Ana içeriğe atla

Devrimden Önce ve Sonra Liderler ve Devrimin Çocukları: Ayetullah Humeyni ve Beni Sadr



Neredeyse hepimizin duyduğu veya tarih kitaplarında rastladığı “her devrim kendi çocuğunu yer” klişesi artık zihinlerimize işlemiş durumda. Tarih kitaplarından okuduğumuz veya bir yerlerden duyduğumuz devrim hareketlerinde genellikle devrimden sonra kurulan sistemde devrimden önce bu mücadeleye tüm maddiyatını ve maneviyatını adamış kişilerin yok olduğunu veya gözden kaybolduğunu görüyoruz.

Devrimlerin oluşumunda görev alan kişiler veya devrim liderlerinin yakınları saf ve sağlam duygular ile hareket etmelerine rağmen devrim liderleri, kişilikleri nedeniyle daha ilerisini görebiliyor ve hedeflerini ona göre seçiyorlar. Hatta bazen oluyor ki hedeflere ulaşma noktasında devrim ruhunun meydana getirdiği düşünceleri ve fiilleri araç olarak kullanabiliyorlar. Ancak devrim sonrasında ise devrim ruhunun oluşturduğu düşünce ve fiiller liderin düşünce tahayyülüne göre şekillenerek yorumlanıyor. Devrim sonrasında lidere nispeten idealist olan devrimin çocukları, devrim zihninin bozulduğunu iddia ederek lidere karşı çıkarlar ve sonları ya yok olmadır ya da gözden kaybolmadır.

Genelleme yapacak olursak, devrim liderlerinin demokratik olmayıp karizmatik oluşları ve bu karizmatik liderlik sonrasında çıkan amaçlara ulaşmada araçların değişimi devrim çocuklarının devrim liderine muhalefetini artırmaktadır. Ancak devrim liderlerinin karizmatik liderlik doğası nedeniyle, devrimden sonra karşılaştığı muhalif seslere cevabı sert olmakta ve devrimler kendi büyüttüğü çocuğunu yemektedir. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi tarihte bu gibi olayların örneklerini neredeyse sınırsız sayıdadır. Bu tecrübenin benzerini Cumhuriyet Devrimi’nde Türkiye olarak yaşadık ve komşumuz olan İran, 1979’da gerçekleşen İslam Devrimi’nde bu olaya sayısız sayılabilecek örneklerle şahit oldu.

1979 İran İslami Devrimi ile 2500 yıllık İran monarşisi Ayetullah Humeyni önderliğinde sonlandırıldı. Devrim sürecinde şah yönetimine karşı duran Ayetullah Humeyni, dini kimliğine rağmen farklı dünya görüşlerinde olan geniş halk kitlelerini liderliğinde topladı. Birçok kesim tarafından Ayetullah Humeyni, gayet özgürlükçü ve geniş görüşlü bir din adamı olarak görülüyordu. Ayetullah Humeyni’ye güvenen birçok aydın, Ayetullah Humeyni’yi yeni İran için bir umut olarak görüyordu. Ayetullah Humeyni İranlı aydın kesimin yanında İranlı gençleri de özgürlük, demokrasi ve adalet söylemleriyle etkiledi ve birçok genç onun şah ile mücadelesine ortak oldu. Bu gençlerden biri de babası Ayetullah Humeyni’ye yakın olan Ebu’l Hasan Beni Sadr idi.

Devrimden sonra Beni Sadr


1979’da Şah’ın ülkeyi terk etmesi ve Humeyni’nin Fransa’ya ait bir havayollarına ait bir uçakla İran’a gelmesiyle İran’ın kaderi değişti. Uçakta Ayetullah Humeyni’nin yanında olan kişiler arasında Beni Sadr da vardı ve Beni Sadr uçaktan indikten sonra bastığı toprağın ilk Cumhurbaşkanı olacaktı. Ancak Beni Sadr  daha sonra uçaktan inen bazı kişiler ile aynı kaderi paylaşacağından habersizdi.[1]

İran İslam Devrimi lideri Ayetullah Humeyni yıllar sonra İran'a ayak basıyor.

Ayetullah Humeyni tarihte gördüğümüz her karizmatik lider gibi kendi düzenini kurmaya çalıştı. Kendisine ve kuracağı düzene muhalefet eden kişileri çevresinden uzaklaştırdı, sürgüne gönderdi, hapse attı veya öldürttü. Artık hedefine ulaşan Ayetullah Humeyni, devrimden önce takındığı özgürlükçü, demokrat ve adil sıfatlarını bir kenara bıraktı ve lider gözlüğünü takarak İran İslam Cumhuriyeti yönetimini ve kadrolarını zihninde gizlediği ve kimseye apaçık olarak söylemediği düşüncelere uygun olarak kurdu. O esnada devrimin çocukları gözden kayboldu veya yok oldular.

Devrimin çocuklarından olan Ebu’l Hasan Beni Sadr, kurulan geçici hükümette maliye bakanlığı görevinde bulundu. Daha sonra kurulacak olan hükümette ise dışişleri bakanlığına getirildi. 1980 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde %80’e yakın oy olarak İran İslam Cumhuriyeti’nin ve İran tarihinin ilk Cumhurbaşkanı oldu. İran-Irak Savaşı’nda başkomutanlığa atanarak siyasi kariyer basamaklarını kararlı bir şekilde çıktı. Ancak devrimin karizmatik lideri Ayetullah Humeyni ile bazı konularda ihtilafa düştü. Devrimin lideri ile ihtilafa düşen Beni Sadr’ın bundan sonraki hayatı için üç tane senaryo vardı: Hapse atılacak, sürgüne gönderilecek veya öldürülecekti. Ancak Beni Sadr gözaltına alınıp serbest bırakıldıktan sonra geleceğini şansa bırakmayarak İran’ı terk etti ve daha önce eğitim gördüğü Fransa’ya gitti ve 40 yıldır Paris şehrinde ülkesinden uzak yaşamaktadır.

İran'ın ilk cumhurbaşkanı Ebu'l Hasan Beni Sadr

Geçtiğimiz aylarda bir haber ajansına röportaj veren Ebu’l Hasan Beni Sadr: ”Humeyni Fransa’dayken bayağı özgürlük taraftarıydı. Bir Fransız dergisi o zamanlar(devrimden önce Fransa’da sürgünde iken) Humeyni’yi “Özgürlükçü Ayetullah” olarak adlandırmıştı. Eğer hedeflerine ulaşmasaydı, Fransa’da kalmaya mecbur olacaktı. Ancak İran’da iken olaylar değişti. Uçağın merdivenlerinden sonra aydınlarının işi bitti. Humeyni’nin din adamları onun etrafını çevrelediği zaman onun yeni kaderini yazdılar. Bugün gördüğümüz diktatörlük gibi.”Ayrıca Beni Sadr zorunlu başörtüsü mevzusuna değinerek: ”Humeyni ile görüşmek için Kum’a gittim. Ona Fransa’dayken başörtüsü takmada kadınların özgür olduğunu söylediğini söyledim. Taksınlar mı takmasınlar mı? O bana pis bir cevap verdi. Ancak duyduklarım acıydı. Humeyni söylediği şeyi Fransa’nın şartlarına göre dediğini ve Fransa’da dediği her şeye bağlı kalmak zorunda olmadığını söyledi.”[2]



Sonuç olarak baktığımızda, yukarıda bahsettiğimiz gibi karizmatik liderler kendi fikri tahayyülatında oluşmuş düşünceleri belirli araçlar çerçevesinde kullanarak devrimin gerçekleşmesi veya iktidarlarının devamı için geniş halk kitlelerini kendi düşüncelerinden farklı söylemlerle bir araya getirirler. Ancak devrimin gerçekleşmesi veya iktidarın sağlamlaşmasıyla beraber söylemler değişime uğrar ve karizmatik liderin fikri tahayyülatında oluşmuş düşünceler uygulamaya geçer. Uygulamalara ve düşüncelere karşı olan devrimin çocukları veya karizmatik liderlerin yol arkadaşları karizmatik liderler tarafından yok olurlar veya gözden kaybolurlar. Ayetullah Humeyni ve Ebu’l Hasan Beni Sadr örneğinde bu meseleyi çok rahat bir şekilde idrak edebiliyoruz.


Birkan Kemal Ertan
9 Mart 2019





[1] BBC Türkçe, İran İslam Devrimi: 1 Şubat 1979'da Humeyni ile aynı uçakta Tahran'a gidenlere ne oldu?, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-47087846 , (Son Erişim Tarihi: 8 Mart 2019)
[2] Euro News Farsça, بنی‌صدر: نیازی به انقلاب نیست، نظام ایران بسیار شکننده است, https://fa.euronews.com/2019/02/07/iran-abonlhasan-banisadr-first-president-says-iran-doesn-t-need-new-revolution, (Son Erişim Tarihi: 9 Mart 2019)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…