Ana içeriğe atla

31 Mart'a Yaklaşırken: Seçim Ekonomisi

Bu yazıda amaç: 31 Mart yerel seçimleri yaklaşırken güncel bir konu olan seçimlerle birlikte, siyasetin ekonomiye olası yansımalarını ve hükûmetlerin seçim dönemlerinde ekonomiyi destekleyici yaklaşımlarını artırmasını sebep ve sonuçlarıyla ele almaktır.

Konjonktür: Ekonomideki güncel durum.
Deregülasyon: Kanunların ve kuralların esnetilmesi.

SEÇİM EKONOMİSİ NEDİR, NASIL OLUŞUR?

Hükûmet tarafından, seçimlere kadar, ekonomiyi destekleyici adımların atılmasıyla oluşan yapay konjonktüre seçim ekonomisi denir.[1] Atılan adımlar seçmenlere ve firmalara yöneliktir. Yürütme organı olan hükûmet, devletin bütçesinden harcama yaparak çeşitli yardımlarla ve deregülasyon yaklaşımıyla piyasalara ve makro anlamda ekonomiye yardımcı olur ve bir süreliğine ülkenin refahını artırıcı etki sağlar. İktidarın çoğu zaman buradaki temel amacı, seçmenin miyopluğunun farkında olup seçmenin ihtiyaçlarına seçimlerden belirli bir süre önce cevap vererek yeniden seçilebilmektir.[2]

Türkçesi: İktidar partisi bir daha seçilebilmek için seçmenin istediklerini seçimlere yakın bir süreçte vermeye gayret eder ki seçmen bu “iyilikleri” unutmayıp o partiye oy versin. Verilen bu destekler seçim ekonomisi oluşturur.

Seçmen neden “miyoptur” denir?
Miyop, uzağı iyi göremeyen göze denildiği gibi; seçmenin miyopluğu da ekonominin gidişatını uzun vadeli düşünmeyen seçmenlerden bahseden bir olgudur.  Seçmenler geçmişte yaşananları ve gelecekte yaşanabilecekleri göz önünde bulundurmak yerine günün koşullarını referans alma eğilimindedirler. Kararları çoğunlukla güncel durumlara göre verirler.[3]

VERİLEN TEŞVİKLER VE SÜBVANSİYONLAR

Verilen destekler, büyük oranda, seçmenlerin bu desteklerin kalıcı olacağına inanması hedeflenerek bunu sağlayan iktidar partisine oy verilmesi amacı taşır. Bunun yanında ekonomi kötü durumda ise de teşvik yapılabilir ve bu gayet normaldir. O yüzden kesinlikle bu amaçla yapılacağını söylemek doğru olmaz fakat geçmiş dönemlerdeki seçimlerde, sadece seçim dönemine yaklaşırken verilen farklı teşviklerin ön plana çıktığı görülmüştür.

Peki, ekonomiye verilen destekler/teşvikler neler olabilir? Örnek verecek olursak:

-Bazı ürünlerde KDV ve ÖTV gibi vergileri düşürmek/sıfırlamak.

Örn: Kitaptan alınan KDV’yi sıfırlamak veya otomobillerden alınan ÖTV’yi düşürmek.


-Evlerde kullanılan elektriğin, suyun ve doğalgazın kullanım fiyatlarında indirim yapmak.

Örn: 2019 yılından itibaren evlerde kullanılan elektrik ve doğalgaz fiyatlarında %10 indirim yapılması.


-Vergi indirimi, vergi yapılandırması (ertelenmesi) veya vergi affı.

Örn: Vergi borcunu ödememiş işletmenin çıkarılan vergi affı ile borcunun silinmesi.


-Tarımsal ürünlere yüksek taban fiyat uygulaması. Etkisi daha yavaş hissedildiğinden genelde seçimlerden aşağı yukarı 12 ay öncesinde başlatılan bir uygulama olmuştur. Sebebi tarımdan elde edilen getirinin süresinin diğer sektörlerden daha uzun vadeye yayılmış olmasıdır.

Örn: Devlete bağlı Toprak Mahsulleri Ofisi’nin soğanı çiftçiden 1₺’ye almak yerine 2₺’den almaya başlamasıyla çiftçinin daha çok kâr etmesi.


-Ucuz kredi imkânlarının sağlanması.

Örn: Ziraat Bankası’nın %0,98 faizli konut kredisi imkânı sunması.


-Gümrük vergilerini düşürmek/sıfırlamak.

Örn: Kuru soğandan alınan gümrük vergisinin sıfırlanması. Böylece piyasadaki kuru soğan miktarı artacak, fiyatlar düşecektir.


-Firmalara istihdam teşviklerinin sağlanması.

Örn: 2019’da ilk kez işe alınacak çalışanın sigorta ve vergi giderlerini işveren yerine devletin karşılaması. Böylece firmaların bu maliyetten kurtularak çalışan alımı yapmaları.

Ve buna benzer uygulamaların tümünü piyasaya para süren genişletici maliye politikaları adı altında toplayabiliriz. Bunun dışında piyasadan para çeken fakat seçmenin isteği yönünde olan uygulamalar da olabilir. Söz gelimi:


-İmar barışı ve bedelli askerlik gibi uygulamalar. “Tek sefere” özgü olmak üzere seçmenin istekleri ve ihtiyaçları göz önünde bulundurularak bu tür istisnaların uygulanması.

Örn: “İmar barışı” uygulamasının 15 Haziran 2019’a kadar uzatılması.


Yukarıda sıraladığımız bu maddeler ile birlikte işsizliği ve enflasyonu düşürücü ve seçmenin ihtiyacına göre çıkarılan uygulamalar sayesinde seçmenin oy verme eğiliminin değişebileceği tahmin edilebilir. “Çünkü bu adımları hükûmet yani iktidar partisi atmıştır. Dolayısıyla artan refahın kaynağı da onlardır.” şeklinde bir algı oluşması olağandır.

Fakat listelediğimiz bu uygulamalar (son madde dışında) devletin harcama yapmasına dayalı ve dolayısıyla devlet bütçesine yük getiren uygulamalardır.[4]  Devlet ekonomiye sağladığı bu imkânları ancak belirli bir vadeye kadar sürdürebilir. Devletin “cüzdanındaki” para biterse kamu hizmetleri aksar ve kriz yaşanabilir. Bir süre sonra harcanan paranın tekrar kazanılması gerekecektir ve bunun yolu da tahmin edilebileceği gibi uygulamaların sona erdirilmesi ve vergilerin artırılmasından geçer. Çünkü devletin en önemli gelir kaynağı, toplanan dolaylı ve dolaysız vergilerdir.


Peki, vergiler seçimlerden önce yükseltilirse ne olur?
Seçmenin vergiler ödendikten sonra elinde kalan para azalır ve hoşnutsuzluğu artar. Bu da iktidar dışında bir partiye oy vermesine neden olabilir. Bu yüzden vergiler seçimlere kadar olabildiğince sabit tutulmaya çalışılır hatta düşürülür.


Yapılan tüm bu harcamalar devletin bütçesinden karşılanacağına göre ve seçimlerden önce vergilerin artırılması iktidar partisinin alabileceği oy potansiyelini düşüreceğine göre, yapılan harcamalar başka türlü nasıl karşılanabilir?

İç borçlanma yoluyla gereken finansman sağlanabilir.[5] İç borçlanma dediğimizde devlet tahvili ve hazine bonosu aklımıza gelmeli. Türkiye’de Kamu Açıkları ve Finansman Yöntemleri yazısında görülebileceği gibi devlet tahvili ve hazine bonosu Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından çıkarılır ve belirli bir tarihte faiziyle birlikte geri ödenmek amacıyla satılır.
Elde edilen gelirle hem harcamalar için gereken fon sağlanmış olur hem de seçmen en azından seçime kadar yapılan borçlanmadan etkilenmez çünkü cebinden para çıkmaz.

SEÇİM EKONOMİSİNİN SONUÇLARI

Buraya kadar her şey devletin harcama yapmasına ve refahın bu harcamalar yoluyla artmasına yönelikti. Fakat seçimlerden sonra yapılan bu harcamaların olumsuz etkisinin yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlayacağı öngörülebilir.

Tüm bu harcamalar ekonomide enflasyon yaratacaktır. Sebebi ise piyasalara kamu harcamaları yoluyla para girişi olmasındandır. Enflasyonun artmasını engellemek amacıyla ve bütçedeki harcamaların karşılanması amacıyla vergiler artırılabilir.[6] Bu yolla vatandaşın harcanabilir geliri azalır ve elindeki paranın daha büyük bir kısmı alınan vergilere gider. Böylece para bolluğunun yarattığı enflasyonun önüne geçilecektir. Bunun yanında istihdam teşvikleri sona erdirilecek olursa işsizlik artabilir. Firmalar çalışanların maliyetinin artışından etkilenerek personelleri işten çıkartabilir.

“Hazırlanan bütçede hangi alana ne kadar harcama yapılacağı belli olmasına rağmen nasıl farklı yerlere harcama yapılıyor?” sorusu siyasi etik ile ilgili olduğundan burada bahsedilmedi.

Seçim öncesi oluşan ortam ne kadar iyi durumda olursa olsun, oluşturulan yapay konjonktür sürdürülebilir olmadığı için seçimden sonra bozulacaktır. Fakat verilen oyların değiştirilmesi söz konusu olmayacaktır.

Onur Ozan İŞLEK

-
KAYNAKÇA:
[1] Ahmet Sinan Balyemez, Türkiye'de 1980 Sonrası Dönemde Seçim Ekonomisi Uygulamalarının Kamu Maliyesine Yansımaları Üzerine Karşılaştırmalı Bir Araştırma, 2008, s.8
[2] a.g.e, s.21
[3] Kahraman Atay, Seçim Ekonomisinin Türkiye'de Uygulanan Maliye Politikaları Üzerindeki Etkileri, 2006, s.123
[4] Ahmet Sinan Balyemez, Türkiye'de 1980 Sonrası Dönemde Seçim Ekonomisi Uygulamalarının Kamu Maliyesine Yansımaları Üzerine Karşılaştırmalı Bir Araştırma, 2008, s.87
[5] Savaş Vural, Politik İktisat, 1986, s.152-153
[6] Thierry Warin & Kenneth Donahue, The Stability and Growth Pact: A European Answer to the Political Budget Cycle?, 2006, s.9
Mahfi Eğilmez, Seçim Ekonomisi, 2018

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…