Ana içeriğe atla

Amerikan Dolarının Tahta Çıkışı ve Bretton Woods


Bu yazıda amaç: ABD dolarının uluslararası değer taşımaya başlayışının tarihini ve dünyada egemen para birimi oluşunu Bretton Woods görüşmeleri bağlamında ele almaktır.


Spekülatör: İleriye dönük tahminlerle risk alarak yüksek kazanç sağlamayı hedefleyen piyasa profesyoneli.

1-22 Temmuz 1944 tarihleri arasında Türkiye dâhil 44 ülkenin katılımıyla gerçekleşen ve tarihe Bretton Woods Anlaşması olarak geçen görüşmelerin sonucunda, günümüzdeki finansal piyasalarda belirlenen emtia fiyatları uluslararası değer olarak kabul görmüş Amerikan doları (USD-$) üzerinden hesaplanıyor. Örneğin: Gram altının alış/satış fiyatı Türk lirası cinsinden belirlenmiş olmasına rağmen aslında değeri Amerikan dolarına endekslidir.




1944’ten beri, 75 yıldan uzun süredir devam eden bu uluslararası finansal sistem nasıl ortaya çıktı? İlk olarak tarihi ile başlayalım.

Uluslararası siyasette söz sahibi olabilmek için temelde iki şeye ihtiyaç var: Ekonomik güç ve askerî güç. Tarihte bu iki güce en çok sahip olan son sözü söyleme hakkına da sahip olmuştur. Ekonomik gücün ölçütü de ilk olarak 15. yüzyılda coğrafi keşiflerle oluşan Merkantilizm akımı ile ortaya çıkmıştır. Çok da detaya girmeden açıklanacak olursa; İspanyolların Güney Amerika’yı kolonileştirmesiyle birlikte başlayan bu akım, devletlerin zenginliğinin ve gücünün ellerindeki değerli madenlere (özellikle altına) bağlı olduğunu öne süren bir anlayıştır. Yani bir devlet ne kadar altın, gümüş vb. değerli madene sahipse o kadar güçlüdür. Zamanla altın bu gücü temsil eden standart bir ölçüt hâline gelmiştir. İngiliz donanmalarının gücü ve kolonileşme faaliyetleri ile birlikte gücüne güç katan İngiltere, altın rezerviyle diğer devletlerin önüne geçerek dünyadaki en güçlü devlet konumuna gelmiştir. Fakat bir süre sonra kolonilerin bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte gücünü kaybetmeye başlayacaktı.

The Blitz döneminde Londra

II. Dünya Savaşı'nın 1945 yılında sona erdiğini biliyoruz. Savaşta İngiltere, "Hitler’in Almanya'sı" tarafından oldukça yıpratılmıştı (Örn: The Blitz). Savaşın sonunda kazanan tarafta olsa da ABD’den aldığı destekler yüzünden yüklü miktarda borca girmiş ve ekonomisi bozulmuştu. O zamana kadar dünyada en çok güven duyulan para birimi olan İngiliz sterlini, savaş bitmeden önce tahtından olmuştu. Nasıl bugün Amerikan doları dünyanın her yerinde en çok kabul gören para birimiyse Bretton Woods öncesinde de İngiliz sterlini benzer öneme sahipti. Gerek coğrafi olarak savaştan uzak olmasıyla gerekse müttefik ülkelere sağladığı desteklerle ABD, giderek güçlenerek dizginleri eline almıştı. Böylece ekonomik ve askerî gücüyle ABD, dolayısıyla Amerikan doları, yeni güven duyulan para hâline geldi.


Amerika’da bulunan Bretton Woods kasabasındaki bir otelde başlayan görüşmelerde temel hedef, yeni bir finansal sistem kurarak savaş yüzünden ülke ekonomilerinde ortaya çıkan zayıflıkların etkisini azaltacak önlemler geliştirmek ve uluslararası ticareti etkin kılmaktı. Böylece 44 ülke temsilcisi görüşmelere başladı. İki çeşit yol haritası çizilmiş ve bunlardan birincisi ABD’nin White Planı adı altında Amerikan dolarının rezerv para olması gerekliliğini ve tüm para birimlerinin dolara sabitlenmesi gerektiğini savunan Amerikan Hazine Bakanı Harry Dexter White’ın fikriydi.


Diğeri ise İngiltere’nin Keynes Planı adı altında sunduğu ve “bancor” adında uluslararası bir para birimi oluşturulup diğer tüm ülkelerin paralarının bancora sabitlenmesi anlayışını ortaya atan John Maynard Keynes’in fikriydi. İki fikirde de ortak bir nokta vardı. O da IMF ve Uluslararası Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası (bugünkü ismiyle Dünya Bankası) adı altında iki kuruluş kurmaktı. Bu kuruluşlar ülkelere gereken kredi desteğini verecek ve söz konusu ülkelerin gelişimine katkıda bulunacaktı.
Eğer diğer ülke paraları Amerikan dolarına sabitlenirse ABD para basma yetkisi olan tek taraf olarak gücü elinde tutacaktı çünkü değeri kendi yaratacaktı. Öyle de oldu. White Planı görüşmelerin sonunda kabul edildi. Bunun yanında bugünkü ismiyle Dünya Ticaret Örgütü’nün (WTO) temeli olan GATT, ilk defa burada konuşuldu.

Her ülke, kendi merkez bankasında diğer ülkelerin para biriminden bulundurur. Buna rezerv para adı verilir. Merkez bankaları gereken durumlarda rezervdeki parayı kullanarak ülke ekonomisine destek olurlar.

Ayrıca White Planı’nda 1 ons altının (31,1 gr) 35$’a sabitleneceği ve böylece Amerikan Merkez Bankası'na (FED) verilen her 35$’a karşılık 1 ons altın alınabileceği sözü verilmişti. Çünkü yüksek altın rezervine sahip olan ABD (22.000 ton) yukarıda sözünü ettiğimiz gibi 15. yüzyıldan beri devam eden bu standartlaşan ölçütle diğer ülkelere güven vermeyi amaçlamıştı. Sonuçta altın dünyanın her yerinde değeri olan bir madendi.

At that time, the Federal Reserve held approximately half of the world’s gold reserves.*
-Frances Coppola

Böylece sistem kuruldu ve Fransa dışında IMF üyesi tüm ülkelerin paraları Amerikan dolarına; Amerikan doları ise altına sabitlenmiş oldu. Kısacası ABD doları rezerv para olmuş oldu. Fransa bunun ABD’ye çok imtiyaz tanıdığını savunarak anlaşmayı reddetmişti.

Zamanla diğer merkez bankaları ve spekülatörler ellerindeki Amerikan dolarlarını FED’e verip altına dönüştürdüler. Bu durumun sürdürülemeyeceği gerekçesiyle (altın rezervi 8.000 tona düşmüştü) 1971’de, doları altına çevirme taahhüdü dönemin ABD Başkanı Nixon tarafından askıya alındı ve FED tarafından altın satımı durduruldu. Ayrıca 1 ons altının değeri 35$’dan 38$’a çıkarılarak doların değeri düşürüldü ve dolaylı olarak altının değeri artmış oldu. Eskiden 1 ons altın 35$’a alınırken şimdi 38$’a alınıyordu. Artık doların değerinin daha fazla düşürülmeyeceği sözünü veren Nixon bu sözü ancak 1,5 yıl tutabildi. 1973 yılında ise doların değeri yeniden düşürüldü ve 1 ons altın 42,2$’a eşitlendi (Şu anda bu değerde).

1973’e gelindiğinde, başta Japon yeni ve Kanada doları olmak üzere, ülkeler  para birimlerini sabit kur sisteminden çıkararak dalgalı kur sistemine geçmişlerdir. Türkiye’de ise dalgalı kur sistemine geçiş 24 Ocak 1980 kararları ile başlamıştır. Dalgalı kur sistemi öncesinde dolar/tl belirlenen bir düzeyde sabitlenir ve bir sonraki karara kadar bu sabit kurdan dolar alımı/satımı yapılabilirdi. Günümüzde dolar/tl fiyatları piyasalardaki alışa/satışa göre anlık olarak değişiyor.

Zamanla ülkeler Bretton Woods Anlaşması’ndan tek tek çekilmiş olmasına ve anlaşma geçerliliğini yitirmesine rağmen, ABD doları günümüzde rezerv para olarak hâlâ yoğun biçimde kullanılıyor.

Onur Ozan İŞLEK


*O zamanlar FED (Amerikan Merkez Bankası) dünyadaki altın rezervinin aşağı yukarı yarısını elinde bulunduruyordu.
-
KAYNAKÇA:

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…