Ana içeriğe atla

Otoriter Rejimler ve Tipoloji Sorunları




OTORİTER REJİMLER VE TİPOLOJİ SORUNLARI

OTORİTER REJİMLERİN TANIMI

Sınırlı, fakat sorumlu olmayan bir siyasal plüralizme yer veren; işlenmiş ve yol gösterici bir ideolojiye değil, kendine özgü zihniyetlere sahip olan; gelişimlerinin bazı aşamaları dışında, yaygın ve yoğun bir siyasal mobilizasyon yaratmayan; bir liderin veya bazen küçük bir grubun, biçimsel yönden iyi belirlenmemiş fakat fiiliyatta oldukça tahmin edilebilir sınırlar içinde iktidarı kullandıkları siyasal sistemlerdir.[1] Juan J. Linz’in otoriter rejimler tanımında üç unsurun varlığı görülmektedir. Bunlar; sınırlı plüralizm, bir zihniyete sahip olması ve siyasal mobilizasyonun düşük düzeyde olması. Bu tanıma göre totaliter olmayan ve demokratik özellikler taşıyan rejimler otoriter olarak tanımlanabilir.

Linz, otoriter rejimleri alt tiplere ayırmıştır. Bunlar; bürokratik askeri otoriteler, demokrasi sonrası toplumlarda mobilize edici otoriter rejimler, bağımsızlık sonrası mobilize edici otoriter rejimler, organik devletçilik, ırksal ve etnik demokrasiler, eksik ve totalitarizm öncesi otoriter rejimler ve totalitarizm sonrası otoriter rejimler olmak üzere sınıflandırılmıştır. Burada Linz’in sınırlı plüralizm ve sınırlı mobilizasyon ölçütlerini dikkate alarak otoriter rejimleri ayırdığını görüyoruz. Baktığımız zaman sözü edilen her tipolojide sınırlı siyasal plüralizmin ve sınırlı siyasal mobilizasyonun varlığından söz edebiliriz.

SEÇİMLİ OTORİTERLİK / SEÇİMSEL DEMOKRASİLER

Linz’in yapmış olduğu otoriter rejimlerin alt tipleri sınıflandırılmasında seçimli otoriterlik yer almamaktadır. Larry Diamond’a göre “bunun çok mantıklı bir sebebi vardır. Bugün çok yaygın olan bu melez rejim tipi, çok büyük ölçüde, çağdaş dünyanın bir ürünüdür.[2] Seçimsel demokrasiler, seçimli otoriter rejimler, kapalı otorite rejimler ve liberal demokrasileri ele aldığımızda bir tipoloji sorunu ile karşılaşıyoruz. Diamond, bu noktada seçimsel demokrasiler, belirsiz rejimler, yarışmacı otoriter rejimler ve hegemonyacı seçimsel otoriter rejimler sınıflandırmasını yapmaktadır. Diamond bir tipoloji oluşturmuş olmasına rağmen durumun karmaşıklığının ve gri alanın varlığının farkındaydı.

Çok partili seçimler ve demokratik kurumlar görüntüde varolduğu halde temelde otoriter özelikler taşıyan bu rejimler, seçimli otoriterlik haricinde siyaset biliminde ufak tefek farklarla yalancı demokrasiler veya rekabetçi otoriterlik gibi kavramlarla da tanımlanmaktadır.[3] Bu tip rejimler, demokratik rejimlerin bazı özelliklerini taklit etmeye çalışmaktadır. İktidar seçimler ile meşruîyetini sağlamaya çalışmaktadır. Otoriter rejimler ile demokratik rejimlerin bazı türleri arasında keskin bir ayrımdan söz etmek güç bir hale gelmiştir.

Liberal demokrasileri ve seçimsel demokrasileri ele aldığımızda her iki rejim tipinde de seçimler yapılmaktadır. Ancak demokrasinin temel unsurlarının kurumsallaşamadığını görüyoruz. (Hukuk devleti, temel hak ve özgürlüklerin korunması gibi)

Seçimsel demokrasiler ile seçimli otoriter rejimler arasındaki fark seçimlerin şeffaflık, dürüstlük, serbestlik nitelikleri ile alakalıdır. Seçimli otoriter rejimler sınıflandırmasına giren ülkelerin sayısı dünya genelinde bir hayli yüksektir. Diamond tarafından belirtildiği gibi bu tip rejimlerin çağdaş dünyanın bir ürünü olduğu görüşünde haksız sayılmamaktadır. Tipoloji sorununu çözmek için otoriter ve otoriter olmayanın sınırlarını doğru çizmemiz gerekir.

Seçimli otoriter rejimler, yürütme organı başkanlığı ve milli bir yasama meclisi için düzenli seçimler yapmak suretiyle, çok partili seçimler oyununu oynamaktadırlar. Ancak serbestlik ve dürüstlük konusundaki liberal demokratik ilkeleri, o kadar derinden ve sistematik biçimde ihlal etmektedirler ki, seçimler, demokrasinin araçları olmaktan çıkıp, otoriter rejimlerin araçları haline gelmektedirler.[4] Bu rejimlerdeki seçimlerde genel oy kuralı uygulanır. Ancak sınırlı ölçüde çoğulcudur. Daha önce belirttiğim gibi iktidar seçimler ile meşruiyet sağlamaya çalışmaktadır. Seçimlerin bilinmezliğini önleyecek ölçüde devlet manipülasyonu mevcuttur.

Otoriter rejimlerin sınıflandırılması konusundaki tipoloji sorunu, seçimli otoriter rejimler için de geçerlidir. Seçimli otoriter rejimleri alt-tipolojisinin, gri alanın aydınlatılması açısından faydalı olup olmayacağı sorunsalı gelişmiştir.

Diamond bu sorunsal için “belirsiz (ambigious) rejimler”, “yarışmacı (competitive) rejimler” ve “hegemonyacı (hegemonic) rejimler” ayrımını ortaya koymuştur.[5] Diamond tarafından oluşturulan tipolojiye rağmen seçimli otoriter rejimler ile seçimsel demokrasiler arasındaki çizgilerin kesin olarak birbirinden ayrılması sağlanamamıştır.  Bu ayrımın güçlüğü kavramsal açıdan sorunları beraberinde getirmiştir. Çağdaş dünyanın ürünü olarak görülen bu rejimlerin sınırları, zaman içerisinde değişmeye devam edecek ve yeni tipoloji sorunlarını ortaya çıkaracaktır.



K. Doğukan TAŞDEMİR
17.12.2018



[1] Juan J. Linz, Totaliter ve Otoriter Rejimler, çev. Ergun Özbudun (Ankara: Siberte Yayınları, 2017), 161.

[2]Larry Diamond, Thiking about Hybrid Regimes, Journal of Democracy, sy. 2 (2002), 24.
[3] Sabri Sayarı ve Hasret Dikici Bilgin, Karşılaştırmalı Siyaset Temel Konular ve Yaklaşımlar (İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2016), 67.

[4] Ergun Özbudun, Otoriter Rejimler, Seçimsel Demokrasiler ve Türkiye, (İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2016) 112.
[5] Özbudun, Otoriter Rejinler, Seçimsel Demokrasiler ve Türkiye, 45.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…