Ana içeriğe atla

Mustafa Humeyni’nin Ölümü ve İran İslam Devrimine Etkisi





Mustafa Humeyni’nin Ölümü ve İran İslam Devrimine Etkisi

1979’da Humeyni öncülüğünde gerçekleştirilen İran İslam Devrimi, içinde barındırdığı şahıs ve olaylarla dünya tarihinde gerçekleştirilmiş çoğu devrimden farklı olarak önümüze çıkmaktadır. Özellikle devrimin gerçekleşmesine zemin hazırlayan bazı şahıs ve olayların mitleştirilerek anlatılması ve bunun dikkat unsuru olarak karşımıza çıkması, İran İslam Devrimi’ni daha farklı kılmaktadır. Humeyni, yol arkadaşları ve ailesi, söz konusu şahısların ve olayların içindeki karakterleri oluşturuyor. Humeyni’nin en büyük oğlu olan Mustafa Humeyni de hayatı pahasına İslam Devrimi’nin gerçekleşmesinde dolaylı olarak rolü bulunmaktadır.

Mustafa Humeyni: Yaşamına Kısa Bakış
İran İslam Cumhuriyeti kurucusu ve onun dini lideri Humeyni’nin en büyük oğlu olan Mustafa Humeyni, 1930 yılında İran’ın dini şehri olan Kum’da dünyaya geldi. Ailesi ve doğduğu şehir Kum’un etkisiyle küçük yaşlarda İslami ilimlere yöneldi ve Kum’un ileri gelen hocalarından fıkıh, tefsir, kelam ve felsefe gibi İslami ilim dersleri aldı. Babası gibi kısa sürede dini konularda hüküm verecek müctehid makamına ulaştı.


İran İslam Cumhuriyeti Kurucusu Humeyni'nin oğlu Mustafa Humeyni



Babası Humeyni’nin o dönemlerdeki Pehlevi yönetimine sert çıkışlarını desteklemiş ve babasının Pehlevi yönetimine karşı faaliyetlerini düzenlemiştir. Bundan dolayı babası Humeyni  gibi 1964’te tutuklanarak hapse atıldı. Hapisten çıktıktan sonra tekrardan babasının Pehlevilere karşı mücadelesini yürüttü ve bundan dolayı babasıyla beraber sürgüne gönderildi. Humeyni’nin Türkiye ve Irak’taki sürgünlerinde yanındaydı ve ona Pehlevi ile mücadelesinde maddi ve manevi desteği olduğundan babası ona “İslamın ümidi ve geleceği” olarak bakmıştır. Ayrıca devrim kadrolarında bulunan diğer ulemanın gözünde Humeyni’nin oğlu vasfı dışında saygı ve sevgi görüyordu.

Irak Necef’te sürgünde olan ve eğitimini sürdüren Mustafa Humeyni 1977 yılında şüpheli bir biçimde öldü. Ölümü hakkında birçok komplo teorisi ortaya atılmıştır. Ancak hiçbir kaynak onun ölümün normal bir ölüm olmadığını, Pehlevi yönetiminin istihbarat ağı olan SAVAK tarafından zehirlenerek öldürüldüğünü birçok kaynak kabul etmektedir ve onun ölümü ile beraber düzenlenen cenaze merasimleri Pehlevi karşıtı gösterilere dönüşerek Pehlevi yönetimi baskılarından dolayı zayıflayan yönetimi karşıtı mücadelelerin tekrardan güçlenmesine neden olmuştur. Hatta bu yüzden babası Humeyni, oğlunun ölümünü “الطاف خفيّهی الهی[1] olarak yorumlamıştır.

Hapis ve Sürgün
Humeyni’nin Şah yönetimine ilk başkaldırışı 1962 yılında ilan edilen “Belediyeler Kanunu”ndaki belediye seçimi adaylarının ve kazananlarının Müslüman olma şartının kaldırılması ve Kuran üzerine yemin etmeleri hakkındaki kanunun kaldırılması oldu. Humeyni’nin sistematik itirazı sayesinde eski kanun tekrar yürürlüğe girse de, Humeyni bunu Şah yönetimine karşı fırsata çevirmeyi düşünerek, Şah yönetimine karşı mücadelesinden vazgeçmemiş ve hatta dini çevrelere, Şah rejiminin Amerika ve İsrail’in işbirlikçisi olduğunu savunarak, rejimin değişmesinin mücadelesini vermelerini sürekli onlara hatırlatmış ve bu uğurda mücadele etmelerini söylemiştir. Şah yönetimi Amerika'nın etkisiyle "Beyaz Devrim" olarak adlandırılan devrimi gerçekleştirmiştir. Bunun üzerine Humeyni, Şah yönetimine daha geniş bir alandan saldırmış ve daha önce sistematize ettiği düşünceyi fetvalarında ve sohbetlerinde dile getirmiştir. 15 Khordad olayları gerçekleştirilerek Şah yönetimine karşı büyük bir tepki gösterilmiştir ve Şah yönetimi birçok göstericiyi öldürmüş ve hapsetmiştir. Humeyni’nin de Şah yönetimine karşı itirazları cevapsız kalmamış, önce destekçileri ile beraber hapsedilmiş daha sonra da, önce Türkiye sonra Irak/Necef olmak üzere sürgüne gönderilmiştir. Sürgüne gönderildiğinde en büyük oğlu Mustafa Humeyni’de yanındaydı.

Humeyni’nin sürgüne gönderilmesi İran’da yankı bulmasına rağmen Şah yönetimi, SAVAK adlı istihbarat örgütüyle Humeyni’nin fetva ve sohbetlerinin yasaklamış ve dini çevrelerine üzerine büyük bir baskı uygulayarak Humeyni’nin hareketini engellemeye çalışmıştır. Halk üzerinde kurulan bu baskı Humeyni’nin popüleritesinin artmasına neden olmuş ve her kesimden büyük destekçi toplamıştır. Ancak Şah yönetiminin baskısı ve SAVAK üzerinden yarattığı korku halkın tepkilerini azalttı.

Humeyni sürgündeyken SAVAK’ın İran’daki baskılarına rağmen fetva, sohbet ve risalelerini el altından gizli bir şekilde yayınlamaya devam etmiştir. 15 Khordad’tan sonraki olaylarda Şah yönetiminin baskısıyla Humeyni’nin başkaldırışını dile getirilmesi ve mücadelesi engellense de Humeyni her şeye rağmen Şah’a karşı mücadelesinden vazgeçmemiştir. Özellikle oğlunun, babasının mücadelesi için sürekli çalışması ve Necef etrafında babasının mücadelesine devam etmesi ve bunun yanında İslami ilimlerle de uğraşması sonradan yazılan devrim hatıratlarında övülmüştür.

Ölüm ve Devrim
Artan baskı ortamı ve SAVAK’ın  Şah yönetimi karşıtlarını elimine etmesi Humeyni destekçilerinin umutlarını azaltmıştır. Ancak 1977 yılında Humeyni’nin oğlu Mustafa Humeyni şüpheli bir biçimde SAVAK tarafından zehirlenerek öldürülmesi İran’da çok büyük bir yankı uyandırdı. SAVAK’ın Mustafa Humeyni’yi öldürme sebebi her ne kadar Humeyni ve onun destekçilerini manevi yönden vurarak Şah yönetimi muhaliflerini elimine etmek olsa da Humeyni ve destekçileri tam tersi bir tepki vererek[2] bunu fırsata çevirmiştir.


Ayetullah Humeyni El-Uzma


Mustafa Humeyni’yi anmak isteyen Şah yönetimi karşıtı devrimciler, anma törenlerini adeta Şah yönetimi karşıtı gösterilere çevirdiler. Humeyni’nin oğlunun ölümü “Allah’ın lütfu” olarak görmesi de bundan dolayıdır ve Humeyni, Şah yönetimi karşısında daha dik durarak muhalifleri ümitlendirmiştir. Muhalifler Mustafa Humeyni’nin anma törenlerini fırsata çevirerek daha ateşli gösteriler düzenlemiş ve Humeyni’nin isminin bir kere daha meydanlarda yankılanmasını sağlamışlardır. Ayrıca Mustafa Humeyni’nin ölümüyle dini şehirler olan Kum, Isfahan, Meşhed’de dini hareketler büyük boyutlara ulaşmış ve dini grupların Şah karşıtı gösterilerde sayılarının ve etkilerinin artması devrimin “İslami” bir devrim olmasını sağlamış ve diğer muhalif grupların Humeyni’nin arkasında durması, Humeyni’nin devrimden sonra rakipsiz lider olmasının yolunu açmıştır.

1979’da devrim olduğunda Humeyni İran’a gelerek İran iktidarını ele aldı ve kendi düşünce sistemine uygun olarak İran’ı İslam cumhuriyeti haline getirdi. Bu uğurda oğlunu kaybeden Humeyni, adeta bir hırs ve intikam ile devrimden sonra gerek İran içindeki gerek dışındaki dengeleri değiştirerek dünya tarihinde yerini aldı. Kurucusu olduğu ve uğrunda bir evlat verdiği İran İslam Cumhuriyeti yaklaşık 40 yıldır dünya siyasetinde kritik bir rol oynuyor.

Birkan Kemal ERTAN
30.11.2018

REFERANSLAR







[1] Arapça olan bu terim “Allah’ın Lütfu” anlamına gelmektedir. Genellikle kötü olan bir şeyde Allah’ın yardımı sayesinde kötü olan şeyin iyi ve müspet işlere kapı açması olarak yorumlanır.
[2] Özellikle bu tepkilerin başında Humeyni’nin oğlu öldüğündeki tepkisi olabilir. Oğlunun ölüm haberini aldığında Humeyni, derhal oğlunun bedeninin defnedilmesini istemiştir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…