Ana içeriğe atla

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek






Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Özet
Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.


Giriş
Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilemek amacıyla çeşitli vaatler vermektedir. Bu vaatler içerisinde ekonomik vaatler, seçmen için oldukça önemlidir. Çünkü ekonomi, insan hayatının her köşesinde yer alıyor ve onu ilgilendiriyor. Bunun yanında siyasi figürler vaatlerini icra etme aşamasına geldiğinde, oldukça zorlanmakta ve icra etmesi gereken vaatlerin uygulanması, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomik duruma olumlu veya olumsuz etkisi olmaktadır. Bu yüzden ekonomi politikası araçları ve yaratacağı etkiler göz önünde bulundurularak seçmene vaatler verilmesi oldukça önemlidir. Ancak meydanların ve siyasetin hamasi etkisi bunu engellemekte, siyasi figürlerin ekonomik vaatlerinde aşırıya gitmelerine neden olmaktadır.

İktidara ulaşan siyasiler, ekonomi vaatlerini uygulama ve icra etme aşamasında ekonomi politikası ve onun araçlarından yararlanmaktadır. Ekonomi politikası ise ikiye ayrılır :Maliye ve para politikası. Söz konusu politikalar kendi etki alanlarına göre içlerinde çeşitli araçlar bulundururlar. Siyasiler, bu araçlar ile ekonomi yönetimini kendi çıkarlarını gözetecek şekilde idare etmeye çalışırlar. Bu araçların etkileri konu başlıklarında öz şekilde anlatılarak idrak ettirilecektir. Daha sonra İran İslam Cumhuriyeti cumburbaşkanlarından Mahmud Ahmedinejad döneminden örnekler verilecektir.  

1)Ekonomi Politikası: Maliye ve Para Politikası
İstikrar, büyüme ve adil gelir dağılımı gibi çeşitli ekonomik amaçlara ulaşmada, iktisat teorisinin önerdiği politika araçlarının kullanılmasına, ekonomi politikası denir. (Yılmaz, 2016, s289) Söz konusu politikalar bazen vergilerin arttırılması, faizlerin yükseltilmesi veya kamu harcamalarının arttırılması olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak politikalar kendi içlerinde çeşitli ayrımalara tabi tutulur. Çünkü bu politikaların uygulamasında farklı, hatta birbirine zıt araçlar kullanılmaktadır. Bunun yanında söz konusu politikaların ve araçların farklı kurum veya kuruluşlar tarafından uygulanması mümkündür. Bundan dolayı ekonomi politikası kendi içinde ikiye ayrılmaktadır. Bunlar, maliye ve para politikalarıdır.

1.1)Maliye Politikası
Dar anlamda maliye politikası, devletin vergi almak, kamu harcaması yapmak ve borçlanmak suretiyle ekonomik hayata, dolaylı veya dolaysız olarak müdahalesi olarak tanımlanmaktadır. (Öncel, 1969, s  104)

Bir iktisat politikası aracı olan maliye politikası, belirli ekonomik ve sosyal hedeflere kamu müdahalesi aracığıyla ve kamunun harcama, vergi ve borçlanma araçlarını kullanarak ulaşılmasını sağlar. Maliye politikası, sadece makroekonomik değişkenleri değil, aynı zamanda piyasa ekonomisi de dahil tüm ekonomik yapının değişik kesimleri üzerinde etkileri bulunur. (Yılmaz, 2016, s. 104)Anlaşılacağı üzere araçların kullanılmasında ve politikaların uygulanmasında siyasiler karar merciidir. Bunun yanında iktisat politikaları bir amaç için uygulamaya konulmaktadır ve dolayısıyla maliye politikasının da bir amacı vardır. Genellikle maliye politikasının uygulandığı alanlarda, serbest piyasa noksan kalmaktadır. Devlet maliye politikası aracılığıyla serbest  piyasa eksikliklerini ve başarısızlıklarını gidermeye çalışır. Yani devlet serbest piyasa eksikliklerini ve başarısızlıklarını gidermek, bunun üzerine çeşitli makro ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla maliye politikasından yararlanır.

1.2)Para Politikası
Para politikası, para arzı ve faiz araçlarıyla fiyat istikrarını, milli geliri ve işsizlik düzeyini etkilemek amacıyla uygulanan politikaya denir. Söz konusu politika, ülkenin Merkez Bankası’nın kararlarına dayalı olarak uygulanır. Maliye politikasına göre daha karmaşık yapıya sahip olduğundan geniş halk kitleleri tarafından kolayca anlaşılmamaktadır.

Üç temel aracı bulunmaktadır:(1) Faiz Oranları, (2)Açık piyasa işlemleri(APİ), (3)Mevduatlardan alınan zorunlu karşılık oranları. Maliye politikasına kıyasla araçlar oldukça azdır. Ancak parasal aktarım mekanizmaları ile para politikası araçlarının etkisi sanıldığından daha fazladır ve ciddi etkilere neden olmaktadır. Bunun yanında para politikası araçları bürokratik işlemlere gerek duymaksızın hızlı bir şekilde uygulanabilir. 

Maliye politikası gibi para politikasının da çeşitli hedefler bulunmaktadır. Bu hedefler Merkez Bankasının temel hedefinin çercevesinde şekillenmektedir. Ekseriyet Merkez Bankalarının temel hedefi fiyat istikrarını sağlamaktır. Merkez Bankaları fiyat istikrarını sağlamak hedefiyle para politikası üretirler ve kararlarını bu hedef çerçevesinde uygularlar. Fiyat istikrarının temel hedef olarak görülmesinin nedeni ise fiyat istikrarı kanalı sayesinde diğer hedeflere daha kolay yollarla ulaşılabilmesidir. Amiyane bir ifade ile aslında para politikasında hedef  bir taşla iki kuş vurmaya çalışmaktır ve bu hedefi gerçekleştirmek için en uygun kanal fiyat istikrarı kanalıdır.

2)Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatlerinin Nedenleri
Siyasilerin popülist ekonomik vaatlerinin ekonomiye ve ekonomi politikasına etkilerini iyi analiz ve idrak edebilmek için, siyasilerin neden bu tarz vaat verdiklerini bilmek gerekiyor. Çünkü söz konusu davranışların anlamlandırılması ve daha muhkem bir zemine oturtulması için nedenlerini araştırmak ve anlamak son derece önemli olmaktadır.

Bu nedenlerin başında siyasilerin iktidara geçme güdüsü ve bu güdü ile hareket etmek gelmektedir. Bu güdüye sahip tüm siyasiler, daha fazla oy toplamak için uzun dönemli düşünmeyerek seçim sürecinde anlık vaatler vermektedir. Hatta bu vaatler istikrarlı bir biçimde de tekrarlanmayarak sürekli değişir. Siyasiler anlık düşüdükleri için bir sonraki vaadiyle çelişebilir veya vaadine başka vaatler ekleyebilir. Seçmenin mevcut seçim ortamında birden çok vaade maruz kalması, onun çelişkileri ve anlamsızlıkları görmemesine neden olmaktadır. Bu süreçte seçmenler de, siyasiler gibi çıkar telaşına düşerek kendine göre en cezbedici ve faydalı vaadi aramaktadır. Anlaşılacağı üzere kendini siyasilerin etkisinde bırakmış seçmeni gören siyasiler, popülist vaatlerini elinden geldiği kadar arttıracak ve seçmenleri cezbetmeye çalışacaktır.

Siyasilerde sadece iktidara geçme güdüsü değil, iktidarı koruma güdüsü de bir o kadar önemli nedenlerden biridir. Birbirine yakın güdüler olarak görünse de aslında iktidarı koruma güdüsü popülist vaat vermeye daha çok meyilli olmaktadır. Çünkü iktidarlar kendilerini ekonomi politikasının sahipleri olarak görmektedirler ve bu sebepten dolayı popülist ekonomik vaat vermede kendilerini oldukça rahat ve güvenli hissetmektedirler. Bundan dolayı seçmenlerde eğer olağanüstü durumlar söz konusu değilse tercihlerini iktidar partilerinden kullanmakta çekinmemekte ve iktidar partilerine güvenmektedirler.

3) Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatlerinin Ekonomiye ve Ekonomi Politikasına Etkileri
Siyasiler, seçim meydanlarında dile kolay vaatler vererek, seçmenlerin oylarını toplamaktadırlar. Ancak iktidara ulaştıklarında söz konusu vaatleri yerine getirme zorunlulukları vardır. Çünkü uygulamadıkları vaatler için siyasiler, oy kaybı ile karşı karşıya kalırlar.

Siyasiler ekonomik vaatleri uygularken ekonomiye ve ekonomi politikasına etkileri olacaktır. Bu etkiler verilen vaadinin gerçekçiliğine, rasyonelliğine ve uygulanabilirliğe göre değişmektedir. Fakat siyasiler tarafından verilen vaatler uzun dönemli olmayan anlık düşünceler oldukları için, etkilerinin olumlu olması oldukça düşüktür. Elbette bazı siyasilerin etkin, rasyonel vaatleri ve politikaları da olmaktadır. Lakin ekseriyeti, anlık düşünceler içinde olduğu için, vaatler ve politikalar da ona göre şekillenmektedir.

Etkileri ele aldığımızda göze çarpan ilk etki, siyasilerin seçilme veya yeniden seçilme gayesiyle oylarını azamileştirmeye çalışırken, bürokrasiden sağladığı özel yararlar ve avantajlardır. (Aktan, 2013, s. 47)Siyasiler, hazineden seçim dönemlerinde bir miktar yardım almaktadırlar ve aldıkları yardımları, verdikleri vaatleri daha cezbedici göstermek için propaganda araçlarında kullanmaktadırlar. Ancak bu aşırı ve optimal olmayan kullanımlar maliye politikası dengelerini altüst edebilir. Özellikle yeniden seçilmek amacıyla iktidar partileri kendilerine has bütçeyi tahsis ederek, tahsis ettikleri bütçeyi optimal şekilde kullanmamalarına neden olabilir. Keza maliye politikası ve onun araçlarının etkin kullanılmamasına neden olarak mali dengede problemler çıkartabilir. İktidar partileri, yeniden seçilmek adına oy kazanmak için sorumsuzca kamu harcamalarını arttırmaları nedeniyle, bu harcamaların finansmanında seçmenin hoşuna gitmeyen finansman kaynağı olarak vergi yerine vergi-dışı finansman kaynaklarını seçmeleri de olasıdır (Aktan, 2013, s. 47). Borçlanma kaynaklarının kullanılması devletin tahvil çıkartıp, tahvil piyasasındaki arzı yükselterek faizin düşmesine neden olsa da tahvil alıcıları bir gelir beklentisine girdiği için, harcamalarını arttıracağından enflasyon tetiklenmesi söz konusu olabilir. Ayrıca piyasadaki kredilerin garanti gelir kapısı gözüyle bakılan devlet tahvillerine giderek, piyasadaki kredi arzının azalmasına yol açar. Böylece özel sektör borç(kredi) piyasasından dışlanmış olacak ve özel sektörün yatırımları azalacaktır. Bundan dolayı milli gelirde azalma meydana gelecektir. Görüleceği üzere maliye politikası araçlarının hem etkin hem de yanlış kullanılması, ekonomi durumunun olağan durumdan olumsuz duruma şekil almasına neden olmaktadır. Diğer taraftan iktidar, vergi dışı finansman kullanmaksızın vergileri arttırması durumunda (seçmen tepkisi gözardı edilirse), kişilerin ve girişimcilerin davranış ve tercihlerini etkileyerek vergi mukavemeti yaratır. Bu mukavemet kişilerin harcamalarını azaltması veya girişimlerin yatırımlarından vazgeçmesine neden olur. (Öncel, 1969, s. 114) Ancak çok düşük vergiler de kişilerin harcamalarını arttırarak enflasyona, yatırımların azalması ise milli gelirin azalmasına yol açacaktır.

Hükümetler zaman zaman seçim süreçlerine odaklanarak önceden ilan ettikleri politikalardan vazgeçerek ekonomik birimleri şaşırtmak yoluyla büyümeyi arttıracak politikaları uygulamaya yönelebilmektedir. Başka bir deyişle hükümetler kısa vadede ekonomik büyüme sağlamak için önceden ilan edilen ve optimal görünen politikaların uygulamasından sapma eğiliminde olabilmektedir. Ancak rasyonel beklentilere sahip ekonomik birimler hükümetlerin bu tercihini tahmin ederek beklentilerini buna göre güncelleyecektir. Sonuçta ekonomik büyüme sağlanamazken uzun vadede yüksek bir enflasyon oranı gerçekleşecektir. (TCMB, 2012, s. 9)

Konjonktürel durumun tahmininde de siyasilerin oldukça etkileri bulunmaktadır. Seçim süreçlerinde siyasiler farklı amaçlara sahip olduğundan, konjonktürel durumun tespitini yapan kişi ve kurumları etkileyerek, kendi çıkarları doğrultusunda karar aldırtmaları ve kararları kendi çıkarlarına göre uygulatmaları söz konusu olmaktadır. (Turhan, 1986)Siyasilerin çıkar ve hedefleri doğrultusunda alınan konjonktürel durumun tespiti ile kararlar ekonomi politikasını ve mevcut ekonomik durumu etkileyecektir.

Para politikası açısından baktığımız zaman, siyasiler aslen mezkur politikayı kullanmaya daha meyillilerdir. Bunun nedenleri ise, maliye politikasında kararı hükümet alıyor ve dolayısıyla fatura hükümete çıkıyor. Oysa para politikasında kararı merkez bankası alıyor ve fatura merkez bankasına çıkıyor. Bunun yanında halk kesimi için para politikası oldukça karışıktır ve para politikası, maliye politikasına göre daha hızlı uygunabilir bir politikadır.  (Eğilmez, 2012) Fakat siyasiler, vaatleri için bir politikayı uygulamaya koyduğunda başarılı olması durumunda merkez bankasının icraatı olarak değil, kendi icraatı olarak görmek ve göstermek isterler. Aksi bir durumda bütün fatura merkez bankası ve onun yönetimine kesilir. Anlaşılacağı üzere, siyasiler merkez bankalarını amiyane bir ifade ile “şamaroğlanı” olarak kullanmaktadır. Bu tarz durumlarda merkez bankası, yani para politikasının en önemli aktörü, bağımsızlığını kaybetmekte ve iplerini seçimlerden sonra siyasilere teslim etmektedir. Ancak bu durumda parasal aktarım mekanizmasının en önemli kanallarından biri olan beklentiler kanalının[1] zayıflamasına neden olacaktır. Kredibilitesi yüksek bir merkez bankası, fiyat istikrarını sağlama konusunda ekonomide bir güven duygusu yaratıp ekonomik birimlere gelecekte gerçekleşebilecek enflasyon hakkında fikir verebildiği sürece fiyatlarda oluşabilecek gelişmeleri etkileyebilecektir. Merkez bankasının şeffaflık ilkesi doğrultusunda gelecekte uygulayacağı politikaları açıklamasının piyasalar üzerinde hedeflediği etkiyi yaratabilmesi için, ekonomik birimlerin bankanın uygulayacağı politikaların başarıya ulaşacağına inanması gerekmektedir. Bir başka deyişle merkez bankasının yaptığı açıklamalara bağlı kalacağı yönünde güven tesis etmesi büyük önem taşımaktadır. Güvenilir ve şeffaf merkez bankaları ekonomik birimlerin beklentilerini yönlendirebilme yetisine de sahip olmaktadır. (TCMB, Parasal Aktarım Mekanizması, 2013, s. 6-7) Bağımsızlığını kaybetmiş, objektif ve şeffaf olmayan bir merkez bankası beklentiler kanalını yönetmekten aciz kalacaktır.

Fiyat istikrarının sağlanması ve sürdürülmesi uzun vadeli bir bakış açısıyla oluşturulan politikaların politikaların uygulanmasını gerektirmektedir. Öte yandan, dışsal şokların yanı sıra, siyasilerin ekonomiyi kapasitenin üzerinden çalıştırma istekleri veya yüksek kamu borçlarını merkez bankası kaynakları ile finans etme eğilimleri, fiyat istikrarını tehdit eden unsurlar arasındadır. (TCMB, Merkez Bankası Bağımsızlığı, 2012, s. 8)

Diğer parasal etki ise, siyasiler vaatlerinin uygulamasında maliye politikasının yerine para politikasının emisyon(para basma) aracını kullanmasıdır. Siyasiler uyguladıkları ekonomi politikalarının finansman aracı olarak merkez bankasının para basma yetkisini kullanarak neden olduğu kamu borçlarını bu araç ile ödemeye çalışırlar. Sonuçta piyasada parasal taban karşılıksız olarak arttığı için enflasyonda buna mukabil artacaktır.

Son bir etki ise, siyasilerin aralarındaki rekabetin artmasından kaynaklanan sonuçlardır. Seçim süreçlerinde artan rekabet ortamında, siyasiler vaat vermede daha ileri gitmektedir. Anlık verilen bu vaatler iktidar olunduğunda, seçmenlerin tepkisinin almamak adına uygulamaya geçtiğinde, ekonomi politikasını ve ekonomiyi adeta boşyere zorlayacaktır ve ekonomi politikasının araçları, optimal ve etkin olmayan projelerde harcanacaktır.

4)İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek: İran’a Kısa Bakış
Ahmedinejad dönemini iyi anlamak için İran İslam cumhuriyetindeki bazı kavramları, grup çatışmalarını, siyasi figürlerin görevlerini kısaca bilmekte fayda var. Bu bölümde öz olarak bu kavramlara, grup çatışmalarına ve siyasi figürlere bakacağız.

İran, gerek rejim ve gerek devlet yapısıyla diğer Ortadoğu ülkelerine nazaran farklı bir ülkedir. Ülke 1979’dan beri Ayetullah Humeyni’nin fikir babası ve kurucusu olduğu İslam Cumhuriyeti şekliyle yönetilmektedir. Bu yönetim şekline göre ülkenin en başındaki kişi dini liderdir(rehber-i enghelab) ve Uzmanlar Meclis’i tarafından şeçildikten sonra ömür boyu görev yapmakta ve ülkenin birçok alanında söz sahibi olmaktadır. Devletin ikinci kişisi ise yürütmenin başı olan cumhurbaşkanıdır. Demokratik seçimlerle 4+4 yıllığına seçilir ve dini lidere, meclise ve halka karşı sorumludur.

Ülkenin siyasetine baktığımızda çıkar grupları üçe bölünmüştür: Muhafazakarlar, reformistler ve rejim karşıtları. Muhafazakarlar, Ayetullah Humeyni’nin görüşleri doğrultusunda rejimin korunmasını ve rejimin ihracını savunmaktadırlar. Reformistler, rejimin iyileştirilmesi gerektiğini ve devrimin bazı kurumlarının yenilenmesi veya ortadan kaldırılması gerektiğini düşünmektedirler. Son çıkar grubu ise adından anlaşılacağı üzere rejime tamamen karşıttır ve İslami rejimin İran’ı bir an önce terketmesini savunan gruptur.

İran seçimleri üç çıkar grubunun olmasına rağmen sadece iki çıkar grubu arasında dönmektedir. Rejim karşıtları, İran devleti tarafından ülkenin çeşitli alanlarından uzaklaştırılmış veya sürgüne gönderilmiştir. Bunun yanında her aday dilediği gibi seçime girememektedir ve seçime girmeden önce adayın dini liderin onayını alması zorunludur.

4.1)İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek: Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad
İran’ın altıncı cumburbaşkanı olanı Mahmud Ahmedinejad, gerek yaşantısı, gerek düşünceleri ve gerek medyadaki değişik tavırlarıyla İran siyasetinin önemli isimlerinden biridir. Teknokrat olan Ahmedinejad cumhurbaşkanlığı görevine 2005 yılında başlamış ve cumhurbaşkanlığı döneminde muhafazakar bir çizgi izleyerek ülke siyasetine ve ekonomisine yön vermiştir.

Ahmedinejad’dan öncedeki cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi reformist bir liderdi ve bu dönemde reformistler “yolsuzluk” suçlamalarıyla yaflatalanıyordu.  (Yeğin, 2013) Halkın nefretini almış olan reformistler, “yolsuzlukla mücadele ve adalet” parolalarıyla çıkmış sade yaşamıyla bilinen Ahmedinejad’in kaza oklarına maruz kaldılar. 2005 yılındaki seçimlerde Ahmedinejad, mevcut hükümete eleştirileri, bulunduğu çizgi ve popülist söylemler sayesinde halkın büyük çoğunluğunun desteğini sağlayarak cumhurbaşkanı olmuştur.

Ahmedinejad’ın popülist söylemlerinin en önemlisi ve hatta seçimi ona kazandıracak vaadi, petrol gelirlerinden elde edilen paranın halka eşit dağıtılması idi. Kamu harcamalarının alt kalemi olan transfer harcamalarının artışı ülkede parasal tabanın artmasıyla kronik denilebilecek enflasyona neden olmuştur. Bu transfer harcamalarından öne çıkanlar: Fiyat sübvasyonları, doğrudan gelir destekleri, yoksul ve düşük gelirli ailere ev satın alma desteği, küçük işletmelere düşük faizli krediler, işletmelere sağlanan doğrudan yardımlar, evlilik ve eğitim için yardımlar. (Aslan, 2016, s. 11)Uzman ekonomistlerin uyarılarına rağmen cumhurbaşkanı Ahmedinejad söz konusu transfer harcamalarını arttırmış ve Ahmedinejad’ın iktisat teorisiyle taban tabana çelişen düşünceleri İran’da büyük enflasyon hastalığının başlamasına neden olmuştur. Ahmedinejad’a göre enflasyon sadece üretimden kaynaklanır. Yani üretim maliyetleri arttığı zaman fiyatlarda sürekli artış meydana gelmektedir. Ancak iktisat teorisine göre enflasyonun aslında en belirgin nedenlerinden biri parasal tabanın artmasıdır. (Aslan, 2016)

Ahmedinejad döneminde transfer harcamalarına daha ayrıntılı baktığımızda enflasyonu tetikleyen iki transfer harcaması türünü görmekteyiz. Bunlardan birincisi 2010 yılında kısmen kaldırılan fiyat sübvasyonu ile 2010 yılından fiyat sübvasyonu yerine uygulamaya konulan gelir sübvasyonlarıdır. (Aslan, 2016) Bu sübvasyonlar ile İran ekonomisi sürekli bir parasal genişlemeyle karşı karşıya kaldığı için enflasyon sürekli tetiklenmiştir ve bu da kronik enflasyonu beraberinde getirmiştir. Bunun yanında sübvasyonların enflasyona rağmen devam etmesinin nedeni ise daha önce bahsettiğimiz gibi seçmenin tepkisini çekmeme üzerinden yorumlanabilir. Ahmedinejad hükümeti seçmenlerin tepkisini çekmemek adına fiyat sübvasyonlarını gelir sübvasyonları ile devam ettirmiştir. Ancak Ahmedinejad ülkesinin ekonomisini tehlikeye atarak döneminde kronik enflasyon sorununun mimarı olmuştur.

Sonuç
İran İslam Cumhuriyeti’nden verilen örnekten anlaşılacağı üzere, siyasilerin popülist ekonomik vaatleri ve söylemlerinin gerek ekonomiye, ekonominin yapısına ve ekonomi politikasına birçok olumsuz etkisi olmaktadır. Ekonomi konuşmak siyasiler için basit gözükse de, ekonomi uzun ve ayrıntılı olarak planlara ayrılmalıdır ve bu planlar dahilinde ekonomi politikasına yön verilmesi gerekir. Bu yöntem dışında ekonomiye ve ekonomiye yön vermek, ekonominin zayıflamasına hatta kronik iktisadi hastalıkların görülmesine neden olacaktır.


Kaynakça

Aktan, Ç. C. (2013). Kurala Bağlı Maliye Politikası: Kurumsal Maliye Politikası (2 b., Cilt 5). İstanbul: Ekonomi Bilimleri Dergisi.

Aslan, M. (2016). İran'da Enflasyon Sorunu. Ankara: İram Yayınları.

Eğilmez, M. (2012). Maliye Politikası Devreye giriyor. http://www.mahfiegilmez.com/2012/09/maliye-politikas-devreye-giriyor.html.(Son erişim 2 Eylül)

Öncel, H. (1969). Maliye Politikası. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Maliye Araştırma Merkezi Konferansları Dergisi 19.

TCMB. (2012). Merkez Bankası Bağımsızlığı. Ankara: TCMB.

TCMB. (2013). Parasal Aktarım Mekanizması. Ankara: TCMB.

Turhan, S. (1986). Maliye Politikası ve Uygulamaya İlişkin Yöntemler.İstanbul: İstanbul İktisat Fakültesi Mecmuası.

Yeğin, A. (2013). İran Siyasetini Anlama Kılavuzu. İstanbul: SETA Yayınları.

Yılmaz, B. E. (2016). Maliye Politikası. İstanbul: Der Yayınları.






[1] Beklentiler kanalı, ekonomik birimlerin gelecek dönemlere ilişkin başta enflasyon olmak üzere ekonomik şartlarda yaşanmasını bekledikleri değişimler aracılığıyla çalışan aktarım kanalıdır.






Birkan Kemal ERTAN
6 Eylül, 2018

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.