Ana içeriğe atla

Türkiye'de Kamu Açıkları ve Finansman Yöntemleri

Bu yazıda amaç: Hükûmetin her yıl devlet kurumları için belirlediği bütçede ortaya çıkan açıkların hangi enstrümanlarla kapatılmaya çalışıldığının anlaşılır bir şekilde dile getirilmesidir.

Finansman: Bir yapının işleyebilmesi ve gelişebilmesi için gereken para ve kredi.

Kamu: Halk hizmeti gören devlet organlarının tümü.


En kısa tanımıyla kamu finansmanı, bir ülkedeki kamu kesiminin gelir ve gider hesaplarının düzenlenmesine ve varsa kamudaki açığın kapatılmasına yönelik gayretlere denir. Temel amaç kamuda işleyiş ve sürekliliğin temin edilmesidir.

Kamudaki açık ise gelirlerin giderleri karşılayamamasıyla oluşur. Yani kamu çalışanlarının maaşları, sosyal güvenlik kurumlarının giderleri, belediyelerin borçları, kamu kurumlarının giderleri vb. gider kalemleri vergiler ve diğer gelirler ile ödenemediğinde kamu açığı meydana gelir. Eğer bu açığın finansmanı yapılamazsa devlet hizmetleri sekteye uğrar ve toplum ekonomik anlamda darboğaza düşebilir. Bu yüzden kamusal açığın kapatılması için hükûmetin ilgili organları kamu borçlanma araçlarını kullanır. Peki hükûmet adına bu işle hangi kurumlar uğraşıyor kısaca göz atalım.


Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca hazırlanan 94 bütçenin sadece 25'i fazla vermiştir.


Eskiden Hazine Müsteşarlığı’na, şu an T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı olan Kamu Finansmanı Genel Müdürlüğü, kamu kesiminde oluşabilecek olumsuzlukları engelleyebilmek için gerekli yetkilere sahiptir. Bu kurum, devletin açığını kapatacak borçlanma mekanizmasını çalıştıran mercidir. Borçlanma politikasını Merkez Bankası ile koordineli yürütür.
Kamu açığını finanse edebilecek araçlar yedi konu altında toplanabilir fakat günümüzde altı tanesi kullanılabilmektedir. Bu konular şunlardır;

1. Vergileri Artırmak

Vergilerin belirli miktarda artırılması devletin kamu gelirlerini yükseltirken, vergiler gereğinden fazla artırılırsa gelirler düşmeye başlar. 

Örn: Sigortasız istihdam.

2. Kamusal Harcamaları Azaltmak
Hükûmet kamudaki gider kalemlerinde sıkılaşmaya giderek kamu açığını azaltabilir.

Örn: Kamuya daha az Mercedes almak/kiralamak.

3. Dolaşımdaki Parayı Artırmak (Para Basmak)
TCMB, Türkiye'de para basma yetkisine sahip tek kuruluştur. Para basımı yoluyla kamu açıkları azaltılabilir.

4. İç Borçlanma (DİBS)
Hükûmet, kamunun ihtiyaç duyduğu fonu sağlamak için devlet adına yurt içinde borçlanır. Hazine ve Maliye Bakanlığı bunu tahvil ve bono ihracıyla yapar. Devletin belirli bir faiz oranıyla 1 yıldan az süreli sattığı borçlanma aracına Hazine Bonosu adı verilir. 1 yıldan daha uzun süreli borçlanma aracına ise Devlet Tahvili denir. Devlet bu finansal araçları önce alıcısına satar, süresi bittiğinde ise daha yüksek fiyattan tekrar alır. Geçen süredeki getiri faiz oranıyla alakalıdır. Devlet Tahvilleri, Hazine Bonolarından daha çok faize ve dolayısıyla getiriye sahiptir çünkü süreleri daha uzundur (Güncel durum bunu yansıtmıyor). Bireysel yatırımcılara yönelik olarak çoğu zaman bono ve tahvil çıkarılmaz fakat yatırımcılar yatırım fonları aracılığıyla bu bağlamda getiri sağlayabilirler. (Aralık 2018'de bireysel yatırımcıya yönelik bono & tahvil ihracı yapılmıştır. Olağanın dışında bir durum)

Örn: Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın 27 Ocak 2016 tarihinde ihraç ettiği, süresi 8 Temmuz 2020'de sona eren devlet tahvili.


5. Dış Borçlanma
Kamu finansmanı, yabancı bankalardan borçlanarak da sağlanabilir. Örneğin adını sıkça duyduğumuz IMF tam da burada karşımıza çıkmaktadır. Devlet eğer iç piyasada borcunu kapatamazsa başka devletlerden, IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlardan, yabancı bankalardan borçlanabilir veya dış piyasalara Eurobond ihraç edebilir. Eurobond, yurt içindeki Devlet Tahvilinin dış piyasalardaki karşılığıdır.

Örn: Yunanistan'ın ekonomik krize girmesiyle Euro bölgesi ülkelerinden 100 milyar €'dan fazla borçlanması.


6. Özelleştirme Gelirleri
Kamu finansmanı ve borçların kapatılması için başvurulabilen bir diğer yöntem ise kamu kurumlarını özelleştirme politikasıdır. Özelleştirme, kamu kurum ve kuruluşlarının devlet elinden çıkarılarak özel sektöre satılmasını ifade eder. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı öncülüğünde gerçekleştirilen satışlar, kısa vadede devlete ciddi getiri sağlayarak vadesi gelmiş borçların kapatılmasında etkilidir. Özellikle özelleştirmesi yapılan Türk Telekom, Tüpraş gibi piyasada tekel durumda olan eski kamu iktisadi teşekküllerinin satılması kamu borçlarının ödenmesini sağlamıştır.

Örn: Kamu teşekkülü olan TÜPRAŞ'ın 12 Eylül 2005 tarihli ihaleyle şirket payının %51'inin 4 milyar 140 milyon dolara Koç-Shell Ortak Girişim Grubu'na satılması.


7. TCMB’den Kısa Vadeli Avans Alımı (2001'den beri kullanılmıyor.)
1998 yılına kadar hükûmet, kamu borçlarının ödenebilmesi için Merkez Bankası’ndan fon talep edebiliyordu. Fakat bu durum hem Merkez Bankası’nın mali kaynaklarını azaltıyor hem de fiyat istikrarı hedefini zora sokuyordu. Ayrıca Merkez Bankası’nın devlet bünyesinde olması yabancı yatırımcıların ülkeye karşı güvenini sarsmaktaydı. Bu durumun verdiği zarar çok önceden tespit edilse de gerekli adımlar 2000’li yıllarda atılmıştır. Bunun sonucunda Merkez Bankası’nın hükûmete fon sağlaması engellenmiştir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 2001 yılındaki krizin ardından kanunen bağımsızlığına kavuşmuştur. Kemal Derviş’in öncülüğündeki ekonomi yönetimi 25 Nisan 2001’de 1211 Sayılı TCMB Kanunu’nda değişiklik yaparak Merkez Bankası’nın bağımsızlığını tam olarak sağlamışlardır. Bugün iç denetim ve düzenlemesinde bağımsız olan Merkez Bankası özerk bir kuruluş olup, uyguladığı para politikalarını hükûmetle koordinasyon içinde yürütme gayretindedir.

Onur Ozan İŞLEK
(Güncellendi, 12.12.2018)

-

KAYNAKÇA:
Mehmet Civan & Mustafa Uğurlu, Türkiye'de Kamu Finansman Dengesi, Bütçe Açıklarının Gelişimi ve Finansmanında İzlenen Yolların Etkinliği, 2004
T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı, Kamu Finansmanı
TCMB, Merkez Bankası Bağımsızlığı, 2012
Mahfi Eğilmez, Bütçe Dengesi ile Hazine Nakit Dengesi Arasındaki Fark, 2016
TCMB, İhale Yöntemi ile Satılan Hazine Bonoları ve Devlet Tahvilleri

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…