Ana içeriğe atla

KYK Kredileri Affı ve İktisat Teorisi




KYK Kredileri Affı ve İktisat Teorisi

Ülkemizde devlet tarafından üniversite öğrencilerine çeşitli burslar ve krediler verilmektedir. Bu burs ve kredilerden en bilineni olan Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun üniversite öğrencilerine verdiği kredi ve burslardır. KYK bursu olarak bilinen üniversite öğrenci bursu devlet tarafından karşılıksız olarak ve KYK kredisi öğrencilere geri ödeme taahhütü ile verilmektedir. Son zamanlarda söz konusu kredinin talebinin atması ve öğrencilerin söz konusu krediyi geri ödemesi sorunlarının olması, öğrencilerin hükümete çeşitli taleplerini doğurmuştur. Bu taleplerin en başında KYK kredisinin affını görmekteyiz. Bu yazıda KYK kredisinin affı sonucunda meydana gelebilecek ekonomik sorunlara iktisadın bize gösterdiği teoriler çerçevesinde inceleceğiz.


Üniversite öğrencileri tarafından alınan KYK kredileri affı mevzusu söylenildiği gibi aslında ekonomik olarak kolay olmayan bir uygulamadır. KYK kredileri affı ile devlet, serbest piyasa ve bunlara bağlı olan ekonomik kanallar birçok sıkıntılar ile baş başa kalma ihtimali söz konusu olabilir. Biz bu yazımızda, KYK kredi affının gerçekleştiğini varsayarak iktisat teorisi üzerinden değerlendirme yapacağız. 

Devlet KYK kredi affını gerçekleştirdiği zaman bir kamu harcaması yaptığı için maliye politikası gerçekleştirmiş olur. Tabii gerçekleştirilen maliye politikaları bedava değil. Devletin yaptığı maliye politikalarının ekonomik olarak bir bedeli mevcuttur ve maliye politikalarını gerçekleştirmesi için finansman kaynaklarına ihtiyacı vardır .Bilindiği üzere devlet üç tane temel finansman kaynağa sahiptir. Bunlar; karşılıksız para basma, vergi ve borçlanmadır. 

Devlet eğer maliye politikasını karşılıksız para basma ile finanse etmeye çalışırsa, net olarak enflasyon meydana gelecektir. Artan para arzı ile (karşılıksız para basma) paranın fiyatı olan faizler düşeceği için hane halkları daha çok para talep edeceklerdir. Parayı daha rahat bir şekilde elde edecek olan hane halklarının, para talebinin yanında piyasada bulunan mal ve hizmetlere de talebi artacağından söz konusu mal ve hizmetlerin fiyatları artan talep sebebiyle artacak ve enflasyon gerçekleşecektir. 

Diğer finansman kaynağı olan vergi, hane halklarının gelirlerini düşürecektir. Vergi ile beraber harcanan gelir azalacağı için hane halkları daha az gelire sahip olacaktır. Bunu bir örnek ile açıklama gerekirse eski vergilerle beraber harcanabilir gelirimiz 1500 TL olsun. Yeni vergilerin 200 TL oluşu bize ödeme yükü getireceği için 1300 TL harcanabilir gelirimiz olacaktır. Buna ilave olarak harcanabilir gelirimizin azalması ekonomik refahımızın düşmesine ve de bizim daha az mal ve hizmet talep etmemize sebep olup piyasada talep yönünden durgunluğun artmasına neden olarak  daha büyük bir etki yaratabilir. 

Son finansman kaynağımız olan borçlanma veya tahvil ihracı ile devlet kredi piyasasından borç talep eder. Devletin kredi piyasasına girişiyle beraber bir talepte bulunması paranın yani kredinin fiyatı olan faizleri artıracaktır. Faiz artışı devlet harici bulunan özel sektör aktörleri etkileyerek bir dışlama etkisi meydana getirecektir. Faizlerin artışı ile beraber özel sektör, daha az harcama ve yatırım gerçekleştirecektir. Daha az harcama ve yatırım özel sektörün mal ve hizmet talebinin azalmasına neden olacak, piyasayı durgunlaştıracak ve özel sektörün bunun sonucunda daha az emek talep etmesi işsizliği arttıracaktır. 

Buna ilave olarak başka sonuçlar da mevcuttur. KYK kredisi bir nevi kamu malıdır ve söz konusu kamu malının ücretsiz ve bedel ödemeden tüketilmesi bedavacılık soruna neden olacaktır. Daha açık bir şekilde ifade edilirse söz konusu kamu malının ücretsiz olması, onun gereğinden daha fazla tüketilmesine neden olarak malın faydasını ve verimliliğini düşürecektir. Eğer KYK kredisi de karşılıksız olsaydı, verilen kredi dikkatle kullanılmazdı.  Amiyane bir ifade ile har vurup harman savrulup müsrifçe harcanırdı. Ancak karşılıklı olması verilen kredinin daha verimli ve faydalı kullanılmasına sebep olur. Ayrıca karşılıksız krediler, hazır yiyiciliğe neden olarak bireylerin çalışma ve başarı elde etme gücünü kırma ihtimali de vardır. 

Sonuç olarak baktığımızda söylemi basit bir kredi affı isteği, ekonominin çeşitli kanallarını etkileyerek ekonomik durumun bozulmasına ve ekonomik dengesizliğe neden olmaktadır. Bunun yanında daha önemli psikolojik diyebileceğimiz faktörler de mevcuttur. Bedavacılık ve hazır yiyicilik olan bu faktörler yıllardan beri ülkemizin ekonomik gelişmesine engel olan sebeplerdendir. Ülke olarak ihtiyacımız olan istikrarlı üretimi, ekonomik kanalların ıslahı haricinde ancak ve ancak bedavacılık ve hazır yiyicilik sorunlarını çözerek sağlayabiliriz. Sadece bedel ödemeden tüketerek üretimden asla bahsedemeyiz. KYK affı gibi uygulama, sonuçlarıyla beraber rasyonel değildir ve bu tarz vaatlerde bulunan siyasi partilerin de ekonomik popülizm politikaları, ülkemizin ekonomisi için ciddi tehlikeler oluşturacaktır. 



Birkan Kemal ERTAN
24 MART 2019

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…