Ana içeriğe atla

27 Mayıs Darbesi ve Demokrat Parti İktidarının Sona Ermesi


27 MAYIS DARBESİ VE DEMOKRAT PARTİ İKTİDARININ SONA ERMESİ

Demokrat Parti (DP), iktidara geldiği 14 Mayıs 1950 tarihinden itibaren ordunun nefesini ensesinde hissetmiştir. İlk olarak seçim gecesi ordunun üst kademesi, İsmet İnönü’ye seçimleri tanımama konusunda yeşil ışık yakmış ancak İnönü’den istenilen cevap alınamamıştır. Ordu meselesi ilk geceden sonra haziran başında tekrar patlak vermiştir. Üst kademelerde yeni bir iktidar hazırlığı yapıldığını haber alan Menderes, Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı’nı görevden almıştır.

Ordu içerisindeki rahatsızlık ezanın Arapçaya dönmesi ile başlamıştı. Adnan Menderes’in mecliste İnönü ile sert münakaşalara girmesi orduyu tedirgin ediyordu. İnönü’ye yapılan saldırılar orduya yapılmış sayılıyordu. Askerleri rahatsız eden bir diğer konu ise Marshall Planı çerçevesinde eğitime gelen Amerikalı subaylar idi. Yapılan ittifaklar birtakım koşulları beraberinde getiriyordu. Doğrudan tepki yaratan konu ise emir erleri meselesi olmuştur. Bazı DP kurmayları, emir erlerinin kullanılmaması için bir girişim başlattılar. Ordunun alt kademelerinde başlayan kaynama zamanla üst kademlere de yansıdı.

14 Temmuz 1958’de Irak ordusu darbe yaptı, iktidarı ele geçirdi. Faysal ve Nuri Sait öldürüldüler. DP’li yöneticiler bundan çok etkilendiler. Türk ordusu Irak ve Suriye sınırında alarma geçirildi. Hatta Menderes’in Irak’a askeri müdahaleye niyetlendiği, fakat ABD tarafından vazgeçirildiği öne sürülmüştür.[1] Bu askeri darbe, Türkiye bakımından iki açıdan önemliydi. Türkiye’de bazı subaylar darbe hazırlığı içindeydi ve Bağdat Paktı’nın geleceği tehlike altındaydı. Bu darbe, Bağdat Paktı ve Türkiye’nin Orta Doğu politikasının sonu oldu. Hem Türk dış politikası hem de başbakanın iç dünyasında önemli bir etki yaratmıştır.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 14. Kurultayını 12 Ocak 1959 tarihinde topladı. Parti tarihi açısından mühim bir kurultaydı. İktidarın baskısı karşısında savunma durumunda olan CHP, saldırıya geçti. Hürriyet Partisi (HP) kongreden birkaç gün önce CHP’ye katılmış ve muhalefet safları sıklaşmıştı. Kongre, İlk Hedefler Beyannamesi adlı bir metni kabul etti. 10 maddeden oluşan metin, bir anayasa taslağı görünümündeydi. Tarafsız devlet başkanı, basın özgürlüğü, ikinci meclis, nispi temsil sistemi gibi temellerden oluşuyordu. Aslında bu bildiri 27 Mayıs sonrası dönemde gerçekleştirilen icraatlar olmuştu.

Muhalefetin birlik arayışına DP, vatan cephesi ile karşılık verdi. Cephe ocakları oluşturuluyor ve gönüllüler toplanıyordu. Radyolar cepheye katılan vatandaşların isimlerini ilân ediyordu. Bu ilân yayınları saatlerce uzayıp gidiyordu. İç politikada halk cephelere ayrılmış vaziyetteydi ve bu durum olası bir müdahaleye zemin hazırlıyordu.

17 Şubat 1959 günü Londra’ya hareket eden Adnan Menderes’i taşıyan uçak düştü. 14 kişi hayatını kaybetti ve Menderes şans eseri kurtuldu. Yurda dönen başbakan, halk tarafından bağrına basılarak karşılandı. Menderes’i karşılamaya gelenler arasında Celal Bayar ve İsmet İnönü’de vardı. Menderes, İnönü’nün kendisini karşılamaya gelmesinden memnun olmuştu. Adeta yeniden doğan Menderes, halkın sevgisini yeniden kazanmış ve muhalefetle ilişkileri düzeltmiş bir başbakandı.

İnönü, bu olaylardan sonra Uşak ziyareti sırasında başından yaralandı ve CHP heyetinin uğradığı her ilde olaylar çıkmaya başladı. Bu olaylardan en şiddetlisi Topkapı’da meydana geldi, bir grup genç, İnönü’nün arabasına hücum ederek camlarını parçaladı. Bu gelişmelerin ardından Kayseri’de ise askerler İnönü’ye karşı bir siyasi parti lideri değil de bir komutan gibi yaklaşmışlardı. Ordu rengini belli ediyordu. Bu gelişmeler iktidar cephesinde kaygıları arttırdı.

DP, muhalefeti ortadan kaldırmaya yönelik bir hamle yaparak, 18 Nisan 1960’da Tahkikat Komisyonu kurdu. CHP’nin seçim dışı yollarla iktidara gelmek için hücre örgütü kurduğu ve bu örgütü silahlandırarak isyan hazırlığında olduğu gerekçesi ile böyle bir komisyonun kurulmasına karar verilmişti. Komisyon üç ay görevde kalacak, CHP ve basının faaliyetlerini sorgulayacaktı. Komisyon tüm siyasal faaliyetleri yasakladığı gibi komisyonla ilgili haberlere de yayın yasağı getirildi. Getirilen yasa ile komisyona olağanüstü yetkiler verildi. Komisyondaki on beş DP’li, CHP ve basını yargılayacak, kararlarına itiraz edilmeyecekti.

İnönü gelişmeler üzerine “Şartlar tamam olduğunda ihtilâl milletler için meşru bir haktır. Bu şekilde devam ederseniz ben de sizi kurtaramam” demişti. Ben de sizi kurtaramam sözü Ulus Gazetesi'nde manşet oldu. Komisyonun göreve başlaması ile vekiller ifadeye çağrıldı ve Ulus Gazetesi bir ay kapatıldı.

İhtilâlin işaret fişeği İstanbul Üniversitesi’nin önünde yakıldı. 28 Nisan 1960 tarihinde DP iktidarı aleyhinde gösteri için toplanan öğrencilere karşı ateş açılması ile bir öğrenci yaşamını yitirdi ve kırk kişi yaralandı. Ordu birlikleri müdahale için gönderildi. Ertesi gün Ankara’da benzer sahneler görüldü. Sıkıyönetim ilan edildi, üniversiteler kapatıldı ve yayın yasağı getirildi. Menderes, sadece İstanbul ve Ankara’da olayların olduğunu ve yurdun geri kalanının sükûnet içerisinde olduğuna bakarak olaylara önem vermemişti. Olaylara karışan kitlelerin, muhalefetin kışkırttığı insanlardan oluştuğunu düşünüyordu.

Ordu ihtilâl için gün sayıyordu. Cemal Gürsel, Kara Kuvvetleri Komutanı olarak göreve getirildi. Gürsel’den ihtilalcilerin kritik noktalara getirilmesi istendi. Bu doğrultuda Alparslan Türkeş, Suphi Karaman ve Osman Köksal’ın tayinleri yapıldı. Cemal Gürsel, Adnan Menderes’e bir mektup yazdı. Üniversitelere asker sevkinin ve gençlere ateş açılmasının doğru olmadığını belirtirken, Bayar’ın istifa etmesini ve Menderes’in cumhurbaşkanı olmasını öneriyordu. Menderes, Ekrem Menderes’in çabaları ile istifaya ikna olmuştur. Ancak 15 Mayıs 1960’da gerçekleştirdiği İzmir mitingi sonrasında bu kararından vazgeçmişti.

21 Mayıs günü Harp Okulu öğrencileri Atatürk Bulvarı’nda yürüyüş yaptılar. Düşünülen tek çare Harp Okulu’nu en kısa zamanda tatile göndermek oldu. DP Genel İdare Kurulu’nun ve DP meclis grubunun Menderes’i tuttuğu yoldan geri çevirmek için yaptıkları girişimler de onu etkilemedi.[2] Başbakan artık eleştiri duymak istemiyordu. Yüksek rütbeli askerler rejime bağlılığını dile getirerek başbakana olan bağlılıklarını belirtiyorlardı.

27 Mayıs 1960 tarihinde düşük rütbeli subaylar yönetime el koymuştur. Müdahalenin emir-komuta zinciri içerisinde gerçekleşmesi mümkün değildi. Tabandan gelen bu harekât, plansız ve programsız bir gece baskını ile gerçekleşmiştir. Darbenin uzun vadeli siyasi planı ve sosyal boyutu yoktu. Genç subaylar emir-komuta zincirini parçalayarak iktidara geldiler. Ordu iktidarı tasfiye ederek, profesörlerce hükümet kurup çekilmeyi planlıyordu. Profesörler heyeti yeni anayasayı yapmak için çekildiler. Yasama ve yürütme yetkisi Milli Birlik Komitesi’ne (MBK) bırakıldı. Geçmişleri temiz sivillerden teknisyenler hükümeti kuruldu. MBK, profesör heyeti ve Bakanlar Kurulu mevcuttu. Başlarında ise Cemal Gürsel vardı. MBK çıkardığı ilk yasa ila darbenin hukuksal zeminini hazırladı.  Cemal Gürsel devlet başkanı oldu.  Hedef kargaşayı durdurmak ve demokrasiyi yeniden tesis etmekti. Ancak MBK içerisinde Alparslan Türkeş’in başını çektiği grup hemen seçime gidilmesi taraftarı değildi. Ordu partileşmeli ve bazı reformları yerine getirmeliydi. Türkeş’e göre hemen seçime gitmek iktidarı İnönü’ye teslim etmek anlamına geliyordu. Bu 14 kişilik grup daha sonra dağıtılarak yurt dışına gönderildiler.

Bununla birlikte, hükümet olarak ordu ile kurum olarak ordu arasındaki gerginlik, MBK içindeki radikallerin tasfiyesi ile sona ermedi. 1961 yılında aktif görevde bulunan yüksek rütbeli subaylar, MBK’nin faaliyetlerini denetlemek amacıyla, Silahlı Kuvvetler Birliği (SBK) adı verilen gayriresmî bir şemsiye örgüt kurdular.[3]

DP’lileri yargılamak için Yüksek Adalet Divanı kuruldu. Mahkeme kararlarına itiraz edilemeyecekti. Davalar, Yassıada’da görüldü. İlk duruşmalar köpek, bebek davası gibi komik davalardı ve yargılamanın bozulmasına sebebiyet veriyordu. Hafif ve ağır birçok ceza verildi. 14 idam cezası vardı. Bayar’ın cezası yaşından dolayı ömür boyu hapse çevrildi. Üç kişinin idam cezası MBK tarafından onandı. Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu idam edildiler.

Türkiye’deki tek parti rejiminin, 1946-1950 yılları arasında, rejimde ihtilâl, hükümet darbesi, iç savaş, askeri yenilgi veya yabancı işgal gibi radikal bir kesinti ya da kopma olmaksızın, barışçıl yoldan çok partili hayata geçmesi dikkat çekilmesi gereken önemli bir noktadır.[4] Türkiye barışçıl ve demokratik yollarla çok partili sisteme geçmiş olmasına rağmen demokrasisi askeri darbe ile kesintiye uğramıştır. Yeni demokratikleşmiş ülkeler için sorun, demokrasinin nasıl konsolide edileceği problemidir. Seçimle iktidara gelen DP kendisini asker ve sivil bürokrasiyle özdeşleşmiş CHP karşısında her zaman tehdit altında hissetmişti. CHP döneminde muhalefetin ve plüralizmin yaşayabilmesi için gerekli hukuksal güvenceyi sağlayacak değişikliklerin yapılmamış olması da süreci buraya getiren önemli etkenlerden biridir. 1950-1960 yılları arasındaki DP dönemi, Türkiye’nin demokrasi tarihi açısından dikkatle incelenmesi gereken bir dönemdir. Çok fazla detay ve ayrıntı olmasına rağmen belli başlı önemli olaylar ile bu dönemi ele almaya çalıştık. Bitirme tezimde Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçmesini etkileyen iç ve dış etkenlerini ayrıntılı bir şekilde sizlerle paylaşacağım.



K. Doğukan TAŞDEMİR
11.12.2018  


[1] Sina Akşin, Kısa Türkiye Tarihi (İstanbul: Türkiye İş Bankası Yayınları, 2017), 254.
[2] Akşin, Kısa Türkiye Tarihi, 259.
[3] Ergun Özbudun, Türk Siyasal Hayatı (Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları, 2010), 21.
[4] Ergun Özbudun, Otoriter Rejimler, Seçimsel Demokrasiler ve Türkiye (İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınlar, 2016), 117.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…