Ana içeriğe atla

Cüneydi Safevi: Safevi Devleti’nin Dedesi

İran-Erdebil şehrindeki Safeviyye Tarikatı Külliyesi

Safevi Devleti, gerek Türk tarihi ve gerekse İran tarihi açısından büyük bir önem arz etmektedir. İran coğrafyasında, Türk olduğu sanılan “Safeviler” tarafından kurulan bu devlet, günümüzde İran zihnini anlamak ve İran ile ortak tarihimize ışık tutması için önemli devletlerden biridir. Bu yazıda Safevi Devleti’nin devlete dönüşmesinde büyük rolü olan Safeviyye tarikatı şeyhi Cüneydi Safevi’nin, şeyhi olduğu tarikatı devlete dönüştürme çabaları ve gayretleri ekseninde biyografisini anlatacağız. 


Her ne kadar Safevi Devleti’nin devlet olma iddiası Şah İsmail zamanında gerçekleştirildiği zannedilse de, bu iddia Safeviyye Tarikatı şeyhi Cüneydi Safevi zamanında gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Cüneydi Safevi, şeyhi olduğu tarikatı züht felsefesinden uzaklaştırarak devlet haline getirmeye çalışmış, seferler düzenlemiş, ordu toplamış ve bir şah gibi coğrafyada gezmiştir. Ancak Safeviyye Tarikatı’nın devlet ve devlet adamlarıyla münasebeti Cüneyd zamanında değil, tarikatın diğer şeyhleri zamanında başlamıştır. Mesela, Emir Timur, 1402 yılında Osmanlı Beyi Yıldırım Beyazid’e karşı düzenlediği Anadolu seferinden sonra Safeviyye Tarikatı Şeyhi Hoca Ali’yi ziyaret etmiş, ihtiyaçlarını sormuş ve bazı din meseleleri hakkında görüş alışverişinde bulunmuştur. Timur, bu görüşmede Safeviyye Tarikatı’nın bulunduğu toprağı olan Erdebil’i Safeviyye Tarikatı’na vakfetmiştir. Ayrıca Osmanlı Beyleri, Safeviyye şeyhlerine düzenli olarak her yıl “çerağ akçesi” gönderiyordu. Bu örnekten anlaşılabileceği üzere Safeviyye Tarikatı, sahip olduğu dini konumdan ötürü tarih boyunca coğrafyanın önemli sayılabilecek devletlerinden saygı görmüştür. Ancak bu saygı, Cüneyd’den önce, din ve siyasi işlerin ayrıldığı zamanında görülmüştür. Cüneyd’in din ve siyasi işlerini birlikte yürütüp coğrafyadaki devletlere karşı bir tehdit olması, diğer devletlerin Safeviyye Tarikatı’nı tehlike olarak görmesine neden olmuştur. 

Cüneydi Safevi, posta oturduktan sonra kendisini manevi işlerden soyutlayıp maddi işlere girme peşine düşmüştür. Bu esnada, çevresinde birçok mürit toplayıp iddia ettiği davasını yaymaya çalışmış ve ordu kurmuştur. Tarikat hayatının parçası olan züht hayatını terk edip sultanlar ve padişahlar gibi davranmaya başlamıştır. Siyasi amaçlar gütmesi, Safevi Devleti iddiasının ilk tohumlarını atmıştır. Ancak Cüneyd’in bu amaçları yukarıda bahsedildiği üzere coğrafyanın diğer devletlerince tehdit olarak görülmüş birçok ülkeden kovulmuş veya bulunduğu iddia üzere savaşlara girmiştir. 

Cüneydi Safevi: İhtiraslı Tarikat Şeyhi
Babası, Safeviyye tarikatının kurucusu olan Şeyh Safiyuddin-i Erdebili’nin oğlu Sadreddin Musa’nın torunlarından Şeyh Şah lakabıyla bilinen İbrahim’dir. Döneminde büyük itibar kazanan dedesi Hoca Ali’nin ölümü üzere babası İbrahim posta geçti. Babasının ölümünden sonra posta oturan Cüneyd, ihtiraslarından dolayı amcası Cafer ile ayrılığa düştü. Cüneyd’in ihtiraslı ve sultanlara has hareketleri, züht hayatını savunan amcasıyla karşı karşıya gelmelerine neden olmuştur. Ayrıca diğer bir iddiaya göre Cüneyd’in Şii, amcası Caferi’in Sünni temayüllere yakın olması aralarındaki husumeti azmettirmiştir.

Cüneyd, kişilik itibariyle “ikna kabiliyetine sahip” birisiydi. Hayatının sonuna kadar şeyh kalmak istiyor ve aynı zamanda “şah” olmak istiyordu. “Şah” olma konusundaki hırsı oldukça fazlaydı ve bunun için ne gerekiyorsa yapmaya hazırdı. Bu tavırları Safeviyye Tarikatı’nın siyasi bir tarikata dönüşmesine yol açmıştır. Ancak amcasının da tarikatı koruması ve bunun için mücadeleleri söz konusuydu. Bu yüzden amcası Cafer çeşitli bağlantılarını kullanarak, yeğenini posttan uzaklaştırmaya çalışmıştır. Bu sebeple Karakoyun hükümdarı Cihan Şah, Cüneyd’in devlet kurma iddiasını anlayınca onu uyarmak amacıyla amcası Cafer’e, Cüneyd’in Erdebil topraklarını terk etmesi için bir mektup yazdı. Cihan Şah’ın, Şii mezhebine bağlılığı ve Safeviyye Tarikatı’nın genel olarak Şii temayüllere bağlı oluşu nedeniyle herhangi sert bir güç kullanmamıştır. Cüneyd, Karakoyunlu hükümdarı Cihan Şah’ın tehdidinden sonra Erdebil topraklarını terk ederek “şah” ve “devlet” iddiası yolunda başka yollar ve diyarlar aramaya başlamıştır. Amcası Cafer,  Cüneyd’in Erdebil’den uzaklaşmasını,  oğlunu kızı ile evlendirdiği Karakoyunlu Hükümdarı Cihanşah’a borçlu idi.

Cüneydi Safevi Anadolu’da: “Bir Posta Yedi Derviş Oturur, Bir Tahta 2 Padişah Oturamaz”
Cüneydi Safevi, Erdebil’den uzaklaştırıldıktan sonra yönünü Anadolu topraklarına çevirdi. Cüneyd’in yönünü Anadolu topraklarına çevirmesinin nedeni, Anadolu devletlerinin bilhassa Osmanlı’nın, Safeviyye Tarikatı şeyhlerine gösterdiği saygıdandı. Cüneydi Safevi bu saygıyı istismar etmek amacıyla Osmanlı topraklarına geçti. Cüneyd, dönemin Osmanlı padişahı, II. Murad’ın gönlünü kazanmak amacıyla bir müridiyle beraber II. Murad’a seccade, Kuran ve tespih hediye ederek Kurtbeli’nde yurt edinmek istediğini belirtti. II. Murad, bu durumu Halil Paşa ile istişare etmiş ve Halil Paşa, Cüneyd’in ileride devlet için bir tehlike oluşturacağını söylemiştir. Bunun üzerine II. Murad, Cüneyd’in isteğini nazik bir üslup ile reddedip ona “Bir posta yedi derviş oturur, bir tahta 2 padişah oturamaz.” diyip, müridi aracığıyla kendisine verilmek üzere 200 duka altın ve dervişler için de 1000 akçe vermiştir.

Cüneyd, Osmanlı topraklarında bulunduğu esnada boş durmamış kendisine mürit toplamıştır. Kendi dini ve siyasi görüşüne uygun kişileri hedefleri etrafında örgütleyerek kendisine katmıştır. Safeviyye Tarikatı şeyhi oluşu ve “seyitlik” iddiasında bulunması kendisinin fazlaca taraftar bulmasına ve Anadolu’da halk tabanında güçlü bir karşılık bulmasına neden olmuştur. 

Cüneyd Karaman’da: “Bu İtikatta Olanlar da Kafir Olurlar”
Cüneyd, Osmanlı topraklarında yurt bulamayınca yönünü Osmanlılara bağlı olmayan Karaman’a çevirdi. Ayrıca Karaman ve çevresinde bulunan Teke ve Hamidoğulları’nın Şii temayüllere yakın olması, Cüneyd’in bu topraklara yönünü çevirmesinin nedenleri arasındadır. 

Cüneyd, Karaman Beyliği’ne geçince başkent olan Konya’ya gitti. Burada Sadreddin Konevi’nin tekkesine misafir oldu. Bu misafirlik esnasında tekkenin tarikat şeyhi Abdüllatif Makdisi ile bazı ilmi sohbetlerde bulundu. Ancak bu ilmi sohbetler Cüneyd’in bu toprakları terk etmesine neden olmuştur. Abdüllatif Makdisi ile girdiği ilmi sohbetler Kuran’a, sünnete ve sahabeye karşı olumsuz aşırı görüşler belirtmesi nedeniyle Abdüllatif Makdisi ona küfür itham ederek:” Bu itikatla sen kafir oldun, bu itikatta olanlar da kafir olurlar.” demiştir.

Cüneyd gittiği yerlerde asla siyasi maksatlarını ve dini görüşlerini saklamamıştır. Her daim kendine uygun bir yurt arayışında olmuştur. Bu nedenle taraftarları arasında macera düşkünü olup kendi memleketlerinde kendine uygun yer bulamayanlar da vardı. Ayrıca görüşlerinin aşırılığı ve halkın dinen cahil olması, Anadolu topraklarında Cüneyd’in daha fazla mürit toplamasına neden olmuştur. 

Cüneyd, sahip olduğu aşırı fikirlere Anadolu’ya gelmeden önce sahipti. Anlattığımız üzere aşırı fikirleri yüzünden birçok yurttan atılmıştı. Ayrıca fikirlerini yaydığı yerlerdeki Sünni itikadına bağlı kişilerin ona sert şekilde tepki göstermesi onu fikri olarak daha sivrileştirmiştir. Bunun yanında Cüneyd’in aşırı fikirleri müritlerine de tesir etmiş ve müritleri de bu aşırı fikirlerini Cüneyd’in üzerine kurmuşlardır. Mesela Cüneyd’in müritleri, Cüneyd’i mehdi, peygamber ve Allah olarak zannediyordu.


Cüneyd Halep’te
Cüneyd, Karaman’dan sonra rotasını Halep ve Antakya çevresine çevirmiştir. Bölgenin hakimi, İbni Bilal’den, Cebeliarus dağında Haçlılardan kalma yıkık bir kaleyi almış ve kaleyi tamir ederek karargah merkezi haline getirmiştir. Bir karargah oluşturduktan sonra davasının propagandası yapmış ve birçok mürit toplamıştır. Ancak Cüneyd’in bu hızlı yayılışı birçok tasavvuf ehlini rahatsız etmiş ve Cüneyd’i Memlük Sultanı Çakmak’a şikayet ederek ülke içinde fesat ve yalancı birinin olduğunu söylemişlerdir.

Memlük Sultanı Çakmak, Cüneyd’i topraklarından uzaklaştırmak amacıyla üzerine ordu gönderdi. Cüneyd, Memlük ordusuyla karşılaşmasında 70 müridini savaşta kaybetmiştir. Ayrıca kendisi burada tutunmayacağını anlayınca kuzeye doğru hareket etmiştir. Ancak kuzeye geçerken birçok Türk ve Kürt aşiretlerinin saldırısına uğramış ve etrafındaki müritleri de dağılmıştır. Müritlerinin kendisini kolayca bulabileceği Osmanlı idaresinde olan Canik’e gitti. 

Cüneyd Trabzon’da: Cüneyd’in Cihadı
Cüneyd, Halep’ten kovulduktan sonra müritlerine Canik’e gelmesini söylemiş ve buranın hakimi Muhammed Bey’in himayesine sığınmıştır. Burada rutin haline getirdiği propaganda faaliyetlerine devam etmiş ve birçok taraftar toplamıştır. Cüneyd, çok sayıda mürit topladıktan sonra hedefini Trabzon Rum İmparatorluğu’na çevirmiştir. Trabzon onun siyasi iddiaları için elverişli bir yerdi. Ayrıca bu devletin Hıristiyan olması ve yapacağı saldırının “cihat” olarak değer kazanması Cüneyd ve müritlerini teşvik etmiştir.

Trabzon Rum İmparatoru ile karşılaşan Cüneyd ve ordusu, imparatoru mağlup edip Trabzon’u kuşatmışlardır. Bu sırada meydana gelen surlar içindeki yangın Cüneyd’i avantajlı hale getirmiş ve rakibini zor duruma düşürmüştür. Ancak Cüneyd’in Osmanlı Sultanı Fatih’e haraç veren bir ülkeye saldırması, Cüneyd’in ikinci Osmanlı tokadı yemesine neden olmuştur. Fatih Sultan Mehmed Amasya’yı yöneten Hızır Bey’e Cüneyd’in üzerine yürümesi emrini verdi. Bunu duyan Cüneyd, Trabzon kuşatmasını kaldırarak bölgeyi terk etmiştir. 

Cüneyd Diyarbakır’da: Damat Şeyh Cüneyd
Trabzon’dan sonra yönünü Diyarbakır’a yönelten Cüneyd, Karakoyunluların düşmanı Akkoyunlu Uzun Hasan’ın memleketine gitti. Bu dönemde Diyarbakır, Akkoyunluların elinde ve Karakoyunlu-Akkoyunlu mücadelesi söz konusuydu. Uzun Hasan, rakibi Karakoyunluları elimine etmek için Cüneyd ile ittifak yaparak Cüneyd’in ordusunu da kendine katmış ve ittifaklarını pekiştirmek için Uzun Hasan kız kardeşi Begüm’ü Cüneyd ile evlendirmiştir.

Cüneyd, Uzun Hasan’dan aldığı güç ile yıllar sonra Erdebil’e gitmiştir. Ancak amcası Cafer’in arkasında Akkoyunluların düşmanı Karakoyunlu Cihanşah oluşu, onu Erdebil’de kalmasını sıkıntıya düşürmüştür. Cüneyd tekrardan amcası Cafer tarafından sürülmesi korkusuyla Safeviyye Tarikatı’nı amcasına bırakmıştır. Kendisi kuzeye geçerek fikirlerini ve ideallerini gerçekleştirmek için yurt arayışında bulunmuştur. 

Cüneyd Çerkezlere Karşı: Cüneyd’in Sonsuz Göçü
Cüneyd, Erdebil’i terk etmesi üzerine yeni hedefini Kuzey’deki Hıristiyan Çerkezlere yöneltti. Kuzey Kafkasya’yı onlardan alarak yeni devlet kurma idealindeydi. Ancak bu devlet hayalinin önünde büyük bir engel vardı. Kuzey Kafkasya’ya gitmek için Derbent Kalesi gibi alınması güç kaleyi ele geçirmesi gerekiyordu. Bu dönemde Derbent Kalesi’nin hakimi Şirvanşahlar’dı. Şirvanşah hakimi Halil, Cüneyd’in siyasi ve dini fikirleri hakkında söz sahibiydi. Ancak Cüneyd’in Safeviyye Tarikatı gibi bir dini tarikatın üyesi olması onu Cüneyd’in üzerine saldırmasında çekimser davranmıştır. Bunun üzerine amcası Cafer, Şirvanşahlı Halil’e mektup yazmış ve onun tarikatla alakasının olmadığını belirterek “asi” olduğunu ve öldürülmesinde bir sorun olmayacağını söylemiştir. Bu mektup üzerine Cüneyd’e bir elçi ile haber gönderen Şirvanşahlı Halil, onun bölgeyi terk etmesini emretmiştir. Ancak Cüneyd, Halil’in gönderdiği elçiyi öldürerek bölgeyi terk etmeyeceğini bildirmiştir. Şirvanşah Hakimi bu karşılaşmada bir ok isabet etmiş ve savaş meydanında ölmüştür. Cüneyd’in taraftarları onun öldüğünü duyunca direkt savaş alanını terk etmiştir. Savaştan sonra Cüneyd’in cesedi, bir grup müridi tarafından Kurbal veya Kumal denilen yere gömülmüştür. Burası daha sonra müritlerin ziyaretgahları olmuştur. Cüneyd’in ölümünden sonra müritleri, Cüneyd’in Hatice Begüm’den oğlu Haydar’ı kendine lider seçmişler ve onun etrafında devlet kurma idealleri dönmüştür. Ölümünden birkaç yıl sonra Tokat taraflarında “Şeyh Cüneyd” adlı biri ortaya çıkmış ve Cüneyd’in 20 bin eski müridini etrafında toplayarak isyan etmiştir. İsyan bastırıldıktan sonra isyancı, Fatih Sultan Mehmed’e getirilmiş ve Cüneyd olmadığı anlaşılınca salı verilmiştir.

Sonuç: Cüneyd’den Sonra
İhtiraslı ve iktidar düşkünü bir şeyh olan Cüneydi Safevi, sahip olduğunu siyasi ve dini ideal ve amaçları gerçekleştirmek için hayatı boyunca birçok teşebbüste bulunmuştur. Ancak siyasi ve dini görüşlerinin aşırılığı ve diğer devletlere bir tehdit oluşturması nedeniyle himaye istediği topraklardan kısa süre içinde sürülmüş veya gittiği yerlerde bölge yöneticileriyle çatışmıştır. 

Cüneyd’den önce Safeviyye Tarikatı şeyhleri ellerinden geldikleri kadar din ve siyasi işleri ayrı idare etmeye çalışmıştır. Ancak Cüneyd’in posta oturmasıyla tarikatın geleneği kökten değişmiş ve Cüneyd atalarının aksine siyaseti ve dini bir arada sentezleyerek iktidar elde etme hırsının peşine düşmüştür. Cüneyd, ideallerini ve hedeflerini her zaman açığa vurmuş ve bunun sayesinde birçok mürit toplamıştır. Öldükten sonra Cüneydi Safevi’nin fikirleri ve idealleri sadece müritlerini değil, oğlu Haydar’ı ve torunu Şah İsmail’i etkileyerek Safevi Devleti’nin ideolojisini oluşturmuştur. Türk ve İran ortak tarihinde Cüneydi Safevi, siyaset - din ilişkilerini ve Safevi Devleti’ni anlamlandırabilmek için büyük öneme sahiptir. 


Birkan Kemal ERTAN 
23 Nisan 2019


REFERANSLAR
·     HINZ Walther, Çev: Tevfik Bıyıkoğlu, Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd, TTK Basımevi, Ankara, 1992.
·     ŞÜKÜROV Giyas, Safevi Devleti’nin Kuruluşu ve I. Şah İsmail Devri (907-930/1501-1524), Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2006.
·     YAZICI Tahsin, "CÜNEYD-i SAFEVÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/cuneyd-i-safevi (Son Erişim Tarihi: 21.04.2019).
·     ŞENSİZOĞLU Nevzat, Şah İsmail Devrinde Anadolu’da Safevi-Alevi Faaliyetleri, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2005.
·     DALKIRAN Sayın, "İran Safevi Devleti'nin Kuruluşuna Şii İnançların Etkisi ve Osmanlı'nın İran'a Bakışı / Effect of Shiite Faithes at Establishment of Iran Safavid State and Looking of Ottoman to Iran". Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 0/18, 2002.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…