Ana içeriğe atla

ABD'nin Baş Düşmanı: Adolf Hitler


İkinci Dünya Savaşı ve Adolf Hitler

Almanya, Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda, çok büyük bir askeri yenilgi almamış olmasına rağmen, oldukça ağır bir Versailles (Versay) Antlaşması’na imza atmak zorunda kalmıştır. Bu durum sonucunda diğer devletler tarafından adeta sıkı bir kıskaca alınmıştır. Ekonomik anlamda da oldukça zor bir vaziyete girdiklerinden (Alman Markı’nın değeri çok ciddi bir şekilde düşmüştü) Alman halkını, savaşın kazanan devletlerine karşı ciddi bir intikam arzusu bürümüştü. Alman halkı “Umut” vadeden ve güçlü bir hitabet kabiliyeti olan A. Hitler’in Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi’ne, yani “Nazi”lere güvenmişti. Hitler, ülkesinin sınırları dahilinde kullandığı Nazizm ideolojisiyle halkının öfkesini ve dikkatini bu yöne çekmeyi başardı ve Anti-Semitist faaliyetlerine hız verdi.

Askeri anlamda başarılı bir şekilde ilerleyip, en son Doğu Avrupa sınırlarında Sovyetler’in ana topraklarına da girmeye başladı. Bir süre ilerleyen ve Rus coğrafyasından önemli topraklar elde eden Naziler, Stalingrad kuşatmasından sonra gerilemeye başladı ve en nihayetinde Hitler’in eşi Eva Braun’la Berlin’de intihar etmesine kadar uzanan süreç gerçekleşti. Artık hem Sovyet, hem İngiliz hem de Amerikan nüfuz alanları Almanya’yı iki ana parçaya ayırmıştı. Amerikan merkezli Batı’nın kontrolündeki Batı Almanya ve Sovyetler’in kontrolündeki Doğu Almanya’nın resmen kurulmasıyla artık bağımsız ve tek bir devlet halindeki Almanya’dan söz edilemez oldu. (Yine de Batı Almanya’nın, Doğu Almanya’ya göre oldukça demokratik haklara sahip olduğunu belirtmek gerek.)


Adolf Hitler’in Yahudi Katliamı ve  Sonrası

Alman halkının Versailles Antlaşması’ndan sonra hissettiği güçsüzlük hissi, artık bir yenilmezlik hissine dönmüştü. Bu durumdan yararlanan Hitler, dışarıda yayılmacı bir politika izlerken, içeride dikkati başka tarafa çekmek hem de geçmişten beri adeta takıntılı olduğu, taktıkları şapkadan sakallarının şekline kadar Yahudileri nasıl tanıyabildiğini, onların “pis” insanlar olduklarını ve asıl emellerini nasıl gizlediklerini de tahmin ettiği bir kitap yazmıştı (Mein Kampf, “Kavgam”). İktidarı ele geçirince de orantısız gücünü bu kesime karşı kullanmaya başladı, toplama kamplarında yüz binlercesini çalıştırdı ve/veya işkence ettirdi. Bu şekilde Avrupa'da kimi kaynaklara göre altı milyon Yahudi, sadece Yahudi olduğu için katledilmiş oldu. Hitler intihar ettiği için bunun hesabı ondan sorulamasa da, kuvvet komutanlarının ciddi bir kısmı idama mahkum edildi. Artık son söz, savaşın galiplerindeydi.

Nazi ordusu karşısında çok ciddi zayiatlar vermesine karşın onları durdurmayı başaran SSCB lideri Stalin, artık Avrupa’nın korktuğu “Sosyalizm” fikrinin savunucusu olmaktan çıkıp, azılı düşmanı durduran bir kahraman olmaya başlamıştı. Ayrıca tarih boyunca her dönem birbiriyle savaşmış ancak Birinci Dünya Savaşı’nda aynı safta bulunmuş Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorlukları gibi, aslında birbirlerine karşı ciddi birer rakip olan ABD ve SSCB, İkinci Dünya Savaşı’nda aynı safta yer alıp ortak düşmana karşı savaşmışlardı. Dolayısıyla artık (en azından görünüşte) dost olan SSCB’ye karşı açıktan bir tehdit, bir ambargo uygulamak imkansız hale gelmişti. Nazi Almanyası'nın mağlup edilmesinden sonra artık resmen düşman denilemeyen bir "rakip" ortaya çıkmıştı, ABD dünyanın tek kutbu, yani tek süper gücü değildi ve Sovyetler’i açıktan hedef göstermek gibi bir şansı yoktu. Ayrıca dostu konusunda reel zeminde, "resmen" bir adım atamıyordu. Bundan dolayı kendi gücünü her zaman daha öne çıkarabileceği yeni bir yöntemi devreye soktu: algı yönetimi.

Yeni Bir Savaş: Çizgi Romanlar ve Filmler

Hitler’in mağlup edilmesiyle birlikte Amerika Birleşik Devletleri’nin gücünü başka yollarla göstermek, daha doğrusu yaptıkları algılarla bunu "kabul ettirmek” yolunu benimsediğini görebiliriz. Bu yola girdiklerinde uyguladıkları propagandanın, çizgi romanlar ve filmler üzerinden ilerlemeye başladığını anlamak da mümkündür. Oluşturulan “kahramanlar” oldukça güçlü ve iyi kişilikte karakterlerdi. Hatta oldukça iyi bir amaçları vardı: Dünyayı ve insanları korumak. Yani insanlara yönelik bir tehdit olursa bu “kahramanlar” müdahale edecekti  (Tıpkı İkinci Dünya Savaşı’nda ABD’nin yaptığı gibi, bkz.: Normandiya Çıkarması) ve yeni bir düşmana pek de ihtiyaçları yoktu. Bu düşman, ABD’nin daha önce yenilmesinde katkısı olduğu Hitler’den başkası değildi.


İlk dönemlerde ABD merkezli bir çizgi roman şirketi, direkt olarak Hitler’i mücadele edilen düşman olarak göstermiş, 1940’lı yıllarda yaşayan kahramanları bu savaşa dahil etmiştir. Ardından Hitler ve onun geliştirdiği bazı ünitelerle (Örneğin: Hydra) ile çatışmalar başlatıldı, Nazi kökenli yeni düşmanlar ortaya çıkarıldı (Örneğin, Red Skull). Bu şekilde bu büyük düşman ve onun yolundan ilerleyenler hep gözümüzün önünde oldu. Gelişen teknolojiyle birlikte bu kahramanların filmleri de çekilmeye başlandı ve filmlerde de aynı propagandayla karşılaştık. 2011 yapımı bir filmde “Amerika” lakaplı bir kahraman, “Hydra” oluşumu ve onun lideri Red Skull ile mücadele etmiştir. Hatta bu film serisinin ilerleyen filmlerinden birisinde, geçmişten günümüze uzanan bir dönemde ismi geçen oluşumun aslında istihbarat örgütüne kadar sızdığını fark etmiştir, ardından savaş günümüze kadar uzamıştır. Görülebildiği üzere ABD çıkışlı yayınlarda sürekli olarak bir Amerika-Hitler veya Amerika-Nazi mücadelesine şahit oluyoruz. Öyle ki bu filmlerde mücadelenin işlenişi bizim zamanımıza kadar gelmiş durumdadır.

Bu durumun bizce birkaç sebebi olabilir. Öncelikle ABD'deki Yahudi lobilerinin, Kongre'de oldukça etkin olmaları sonucu bu konunun sürekli gündemde tutulması, ciddi bir iddia olarak ele alınabilir. Ayrıca ABD, tarihi kendi istediği gibi manipüle etmek istiyor da olabilir. Sonuçta Hitler, yalnızca ABD tarafından mağlup edilmedi ancak diğer devletlerin bu ismi geçen karakterin bulunduğu film ve buna benzer filmlerde pek ismi geçmiyor. (ABD'nin daha önce büyük kayıplar vererek mağlup olduğu Vietnam Savaşı’nı da aynı yolla sanki kazanılmış gibi gösterdiği olmuştu.) Ayrıca Hitler’i sürekli göz önünde tutmak aslında Hitler’in ne kadar büyük bir düşman olduğunu kanıtlama çabası olarak da ele alınabilir. Sonuç olarak oluşturulmak istenen algı bize göre “Hitler, İkinci Dünya Savaşı’nda mücadele edilen en güçlü düşmandı ve onu da dünyanın en güçlü devleti olarak Amerika mağlup etti.” şeklindedir.

Amerika'nın hümanist duygularla, döneminde Yahudi soykırımı yaşanan Hitler'i ön planda tuttuğu da düşünülebilirdi. Ancak İkinci Dünya savaşında müttefiği olan SSCB lideri Stalin döneminde Rusya'da yapılanlara veya daha önceki tarihlerde Belçika Kralı II. Leopold’un Kongo'ya yaptıklarına yönelik bu denli net bir tepki ve eleştiri olmamasına rağmen, ısrarla Hitler'in göz önünde tutulmaya çalışılması, sürecin hümanist kaygılardan ziyade, bir ABD propagandası olarak işlendiğini kanıtlar niteliktedir.

Onur KARABAĞ
25.03.2019

REFERANSLAR

Joe Johnston, “Captain America: The First Avenger (İlk Yenilmez Kaptan Amerika)”, (2011), https://www.imdb.com/title/tt0458339/.

Zack Snyder, “Watchmen”, (2009), https://www.imdb.com/title/tt0409459/ .

Tablet, “12 Top American Comics With Nazis”, Erişim: 23.03.2019, https://www.tabletmag.com/jewish-arts-and-culture/204669/12-top-american-comics-with-nazis

Adolf Hitler, “Kavgam”, 2. Baskı (Sonsuz Kitap Yayınları, 24 Şubat 2017)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…