Ana içeriğe atla

I. Selim Döneminde Safevi Sorunu


Osmanlı'nın Kuruluş Döneminde Fütuhat Hareketlerinin Genel Karakteri

Osmanlı, henüz bir beylikken ve etrafındaki daha güçlü beyliklere nazaran varlığını sürdürmesi ihtimali göze daha zor gelirken bile gücünün ciddi bir kısmını, siyasi bir strateji olarak Batı yönüne çevirmişti. Devletin kuruluş devri sultanlarından Orhan Bey döneminde Trakya'da yapılan fetihler, I. Murad'ın henüz şehzadeyken Edirne'yi fethetmesi ve ardından bir Haçlı ordusuna karşı galip geldiği Kosova'da savaşın bitiminden sonra savaş sahrasında şehit düşmesi, son olarak da II. Mehmed'in Sırbistan, Bosna, Mora gibi yerleri fethetmesi, Belgrad'ı kuşatması gibi olaylar, dönemin sultanlarının saltanat yıllarında ciddi oranla yüzlerini Batı yönüne döndüklerini ve gücü ellerine aldıkça Anadolu'daki diğer beylikleri devletin bünyesine kattıklarını bize gösteriyor. Ayrıca I. Bayezid'in İstanbul'u kuşatma altına aldığı sırada Doğu yönünden gelen Timur, II. Mehmed'in (Trabzon hariç) Batı yönünde ilerleyen fetihlerine karşın Akkoyunlular hükümdarı Uzun Hasan'ın Osmanlı'nın potansiyel düşmanları olan Papalık, Kıbrıs Krallığı, Venedik gibi devletlerle ittifaklar kurarak Tokat'ı yağmalaması sonucu, Osmanlı'nın Akkoyunlular'a karşı Otlukbeli Savaşı galibiyeti gibi olaylar yaşanmış olsa da devlet yüzünü aslında batıya dönmüştür ve olası bir tehlikeye karşı reaksiyon göstermek amacıyla doğuda savaşmıştır. Bunun sebebi de muhtemelen Trakya ve Rumeli'deki Haçlı devletlerdir. Bu şekilde İslam dininin gereklerinden biri olan "gaza ve cihad" anlayışı için yapıldığı belirtilen seferlerde hem dinin bir gereği yapılmış oluyor, hem de Müslüman halk ve diğer İslam devletleri nezdinde devletin ve hükümdarın prestiji artmış oluyordu. Bu yüzden olsa gerek uzun bir süre devlet, Doğu yönünde ciddi sınır değişikliklerine gitmemiş, sefer ve fetihlerini Batı yönünde gerçekleştirmiştir.





Şah İsmail’in Faaliyetleri ve I. Selim’in Tedbirleri


1- Şehzade Selim’in Genel Durumu ve Şah İsmail’in Faaliyetleri

Yirmi dört veya yirmi beş yıl olduğu sanılan sancak valiliği görevinde, babası II. Bayezid'in ve devlet erkânının  kendisinden daha çok sevdiği Şehzade Ahmed'e göre merkezden daha uzakta, memleketin doğu kısmı sayılabilecek Trabzon'daydı. Merkeze uzak oluşu ilerleyen senelerde büyük bir sorun olmaya başladı. Artık yaşlı bir hükümdar olan babasının ölüm haberini Şehzade Ahmed'e göre daha geç alacağı için merkeze daha geç gidecekti ve hükümdar olma ihtimali ortadan kalkacaktı. Belirli bir saltanat veraset sistemi olmadığından, her kardeşin diğerlerini öldürerek tahta geçmesi mümkündü. Bu ihtimali her zaman göz önünde bulunduran ve tedbirli bir insan olan Şehzade Selim'in bir gözü de devletin doğu sınırlarındaki bir diğer tehlikede, Şah İsmail'in üzerindeydi. Safevi sınırlarında zaman zaman kale tamirleri yaptıran, zaman zaman da saldırılar gerçekleştiren Selim, sorunun askeri boyuttan başka bir boyutuna da vâkıf olmuştu: dini boyut. Kökeninde aslında dinî bir “kanaat önderliği” vardı. Kendisinden önce dedesi Cüneydi, Osmanlı’dan toprak istediyse de, mezhepsel ayrılıkları kullanabileceği dönemin hükümdarı II. Murad tarafından anlaşılmış ve “bir tahtta iki padişah olmaz” denilerek iki yüz altın yollanmasının ardından toprakları terk etmesi söylenmiştir. O ve yanındakiler, o dönem henüz Osmanlı egemenliğinde olmayan Karaman’a gitmişlerdir. Bu olayların ardından yarım kalan devlet kurmak hayalini torunu Şah İsmail gerçekleştirmiş, İran topraklarındaki devletlerin içinde kendilerine ait bir devlet kurup, Şiilik mezhebini de bu devlet ideolojisi olarak kullanmış, Azerbaycan ve İran bölgelerine kadar hükümranlık alanını genişletmiştir. Ayrıca II. Bayezid’in ve bir kısım devlet adamlarının kayıtsızlığı, bazılarının da Alevi oluşundan dolayı kendisine müsamaha gösterilen Şah İsmail, Osmanlı’daki Alevileri kendisine bağlamak konusunda cesaretlenmiş ve gönderdiği kişilerle sınırın ötesindeki inancını paylaşanlarla olan bağlantı kurma faaliyetlerine hız vermişti. Onun bu faaliyetlerini gören Şehzade Selim, Şah’ı destekleyen Erzincan’ı kısa bir süreliğine işgal etmişti. Bu durum karşılığında Şah, Şehzade’yi babası II. Bayezid'e şikâyet etmişti.

2- Taht Mücadelesi ve Padişah Oluşu

Merkezden gereken desteği alamayan Şehzade Selim, taht mücadelesini Trabzon’dan yürütmek istemediği için sancağının değiştirilmesini istemiş ancak bu isteği kabul görmediyse de daha sonra oğlu Süleyman’ın sancağı, Selim’in isteği doğrultusunda Kefe olarak belirlendi. Ardından izinsiz olarak Kefe’ye gitti ve daha sonra babasının yanına, İstanbul’a gelmek istediğini belirtti. Daha sonra Akkirman’a gelse de içeri alınmadı ve babasıyla savaşın eşiğine geldi. Babası onu yatıştırdı ve kendisine Semendire valiliği  ve Macarlarla savaşma izni verildi. Ancak hemen sonra kardeşi Ahmed’in merkeze çağrıldığı haberini alınca o da merkeze ilerlemek istedi ancak babasına yetişince, onun kuvvetlerine yenilerek geri çekilmek durumunda kaldı ve Kefe’ye gitti. Bu duruma rağmen kendisinin Trabzon’daki başarılarını bilen ve Safevi sorununu ancak Selim’in çözeceğini düşünen yeniçeriler, Ahmed’i şehre almadılar ve Selim’i desteklediklerini açıkça belirttiler. Süratle İstanbul’a gelen Selim’i babası serdar tâyin ettiğini ilân etse de, ağır baskı sonucu Selim lehine tahttan feragat etti. Şehzade Selim, Osmanlı Devleti’nin dokuzuncu padişahı I. Selim olarak tahta çıkmış oldu. Tahta çıkan I. Selim, kardeşleri Korkut ve Ahmed’i de öldürünce, artık odak noktası Şah İsmail ve Safeviler oldu.

I. Selim’in Safevi Sorununa Bakışı ve Çaldıran Savaşı

Tahta geçtikten sonra cülusunu tebrik etmeyen Şah İsmail’in, bu olaydan memnun olmadığı anlaşılmıştı. Kendisine sığınan Şehzade Ahmed’in oğlunu iade etmemesi ve Osmanlı-Safevi sınırındaki topraklar yaşayan reayayı Şiilik politikası gereği yanına çekmeye çalışması çabaları devam ediyordu. Özellikle dini çabaları, Osmanlı’nın aydın kesimi tarafından çok ciddi bir tehlike olarak görülüyordu. Şehzadelik zamanından beri bu konuyla alâkadar olan padişah, bu tehlikeyle ilgili kendisine ulaşan çok sayıda raporla beraber, divan toplantılarında Safevilerin üzerine yürüme fikri tartışıldı. Önce Anadolu’da refahın sağlanmasını savunanlar savaş kararı verilmesine muhalefet ettiyse de, neticede savaş kararı alındı. I. Selim İstanbul müftüsünden aldığı “İslam’ı sapmış bir mezhepten kurtarmanın gazadan daha önce geldiği” yolunda alınan fetvalarla sefer kesinleşti. Şah’a bir mektupla savaş ilânı bildirildi.  Safevilere ticari ambargo kondu. Anadolu’ya ilerlerken Sivas’ta olası bir Şii ayaklanmasına karşın kırk bin kişi civarında bir kuvvet bıraktı. Sürekli ilerleyen Osmanlı ordusuna karşın Safevi ordusu savaş meydanına çıkmamıştı. Mahsul ve otlak alanların Şah’ın emriyle yakılmış olmasından dolayı Osmanlı ordusu ciddi sıkıntılar çekmeye başladı. Ayrıca I. Selim’in savaş meydanına davet mesajını alan Şah, cevap olarak altın bir kutunun içinde afyon macunu yolladı. II. Bayezid'in afyonkeşliği sebebiyle oğlunun da babası gibi olduğunu ima etmişti. Karşısında toprak bütünlüğünü ciddi şekilde tehdit eden bir ideoloji olmasına karşın savaşacak bir ordunun olmaması padişahı zor durumda bırakıyordu. Aynı zamanda bazı vezir ve beylerin geri dönmek istemesi ve yeniçerinin kışkırtılarak padişahın çadırına kadar sokulmalarının sağlanması seferin iptaline sebep olabilirdi. Bu durumların karşısında kararından dönmeyen padişah bu konularda adı öne sürülen Hemdem Paşa’nın kellesini aldı ve orduya hitaben yaptığı sert konuşmayla da gerçekleşmek üzere olan bir isyanı güçlükle de olsa sakinleştirmeyi başardı.

Şah, kendi yorgun olmayan ordusuna karşın Osmanlı ordusunun yaklaşık iki bin beş yüz kilometre yolda sıkıntılar içinde yürüdüğünü ve artık yorgun olduğunu tahmin etti. Yakalanan bir esirden Osmanlı ordusunun savaş düzenini de öğrendiğinden artık bir tuzağa çekilemeyeceğini düşündü ve sonunda iki ordu Çaldıran denilen yerde karşı karşıya geldi. Ancak Osmanlı ordusunun güçlü toplarına karşın Safevilerin bu toplardan yoksun olması ve Şah’ın yaralanıp atından düşmesi sonucu ordusu dağılmaya başladı. Zaten kendisine benzeyen birinin son anda “ben şahım” diyerek öne atılmasıyla esir düşmekten kurtulmuştu. Neticede Osmanlı ordusu galip geldi ve uzun bir zamandan sonra Anadolu’da siyasi birlik sağlandı.

Sonuç

Yapılan zorlu bir yolculuğun ardından alınan bu askeri zafer aslında içinde daha önemli bir zaferi barındırıyordu. Henüz savaşın ilânı Şah’a bildirilirken bile kendisini dinden çıkmış olarak gördüğünü ve tövbe edip Sünnet-i Seniyye’ye, yani Hz. Muhammed’in kıymetli yoluna dönmesini ve bu savaşın başlamadan bitmesinin ancak bu şekilde mümkün olacağını belirtmişti. Şehzadelik zamanlarında uzun yıllar boyunca Safevilerin Osmanlı’nın doğu sınırlarına yakın yerlerinde dini/mezhepsel bir çalışma içinde olduğunu görmüştü. Bu durumu askeri olarak çözmeyi yani Şah’ı hızlı bir şekilde yok etmeyi düşünüyor olması muhtemeldi. Padişahlık zamanında Şah’ın üzerine yürüyeceğinde, bunun bir gazadan daha önemli olduğu yönünde fetva almış ve sanki gayrimüslim bir devlet liderini İslam’a davet eder gibi, Şah’ı “ehli sünnete” davet etmişti.

Babasının yaşlılığı dönemlerinde, tahta çıkmak için gösterdiği yoğun çabaların dışında oldukça uzun bir dönem bu sorunun çözümünü düşündüğünü anlayabiliyoruz. Öyle ki dedesi II. Mehmed gibi Müslüman olmayan devletlerin üzerine yürüyüp büyük zaferler almayı ve hem kendisinin hem de devletin saygınlığını İslam aleminde oldukça artırıp, gücünü dünyaya kanıtlamak isteğinden ziyade devleti içten yıkabileceğini düşündüğü Safevilere karşı daha saltanatının ilk döneminde sefer düzenlemiştir. Bu gayet yerinde tespitleri ve icraatlarıyla geçici de olsa, Şiilik inancının siyasi bir politikanın amaçları için Osmanlı topraklarına girişini durdurmuştur. Bu engelleme ile hem devleti korumuş hem de kendisinden sonra devleti yönetecek kişilerin dikkatini bu yöne çekmiştir.
Onur KARABAĞ 04.01.2019

KAYNAKÇA

Halil İnalcık, Kuruluş Dönemi Osmanlı Sultanları, İSAM Yayınları, 2010
İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi Cilt-2, TTK Yayınları, 1988
Feridun Emecen, "SELİM I", TDV İslâm Ansiklopedisi, (İstanbul: 2009), 36. Cilt, 407-414.
Mustafa Çetin Varlık, "ÇALDIRAN SAVAŞI", TDV İslâm Ansiklopedisi, (İstanbul: 1993), 8. Cilt, 193-195.
Tahsin Yazıcı, "CÜNEYD-İ SAFEVÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, (İstanbul: 1993), 8. Cilt, 123-124.
Tufan Gündüz, "ŞAH İSMAİL", TDV İslâm Ansiklopedisi, (İstanbul: 2010), 38. Cilt, 253,255.








Yorumlar

  1. Sevgili Selim'i yüzümüzü doğuya döndürdü diyerek asla affetmeyeceğim lakin Şah İsmail konum olarak doğumuzda kalmasaymış başımıza bu işler gelmeyebilirmiş ... Hangi atamıza yüklensek karar veremedim şu an.. ikisinin de canı cennete :/

    YanıtlaSil
  2. Yararlı bir içerik. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaman ayırdığınız için ben teşekkür ederim.

      Sil
  3. akpnin destekledigi bir site oldugu cok acik hep safevi iran seriatla alakali seyler var laik ve ataturkcu bir ulkede yasiyoruz ayip terbiyesizler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba, site yazarlarımız arasında her türlü siyasi ideolojiye mensup yazar bulunuyor. Safevi Devleti, hem yöneticilerinin Türk oluşundan hem de Osmanlı Devleti'yle çağdaş bir devlet olduğundan dolayı ilgi alanımıza giriyor ve yazılarımızda geniş bir yer kaplıyor. Ayrıca günümüz İran'ı da Türk vatandaşları tarafından pek fazla bilinmediği, hakkında fazla araştırma yapılmadığı için önyargılı (sizin gibi) olunabiliyor. Bu konudaki araştırma alanı oldukça geniş ve biz de bu alanda çalışarak bu eksikliği kapatmaya çalışıyoruz. İyi günler.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…