Ana içeriğe atla

İki Türk'ün Karşı Karşıya Gelişi: Ankara Savaşı



Devletlerin Ömrü
Bazı seferler ve savaşlar, devletlerin tarihlerinde çok önemli ve büyük yerler tutabilirler. Örneğin Dandanakan Savaşı ile Selçukluların Gazneliler Devleti’ni  mağlup etmiş olması her iki devlet için de oldukça önemli bir gelişmedir. Bu savaşla henüz yeni bir yapılanma olan Selçuklular resmen kurulmuş, Gazneliler ise yıkılış sürecine girmiş olarak kabul edilir. Ünlü âlim İbn-i Haldun’un bakış açısına göre, bir devlet kurulduktan sonra büyüme, olgunlaşma ve yıkılmanın doğal ve zorunlu yasasına tabi olur. Bu örneğe göre bu savaş bir devletin doğumuna, diğerinin ise ölümüne sebep olmuştur. Bu ve bunun gibi örnekler tarihte oldukça sık karşılaşabileceğimiz olaylardır. Ancak tabii ki bu örneğin dışına çıkıldığı da olmuştur. Bazı devletler için yapılabilecek “ömrünü tamamladı” tabirleri zaman zaman geçersiz kalmıştır. Her ne kadar Kavimler Göçü’nün hemen ardından çeşitli karışıklıklardan dolayı ikiye bölünen ve bir parçası (Batı Roma İmp.) tarih sahnesinden silinen bir Roma İmparatorluğu’ndan bahsetsek de; devletin diğer parçası olan Doğu Roma bu olaydan sonra bin yıldan daha fazla bir süre varlığını devam ettirmiştir. Bu konuda bir diğer örneği ise Türk tarihinden vermemiz mümkün. 1402 yılında Osmanlı sultanı Bayezid’in, Timur’a mağlup olmasıyla başlayan süreç, İbn-i Haldun’un doğal ve tabi yasanın nasıl dışına çıkıldığının ve mağlup Osmanlı’nın nasıl tekrar toparlandığının bir izahıdır.



Bayezid’in Faaliyetleri ve Osmanlı’nın Genel Durumu

Timur Doğu’da kendi hanedanını kurup seferler düzenlerken, Batı’da Osmanlı Sultanı Bayezid gaza faaliyetlerinde bulunuyordu. Bayezid, Doğu Roma İmp. üzerindeki etkinliğini o kadar ilerletmişti ki, Bizans imparatoru VII. Ioannes'in tahta çıkışını (1390) destekledi. Sonradan V. Ioannes ve oğlu ortak imparator Manuel'e de aynı desteği verdi (1391). Hatta Manuel seferlerinde ona yardımda bulunmuş ve bağlılık göstermişti ancak Manuel’in babasının ölmesi ve Bayezid’in davetine rağmen kaçması sebebiyle İstanbul ablukaya alındı. Şehrin ablukaya alınması ile beraber Bayezid Manuel’i şehri içten kuşatan “açlık” dolayısıyla teslim olmaya zorlamıştı. Kuruluşundan yaklaşık yüz yıl sonra Osmanlı, Doğu Roma’nın varlığını sonlandıracak güce erişmişti. Bu olay sonrası Doğu Roma İmparatorluğu, Avrupa’dan yardım istemişti. 1395 yılında Bayezid’in Selanik, Teselya ve ardından bütün Bulgaristan’ı ilhak etmesi sonucu endişeye kapılan Haçlılar, Osmanlı’nın Balkanlar’daki ilerleyişine son verebilmek amacıyla güçlerini birleştirerek Niğbolu’yu kuşattılar (1396). Fikir itibariyle “Türkleri yok etme planı” olarak kuşatılan Niğbolu Kalesi’nin kayalıklarla dolu bir arazi olması dolayısıyla, kale düşmediği gibi “Yıldırım” Bayezid’ın, unvanının hakkını verircesine hızlı bir şekilde bölgeye gelmesi ve savaş alanının şartlarını lehine kullanabilmesi gibi etmenler sonucunda Haçlı ordusu mağlup edilmiştir. Türklerin Balkan topraklarındaki varlığı sonlandırılamamış, aksine hakimiyeti güçlenmişti. Timur’un düşmanları Osmanlı topraklarına sığındıkları zaman, Bayezid “gaza iden bir Sultan” olarak oldukça güçlü bir durumdaydı.
Timur ve Bayezid’in Mektuplaşma Süreci

Bayezid Balkanlar’da peşpeşe zaferler kazanırken, Doğu yönünde de Timur başarılarına bir yenisini ekleyerek, 1399 yılında Kuzey Hindistan’ı zapt etmişti ve bu seferden sonra Bağdat yönünde ilerledi. Timur Bağdat’ı zapt etti ancak Sultan Ahmed ve ona tabi Kara Koyunlu Kara Yusuf oradan kaçarak Anadolu’ya geçtiler, Bayezid kendilerini kabul etti. Bu olaydan sonra iki Türk hükümdar karşı karşıya geldi. Sultan Ahmed ve Kara Yusuf’un kendisine teslim edilmesini isteyen Timur ile Bayezid arasında mektuplaşma süreci başladı.

Mektuplaşma süreci, Timur’un Sultan Ahmed ve Kara Yusuf’un öldürülmelerini, ülke dışına çıkarılmalarını veya kendilerine teslim edilmeleri alternatiflerini içeren mektupla başlamıştır. Bayezid ise bu mektubu bir oldubittiye getirme çabası olarak gördüğünden yer yer hakaretler içeren ve Timur’u kâfirlikle suçlayan bir mektupla cevap vermiştir. Cevaben yazılan bu mektupta Sultan Bayezid, kendi gücünün Timur’un daha önce savaştığı ve galip geldiği topluluklarla karıştırılmamasını gerektiğini özellikle belirtmiştir. Bundan, Bayezid’in Timur’la savaşacak ve galip gelecek kudreti kendisinde görmüş olduğu anlamını çıkarmak mümkündür. İkinci mektuplarda üsluplar biraz daha yumuşatılmış olsa da, taraflar birbirlerinin eksik veya yanlış gördükleri yerleri özellikle vurgulayarak, karşı tarafı “diplomasi çerçevesinde” olarak küçük düşürme amacı gütmüştür. Bu mektuplarda Timur  ömrünü cihadla geçirdiğini belirtmiş, kendisine “kâfir” diyen Osmanlı ordusunun devşirme olduğuna vurgu yapmış ve ayrıca kendisinin yaşça büyük olduğunu, ondan itaat ve özür beklediğini, bu şekilde dostluk kurulabileceğini belirtmiştir. Bayezid ise sert ifadeler içeren ilk mektubunun aksine diplomatik bir nezaket göstererek yanıt vermeyi tercih etmiştir. Sivas’ı ve daha nice İslam toprağını işgal ettiğini Timur’a hatırlatarak, onun İslam aleminin liderliğini temsil edemeyeceğini belirtmiştir. Üçüncü mektupta ise Timur’un Bayezid’le savaştan tereddüt ederek uzlaşma yoluna gittiği ancak Bayezid’in bu uzlaşının otoritesini sarsacağını düşünmüş olduğunu görüyoruz. Timur’un bu mektubu da, Sultan Bayezid tarafından “kendisine sığınan bir kimseyi düşmana teslim edemeyeceği” belirtilerek reddedilmiştir.

Dördüncü ve son mektuplarda ise Timur Osmanlı’dan birkaç kale ve şehrin kendisine teslim edilmesi şartlarının yanında Bayezid’in bir şehzadesinin kendisine rehin verilmesi şartını koşmuştur. Bu kabul edilemez isteklere rağmen Bayezid Timur’a diplomatik nezaket içerisinde cevap vermeyi tercih ettiyse de, Timur’un istekleri yerine getirilmediğinden ve Bayezid’ın mektubunda kendi adını yaldızlı olarak iri harflerle yazdığı halde Timur'un adını siyah ve küçük harflerle yazmış olması gibi sebeplerle savaş artık kaçınılmaz hale gelmiştir.
Ankara Savaşı’na Giden Süreç ve Ankara Savaşı

Timur’un isteklerini kabul etmeyen Bayezid, önce Timur’un daha önce zapt ettiği Sivas’ı kuşattı, hazırlıksız yakalanan ve ardından Sivas’ı almasında Timur’a yardım eden ve ona bağlılığını bildiren Erzincan Beyi Mutahharten’i cezalandırmak amacıyla üzerine yürüdü, Erzincan ve Kemah’ı geri aldı. Timur yanındaki kuvvetleri yeterli görmeyerek bu olaylara bir müdahale etmedi ancak Bayezid’le arası artık iyice bozulmuş oldu. Erzincan’ın alınmasıyla Osmanlı’ya tabi olan Mutahharten’in aracılığıyla bir anlaşma denemesi olduysa da, Timur ilticacı Kara Yusuf’un kendisine iadesinde ısrar ettiğinden anlaşma olmadı. Çünkü aklındaki bir diğer seferi düzenleyeceği Çin’de imparator ölmüştü ve Çin’i nispeten güçsüz bir durumda yakalayıp rahatça zapt edebilmek için diğer güçlü rakibi Bayezid’i ve onun yönetimindeki Osmanlı tehlikesini saf dışı bırakmak istemiş olabilir. Daha sonra (1402) kendisi de Tebriz’den bir anlaşma yolu için Bayezid’e elçi gönderse de, aslında bilerek ve isteyerek bu anlaşma metnini Bayezid’in asla kabul etmeyeceğini bildiği maddelerle dolduruyordu. Bunlardan yola çıkarak Timur’un amacının aslında savaşı başlatmak ama sorumluluğu Bayezid’e yıkmak olduğunu anlayabiliriz. Zira biri Doğu, diğeri Batı yönünde olmak üzere her iki hükümdar da çeşitli gaza faaliyetlerinde bulunmuş ve kendilerine “İslam dünyasının lideri” payesini layık gören kimselerdi. Ancak bu konuda İslam dininin etkisinin yanında, iki hükümdarın da Türk olması çok ciddi bir rol oynamış olabilir. Her ikisinin de “cihanşümul” yani evrensel bir fetih anlayışına sahip olması muhtemeldi. Zira Bayezid, Timur Doğu Anadolu’ya gelmeden önce İstanbul’u kuşatmaya almış bulunuyordu, Timur’un asıl amacı da Anadolu’daki birliği bozup rahatça Çin’e ilerlemekti.

Son istekleri de kabul görmeyen Timur, nihayet ordusuyla beraber Anadolu’ya girdi. Öncü kuvvetleri Kemah Kalesi’ni aldı, kendisi ise Osmanlı’nın hareketlerini casuslar aracılığıyla önceden bildiği için, Tokat taraflarının tutulduğu haberini alıp Ankara’ya ilerledi. Timur’un bu hareketini öğrenen Bayezid, ordusuyla beraber hızlı bir şekilde Timur’un karşısına çıksa da ilk gece saldırmaması onun için bir hata oldu. Bu ilk gecede Timur, Bayezid’in hızına şaşırmış halde yer değiştirdi. Muhtemelen 28 Temmuz 1402 yılında başlayan savaşta Timur’un askerî olarak Bayezid’e üstünlüğü vardı, ordusunda ayrıca otuz kadar da fil bulunuyordu. Savaş sırasında liderleri Timur’un safında olan bazı Anadolu beyliklerine ait kuvvetler ve ayrıca Mutahharten’in yardımıyla Tatarlar, Osmanlı ordusundan Timur ordusuna geçti. Bu durum karşısında güç duruma düşen Bayezid, üç bin kadar askerle savaşa devam ettiyse de en sonunda mağlup olup esir düştü. Bu şekilde Anadolu’da Timur hakimiyeti başladı.

Ankara Savaşı’nın Sonuçları

Çubuk Ovası’nda yaşanan ve Timur’un galibiyetiyle sonuçlanan bu savaş sonrası Sultan Bayezid’in uzun zaman sonra Anadolu’da sağladığı birlik bozuldu, beyliklerin bir kısmı tekrar bağımsız oldu ve Osmanlı şehzadeleri Timur’a biat etti. İlerleyen dönemlerde esir durumdaki Bayezid nasıl olduğu kesin olarak bilinmeyen bir şekilde (hastalıktan veya intihar ederek) vefat etti, Timur’un ordusundaki Tatar askerler Bursa ve Kütahya gibi önemli şehirleri adeta talan etti. Son olarak Osmanlı’nın denizden de yardım geldiği için uzun süre kuşatma altında tutup alamadığı, Şövalyelerin elindeki İzmir çok kısa bir sürede alındı. Timur’un Şövalyelerden İzmir’i alması, hem Osmanlı’nın uzun bir zamandır alamadığı bir şehri günler içinde alarak bir güç gösterisi yapmasına, hem de Anadolu’da yalnızca iki Türk ve Müslüman ülkenin savaşmadığını, gaza faaliyeti de yapıldığını ispatlamak ister gibi yorumlanabilecek adımlardır. Ayrıca Ankara Savaşı sonunda Bayezid’in ordusunu yendikten sonra Avrupa’nın çeşitli ülkelerine zafernameler göndermesi de, “Sizin bir araya gelip mağlup edemediğiniz Bayezid’i ben tek başıma mağlup ettim.” gibi bir mesaj vermiş olabileceği şeklinde yorumlanabilir.

Timur'un Çin'e yönelemeden vefat etmesi, devletinin de daha sonra ancak yüz yıl kadar ayakta kalabildikten sonra yıkılması, Osmanlı Devleti'nin de "Fetret Devri" adı verilen bir dönemde hükümdarsız kalması ve yıkılışın eşiğine gelmesinden anlaşıldığı kadarıyla, Ankara Savaşı her iki devleti de İbn-i Haldun'un bakış açısına göre "ölüme" götürmüştür. Sonuç olarak İki Türk hükümdarın güçlerini gaza ve cihat için değil de birbirlerine karşı kullanmaları sonucunda, Ankara Savaşı'nın kazanan tarafı Timur gibi gözükse de, kaybedeni Türklük olmuştur. Onur KARABAĞ 27.02.2019
KAYNAKÇA

İsmail Hakkı Uzunçarşılı, “Osmanlı Tarihi, Cild 1”, TTK Yayınları, 1988

Halil İnalcık, “Kuruluş Devri Osmanlı Sultanları”, İSAM Yayınları , 2010

Abdurrahman Daş, "Ankara Savaşı Öncesi Timur İle Yıldırım Bayezid'in Mektuplaşmaları"
, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı 15, (Ocak 2004): 141-167.

Esra Yıldız Turan, “Türk İslam Düşünce Sistemine İbn-i Haldun’un Devlet Nazariyesi”, Atatürk İletişim Dergisi, Sayı 9, (Ocak 2015): 197-204.

İsmail Aka, "TİMUR", TDV İslâm Ansiklopedisi, (İstanbul: 2012), 41.Cilt: 173-177.

Yusuf Halaçoğlu, "ANKARA SAVAŞI", TDV İslâm Ansiklopedisi, (İstanbul: 1991), 3. Cilt: 210-211.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…