Ana içeriğe atla

İnsanoğlu ve Para Hırsı





İnsanoğlu ve Para Hırsı


Kapitalist ekonomik sistemin insan hayatına girmesiyle beraber para elde etme hırsı, maddi temeller ile rasyonelize edilip başarı, statü ve maddi zenginlik gibi motivasyonlar ile harmanlanıp insanın fikrini ve fiiliyatını yönetiyor. İnsanoğlu manevi yönlerini düşünmeksizin sadece para elde etme ve onu biriktirme fiillerini yerine getirmek için uğraşıyor. Bu fiiller ve motivasyonlar harici şeyler gereksiz görülüp ciddiye alınmıyor. Gerçekten insanoğlu hep böyle miydi? Yoksa kapitalist sistem mi bizi bu hale getirdi? Bu soruların cevaplarını vermek için geçmişe gitmemiz gerekiyor.


İnsanoğlu tabiatı gereği bazı güdülere ve fıtrata sahiptir. Bu güdüler ve fıtratın iyi ve kötü özellikleri bulunmaktadır. Mesela insan güdüleri ve fıtratı dolayısıyla doğa ile farkına varmadan bir mücadele içindedir. Doğayı tahrip ediyor ve tahripleri sonucunda bir değer veya fayda yaratarak kendi yaşamına katkıda bulunuyor. Bunun yanında insan doğa ile barış halindedir. Yaşadığı çevreyi ve çevresinde bulunan şeyleri koruyabilmektedir. Para hırsı da tıpkı bu güdüler gibidir. İnsan özü gereği başarı, statü ve maddi zenginlik motivasyonlarıyla daima paranın peşinde olmuştur. Parayı elde etmek için çalışmış, hırsızlık yapmış veya para elde etmek için savaşlara girmiştir. Bu güdüyü tarih boyunca insan davranışlarını incelediğimizde rahatlıkla görebiliriz. 


İnsanoğlunun içinde barındırdığı para hırsı güdüsü her zaman özgür bir şekilde dışa vurulamamıştır. Dini inanç sistemlerinin ekseriyeti insanın içindeki para hırsının kötü şeylere yol açacağı düşüncesiyle para hırsı güdüsünü engellemeye çalışmıştır. Hristyanlıktan örnek vermek gerekirse Katolik ve Ortodoks mezheplerinde para biriktirmek, para hırsı ve zenginlik gibi şeyler ayıplanır ve kötü bir davranış olduğundan günah sayılır. Keza İslam dininde de salt olarak para biriktirmek ve bunun peşinden koşmak kötü bir davranış olarak ele alınır. İslam tasavvuf düşüncesinde ise çok fazla mala sahip olmak da ayıplanmış bir durum olarak değerlendirilmiştir. Ancak dini inanç sistemlerinin emirlerine rağmen insanoğlu tabiatı gereği içinde para hırsı güdüsünü dizginleyememiş ve tamamen yok edememiştir. 


Kapitalist sistemin tohumlarının atılması neticesinde, insanoğlunun içindeki para hırsı güdüsü rasyonelizasyon sürecine tabi tutularak para hırsının maddi temelleri atılmıştır. Bu güdünün rasyonelleştirilmesiyle arka plandaki diğer konulara da entegrasyonu sağlanmıştır. Para hırsı güdüsü özellikle din ve ekonomi gibi insan hayatında önemli olan konularda kullanılmıştır. Özellikle Protestanlık ve ana iktisat akımı buna örnek gösterilebilir.


İnsanın para hırsı güdüsü dini inanç sistemlerinin aksine dizginlenmemiş bilakis teşvik edilmiştir. Kapitalist düşünce sisteminde bu güdü, sistemin tetikleyicisi ve motoru olarak değerlendirilmiştir. Çünkü para hırsı peşinde koşmayacak olan insan sadece ihtiyaçları oranında üretecek ve tüketecektir. Tüketim ve üretim eksikliği de kapitalizmin sonunu getirecektir. Buna ilave olarak para hırsı güdüsünün motivasyonları olan başarı, statü ve zenginliğin, para hırsının bertaraf edilmesiyle ortadan kaybolması kapitalizmin ideal tip insanı olan homoeconomicus varsayımının tarihe karışmasına neden olarak kapitalizmi iktisadi düşünce tarihi kitaplarına gömecektir. 


Sonuç olarak, insanoğlunun bizzat içinde barındırdığı bir güdü olan para hırsı, son yüzyıllarda kapitalizmle beraber ortaya çıkmış olgu değil. İnsan hareketlerini inceleyerek para hırsının tarih boyunca görüldüğünü söylemek pek mümkün. Ancak bu güdü zaman zaman dizginlenmeye çalışılmış ve ayıplanarak insanların bundan kurtulması dini inanç sistemleri tarafından emredilmiştir. Lakin ilerlemeye müktedir olan insanoğlu, bu güdünün kötüye değil iyi şeylere kapı açan bir davranış olduğunu düşünerek, para hırsını teşvik etmiştir. İnsanoğlu kendi hareketlerini incelemiş maddi temeller ile rasyonelize ederek bunun üzerinden disiplin, kurum ve bilim inşa etmiştir.* 





Birkan Kemal ERTAN



15.01.2019



* Bu konuyla alakalı olarak ek okuma yapmak isteyenler, Max Weber’in Kapitalizm Ruhu ve Protestan Ahlakı ile Sabri Ülger’in İktisadi Düşüncenin Ahlak ve Zihniyet Dünyası’nı okuyabilirler. Bu kitaplarda  konu hakkında tafsilatlı bilgiler mevcuttur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…