karşı karşıya geldi. Ancak “milli petrol” konusunda radikal olan Musaddık geri adım atmadı. Bunun üzerine Musaddık ve hükümeti Batı’dan gelen bazı ambargolara maruz kaldı. 1953 yılında Musaddık’a, Amerika istihbarat örgütü CIA’nın desteği ile “Ajax Operasyonu” adlı bir darbe girişimi bulunuldu. Başarı olan bu darbe ile Musaddık ve onun hükümeti iktidardan düştü. Batılı ülkelerden tekrardan İran’daki petrol şirketlerini ele geçirmeye başladı. Musaddık ve onun maruz kaldığı ABD merkezli darbe, İran zihninde iyi ve kötü tanrıları oluşturmaya yetmekte ve ABD düşmanlığının tohumlarını atmaktadır. Ancak dönemin İran hükümeti, yani Pehlevi Hanedan’ın bakışından baktığımızda normal gözükebilir. Fakat İran İslam Cumhuriyeti gözlüğünden baktığımızda rahat bir şekilde iyi ve kötü tanrı tasavvurunu görebiliriz.

İslam Devrimi yanlısı öğrenciler ABD Büyükelçiliği önünde Humeyni posterleriyle


1979’da Muhammed Rıza Şah’ın ülkeyi terkedip, Humeyni İslam Devrimi’ni gerçekleştirince İran’ın dış politikası tamamen değişti. İslam Devrim’i ve onun zeminine oturtulmuş Şii anlayış, anlattığımız üzere “iyi” ve “kötü” tanrı üzerine kuruldu. Söz konusu “zıtlık” anlayışı, CIA darbesinin hatıralarda kalması, Humeyni’nin ABD ve İsrail’i “Şeytan” yani kötü tanrı olarak nitelendirilmesi, karşılıklı olarak iki devletin birbirlerini hakkındaki görüşlerini değiştirdi. Politika değişikliğinin zıtlık üzerine kurulması, ABD ve İran’ın bu zaman kadar mücadelesinin hem fiziki hem de zihni bakımından devam etmesini tetikledi. Ayrıca taze devrimin ilk uluslararası krizi olan 4 Kasım 1979’da, İslam devrimi yanlısı İranlı öğrencilerin ABD Büyükelçiliği’ni basarak ABD’li 66 diplomatı rehin alması, İran tarafından fiziki mücadelenin başlangıcı olmuştur. Buna karşılık ABD İran’a ekonomik ve siyasi yaptırımları yıllarca uygulamış ve devam ettirmiştir. Her ne kadar reformist liderler olan Hatemi ve Ruhani döneminde yaptırımların gevşetilmesi söz konusu olsa da, genel tarih seyri içinde ABD, İran zihninde her zaman kötü tanrıyı oynamıştır.

Özetle ifade edersek, İran zihninde bin yıllar önce başlayan ve yüzyıllardır devam eden, iyi tanrı ve kötü tanrı tasavvuru her zaman var olmuş ve bu tasavvur biçimi farklı dönemlerde kendini farklı şekilde hissettirmiştir. İranlı devletlerin ve halkların politikası, devlet ve toplum zihnini oluşturan kötü tanrı tasavvuru, 1400 sene önce Emevi ve Abbasi iken, 500 yıl önce Osmanlı, son zamanlarda ise ABD olmuştur.


Birkan Kemal ERTAN
10.11.2018




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…