Ana içeriğe atla

Kuruluştan 1958 Yılına Kadar Demokrat Parti’nin Kısa Tarihi



Kuruluştan 1958 Yılına Kadar Demokrat Parti’nin Kısa Tarihi
Türk siyasal hayatı ve Türkiye demokratikleşme tarihindeki en önemli olaylardan biri olan çok partili düzene Demokrat Parti'nin kurulması ile geçilmiştir. Demokrat Parti dönemini iyi şekilde analiz edebilmek için öncelikle 1946 seçimlerinin ardından yaşanan gelişmelerden bahsetmemiz gerekir. 21 Temmuz 1946 yılında yapılan seçimler, Türkiye'nin ilk çok partili seçimi olarak tarihe geçmiş ve yeni bir dönemin başlamasına vesile olmuştur. İnönü, Şükrü Saraçoğlu'nu başbakanlık görevinden alarak yerine Recep Peker'i getirmiştir. Başbakan Peker, muhalefete karşı oldukça sertti. 1947 bütçe görüşmelerinde hükümeti eleştiren Adnan Menderes'e ‘’psikopat bir ruhun ifadesi'’ sözleri ile cevap vermiş ve iktidar ile muhalefet arasındaki ilişkileri daha da gerginleştirmişti. Hatta bunun üzerine DP bir süre oturumları protesto etmişti. DP ilk büyük kongresini 10 Ocak 1947'de gerçekleştirdi. Kongre, Hürriyet Misakı adlı bir bildiri yayımladı. Bu bildiriye göre DP'nin kimi siyasi talepleri kabul edilmezse,  DP milletvekilleri meclisten ayrılacaklardı. DP'nin sert muhalefeti, Peker ve hükümeti tarafından aynı sertlikle karşılanıyordu. Meclisi terk etme tehdidi hükümet tarafından 'komünist taktiği' diye nitelendirildi. İnönü, bu gidişatın çok partili düzen açısından iyi şeyler vaat etmediğini görüyordu. İki tarafı uzlaştırmak adına Bayar ve Peker'i birkaç kez dinledi ve 12 Temmuz Beyannamesini yayımladı. Bu iki taraf arasındaki ilişkileri belli ölçüde yumuşattı. İsmet İnönü'nün iki parti arasında taraf tutmayacağını ve iktidar ile muhalefetin ülke demokrasisine katkı sağlamak için beraber çalışması gerektiğini belirtiyordu. İnönü, çok partili sistemi benimseyemeyen Peker'e karşı parti içerisinde bir hareket başlattı.  Milletvekili Nihat Erim'in başını çektiği bir grup genç milletvekili CHP grubunda Peker aleyhinde oy kullandılar( 35'ler hareketi).

    CHP içerisinde bunlar yaşanırken, durum DP açısından da çok farklı değildi. DP grubu içerisinde sertlik yanlıları egemendi ve parti yönetimini yumuşak muhalefet yapmak ile suçluyorlardı. Gerginlik çok artınca bir kısım milletvekili ve yandaşlarının üyeliğine son verildi. Bu vekiller daha sonra mecliste Müstakil Demokratlar grubunu oluşturdular. Bunun ardından 20 Temmuz 1948'de Millet Partisi'ni kurdular. Kurucular arasında Mareşal Fevzi Çakmak, Osman Bölükbaşı, Kenan Öner, Hikmet Bayur ve Sadık Aldoğan vardı. Fevzi Çakmak parti başkanlığına seçildi. MP, DP'yi danışıklı muhalefet ile suçluyordu. Bu suçlamaların parti tabanında etki bırakmadığını 1950 seçimlerine bakarak görebiliriz. Sadece DP'nin sandalye sayısı yarıya indi.

    Peker'in istifasından sonra yerine Hasan Saka getirildi. Hasan Saka, muhalefete karşı daha ılımlı bir yaklaşım içerisindeydi.  1948'de çıkarılan seçim yasası, yargı denetimini içermediği için DP ara ve yerel seçimleri boykot etti. Bunun üzerine Hasan Saka istifa etti ve yerine Şemsettin Günaltay geldi. Tarihçi olan Şemsettin Günaltay, II. Meşrutiyet'te İslamcı hareketin içerisinde yer almıştır. Güven oyu alırken demokratik bir sistem sözü vermişti lakin ilk icraatları din alanında olmuştur. İlköğretim müfredafına din dersi eklenmiş, Ankara Üniversitesi'nde İlahiyat Fakültesi açılmıştır. 1956 yılında orta okullara seçmeli din derse getirilmiştir.

     DP ikinci büyük kongresini 20 Haziran 1949'da MP'nin danışıklı muhalefet suçlamalarının baskısı altında gerçekleştirdi ve Milli Teminat Andı adında bir bildiri yayımlandı. Bildiriye göre seçimlerde hile yapılırsa, halk meşru müdafaa hakkına sahipti. Ancak bu müdafaa yasal yollardan olacaktı ve yönetim ulusun husumetine uğrayacaktı. CHP husumet sözcüğünden yola çıkarak anda Milli Husumet Andı adını taktı. Baskılarında etkisi ile Şubat 1950'de ilk kez yargı denetimi içeren seçim yasası, DP oylarının da katkısı ile kabul edildi. Yasa nispi temsil yerine çoğunluk sistemini içeriyordu. Bu da 1950'li yıllarda yapılacak üç seçimde CHP'yi fazlasıyla etkileyecekti.

     14 Mayıs 1950'de yapılan seçimlerde DP, oyların %55'ini, Chp ise yüzde %41'ini aldı. Chp seçimi kazanamamasına rağmen sandıkta ezilmemişti. Ama çoğunluk sistemi ile DP 408 milletvekiki çıkrmıştır. CHP ise 69 milletvekili çıkararak bu açıdan bozguna uğramıştır. Demokrat Parti açısından bu sonuçlar yeni bir çağın başlangıcıydı. 1945'te sona eren tek partili dönemin ardından iktidar, ikinci seçimde olaysız şekilde muhafete bırakılmıştır.

    TBMM tarafından Cumhurbaşkanı seçilen Celal Bayar, parti başkanlığından istifa ederek görevi Adnan Menderes'e bıraktı. Refik Koraltan TBMM başkanı seçildi. Fuat Köprülü dışişleri bakanı olarak görevlendirildi. DP muhalefetteyken demokratikleşmeye yönelik vaatler veriyordu, hatta bunların içerisinde grev hakkı da alıyordu. İktidara geldikten sonra bu vaatler unutuldu. Dönemin şartları iktisadi kalkınmaya uygun olduğunu için, DP bütün gücünü iktisadi kalkınmaya verdi. 1950 yılında patlak veren Kore Savaşı, dünyada bazı hammadde ve tarım ürünlerinin fiyatlarını yükseltti. Türkiye'de sayıları gittikçe artan traktör ve diğer tarım aletleri sayesinde tarım üretiminde önemli gelişmeler elde ediliyordu. 1952 yılında Türkiye'nin, NATO üyeliğine kabul edilmesi önemli bir dış politika başarısıydı. Truman Doktrini, Marshall Planı ve Avrupa Konseyi üyeliğinin ardından gelen bu gelişme, Türkiye'nin uluslararası alanda bir dönem yaşamış olduğu yalnızlığa tamamen son vermiştir. DP iktidarı ve Türkiye açısından her şey yolunda gitmekteydi.

    8 Ağustos 1951'de TBMM, halkevlerini ve halkodalarını devletleştiren bir yasayı kabul etti. Halkevleri ve Halkodaları, CHP'ye ait bir yapılanmaydı. Tek parti döneminde bunun pek bir sakıncası yoktu ancak çok partili dönemde de bir anlam ifade etmiyordu. Çünkü örgüt parti hizmeti yerine kamu hizmeti görüyordu. Yapılanmanın görevlerini aynı şekilde sürdürmek şartıyla Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlanması fikri CHP iktidarında gerçekleşmemişti. DP iktidarı, halkevleri ve halkodalarını devletleştirirken bakanlığa bağlamak yerine, tümünü Hazine'ye intikal ettirdi. Ayrıca DP iktidarı, köy enstitülerini klasik ilköğretmen okullarına dönüştürdü.

    CHP'nin bütün malvarlığını ''haksız iktisap'' diye nitelendirerek Hazine'ye geçiren bir yasa çıkartıldı (14 Aralık 1453). Burada amaç ana muhalefet partisinin olanakları elinden alarak onu etkisiz hale getirmekti. Atatürk ve devrimlerinin aleyhinde hareket ettiği iddiası ile Millet Partisi de kapattırıldı (8 Temmuz 1453).

    1954 seçimlerine yaklaşırken hükümet, basından gelen eleştirilere karşı ağır cezalar içeren bir yasa çıkarttı. Mahkemeye çıkarılan gazeteciler için ispat hakkı tanınmıyordu. Bu duruma isyan eden 19 DP milletvekili bir sonuç alamadılar ve 1955 yılının sonlarında Hürriyet Partisi'ni kurdular.

    2 Mayıs 1954 seçimlerinde DP oyların %57'sini, CHP %36'sını aldı ve CHP'nin sandalye sayısı 31'e düştü. Bu seçimin ardından birçoğu siyasi amaçlarla rastgele yapılan yatırımlar ve dağıtılan krediler enflasyona, döviz darboğazına ve mal kıtlığına yol açtı. Hükümet bu gelişmelere rağmen iktisadi bir plan üzerinde durmuyordu. ABD'den 300 milyon dolar kredi istendi fakat karşılık alınamadı. 25 yıl görev yapmış memurların bakanlık emrine alınması ve emekliye sevk edilmesi uygulaması getirildi. 1955 yazında Karadeniz gezisine çıkan CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, Sinop'ta tutuklanarak İstanbul'a getirildi ve  bir gün hapiste kaldı. 1956 yılında Rize'de dükkan sahiplerinin elini sıkması, gösteri yürüyüşü sayılarak 6 ay hapse mahkum oldu.

    Kıbrıs konusu 1954 yılından itibaren Türkiye'nin gündemine girmeye başlamıştır. Yunanistan adanın kendisine verilmesini istemekteydi. Hali hazırda Kıbrıs, İngiltere'nin sömürgesi altındaydı. Bu durumda Türkiye de adaya talip oldu.  Kıbrıs Rumları adanın Yunanistan'a verilmesi için eylem ve protestolar yapmışlardır. 6 Eylül'de İstanbul'da çıkan bir gazete, Atatürk'ün Selanik'teki evine bomba atıldığı haberini verdi. O akşam İstanbul'da Rumlara ait binlerce ev, işyeri, anıt ve kiliselere saldırıldı ve tahrip edildi. 6-7 Eylül olaylarının sonunda sıkıyönetim ilan edildi.

    1957 seçimlerini DP kazandı ama oy kaybetmişti. DP %48 oy alarak 424 milletvekili, CHP ise oyların %41ini alarak 178 milletvekili çıkarmıştır. Cumhuriyetçi Millet Partisi ve Hürriyet Partisi 4'er milletvekili çıkarmıştır.

     1958 yılında ekonomik buhrana karşı çözüm üretilememesi karşısında hükümet IMF ve Dünya Bankası'nın dayatmalarını kabul etmek zorunda kaldı. 4 Ağustos 1958'de ekonomide istikrar tedbirleri alındı. Dolar 2.80 TL'den 9 TL'ye çıkarıldı. Milli Koruma Kanunu uygulamaları fiilen durduruldu. Enflasyonu kontrol altına alabilmek adına kamu kuruluşlarının ürünlerine zam yapıldı. İktisadi bunalım ağır bir devalüasyon ile fiyatları uçurmuş ve halkı perişan etmişti. Ayrıca 1957 seçimlerinde CHP yükselişe geçmiş ve çoğunluk sistemine rağmen meclise iyi sayıda milletvekili sokmayı başarmıştı(178 milletvekili). İktisadi gelişmeler ve genel gidişat dikkate alınırsa CHP bir sonraki seçimde tekrar iktidarı alabilirdi. Menderes ve çevresi doğal olarak iktidardan ayılmak istemiyorlardı.

    Demokrat Parti dönemini 27 Mayıs öncesindeki bazı iç ve dış siyaset olaylarına kadar inceledik. 1958 yılına kadar yaşanan siyasi, iktisadi ve sosyal alandaki önemli gelişmeleri aktardık. 1958 yılında atladığımız konular ile 27 Mayıs öncesi ve sonrası süreçlere daha sonra değineceğiz.


Doğukan Taşdemir, 2 Kasım 2018



REFERANSLAR
Kısa Türkiye Tarihi ,Prof.Dr. Sina Akşin – Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,2018
Türkiye'de Çok Partili Hayata Geçiş ve Karşılaşılan Sorunlar, Doç Dr. Ozan Örmeci http://ydemokrat.blogspot.com/2011/08/turkiyede-cok-partili-hayata-gecis-ve.html (Erişim Tarihi 2 Kasım 2018)




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…