Ana içeriğe atla

İnsanın İhtiyaçları Sonsuz mu?





İnsanın İhtiyaçları Sonsuz mu?

Son zamanlarda hakim iktisat paradigmasına artan eleştirilerle beraber doğal olarak hakim iktisat paradigmasının getirdiği kavramlar ve tanımlamalara bazı eleştiriler oldu. Bu eleştirilerin başında özellikle iktisadın genel kabul görmüş tanımındaki “sonsuz ihtiyaçlar” ibaresidir. En basit tanımıyla iktisat, kıt kaynakların sonsuz ihtiyaçlara dağılımıyla ilgilenen bilim daldır. Ekseriyet görüş, iktisat tanımındaki “kıt kaynaklar” ibaresinde ittifak olmuştur. Ancak ikinci ibare olan “sonsuz ihtiyaçlar” ibaresi birçok iktisatçı tarafından tartışılmış ve sorgulanmıştır. Acaba gerçekten insan olarak ihtiyaçlarımız sonsuz mu? Bu tanım ne kadar gerçekçi? Bu yazımda bu soruları tartışarak cevaplarını bulacağız.

Gerek dünyada gerek ülkemizde, hakim iktisada eleştiriler gittikçe artmakta ve uzmanlar ciddi bir şekilde yeni ekonomik sistem arayışlarına girmiş veya mevcut ekonomik sistemin ıslahı için fikirler öne sürmektedir. Ancak bu öne sürülen fikirler ve görüşler o kadar fazla ve karmaşık ki, bunları topluca ele almak neredeyse imkansızdır. Biz meselenin çekirdeğine girerek iktisadın tanımından konuyu ele alacağız.

Yukarıda belirtiğimiz gibi ekseriyet görüş iktisadın tanımının  “kıt kaynakların sonsuz ihtiyaçlara dağılımıyla ilgilenen bilim daldır.”  olduğuna ittifaktır. Gerçekten ihtiyaçlarımız sonsuz mu? Yoksa bu dil oyunu olabilir mi? Ancak basitçe insan yaşamına baktığımız zaman ne kadar planlar ve programlar yapsak da mezkur programları ve planları harfiyen tutturamıyoruz. Mesela “yarın tam 07.00’de uyanacağım.”  deseniz, tam 07.00’de kalkamayabilirsiniz. 5 dakika erken olabilir veya daha geç bir vakitte uyanabilirsiniz. İşte bu örneği iktisat bilimine indirgediğimiz zaman bütün gerçekler göz önüne seriliyor. Mevcut ekonomik durumda kıt kaynakların 5 veya 10 yıl sonra ne halde olacağını tam bilmiyoruz. İnsan tam ve kesin olarak hangi ekonomik faaliyetlerde bulunacak, ne tüketip ne üretecek?… 30 sene sonra ne kadar yemek yeme ihtiyacım olacak? Hangi işte çalışacağım? Ev alacak mıyım? Araba alacak mıyım? Bu verilerin hiçbirini tam olarak bilemiyoruz. İşte bu tüketim ve üretim bilgilerinin tam bilinmemesi nedeniyle tanımdaki “sonsuz” ibaresi aslında bize “belirsizlik” ifade etmektedir. Yani insan, mutlak olarak sonsuz ihtiyaç sahibi değildir ve bu dil oyunun arkasındaki hakikati görmeyerek “insanı şehvet ve haz makinesi haline getirdiler!”, “Bu sistemin temelinde (tanımlamasında) zaten sıkıntı var!” diye yorumlamak biraz abes kaçacaktır. Evet bu sistemde sıkıntılar saymakla bitmez. Lakin bu sıkıntılar tanımlamalardan ve teorilerden değil uygulamasından kaynaklanmaktadır.

“Sonsuz” ibaresinin tanımlanmasının ardındaki hakikati açıklayarak belki bir sonuca vardığımızı düşünebiliriz. Ancak mesele tam burada başlıyor. Bizim zihin dünyamızda “sonsuz” un çok farklı anlamları var ve doğal olarak biz, direkt dil oyununun ardındaki hakikati göremeyebiliyoruz.

Zihin dünyamızdaki sonsuzluk, süreklilik, sınırsızlık, sonu olmama durumu veya devamlı kaim olma anlamlarına geliyor ve biz bu sıfatı genellikle metafizik kavramlarda kullanıyoruz. Doğal olarak “sonsuzluk” denilince bize, söz konusu anlamları da düşünmemiz doğal oluyor. Fakat Batı dünyasının bir ürünü olan iktisat da tabii olarak tanımlanırken Batı düşüncesinin kavramlarıyla yorumlandığı ve harmanlandığı için bizim zihin dünyamıza abes kaçabiliyor. Lakin iktisat bilimi evrensel bir aşamaya geçtiği için ya onun kavramları ve ibareleriyle konuşacağız ya da içindeki, bizim zihin dünyamıza ters olan kavramları ve ibareleri çıkartacağız. Özetle “iktisat, kıt kaynakların sonsuz ihtiyaç dağılımıyla ilgilenen bilim dalıdır.” diyeceğiz ya da “kıt kaynakların belirsiz ihtiyaçlara dağılımıyla ilgilenen bilim dalıdır.” tanımını kullanacağız.


02.01.2019
Birkan Kemal ERTAN

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…