Ana içeriğe atla

Devletçilik

Altı Ok'taki en uzun ok Devletçiliği simgeleyen oktur. Çentik, özel sektörün önemini simgeler.

Bu yazıda amaç: Devletçiliğin, liberalizm ve sosyalizm akımlarından bağımsız ve kendine özgü olan yapısının kavranmasına yardımcı olmaktır.


Devletçilik, 
  • Özel kesimin yatırım yapmak istemediği,
  • Yatırım yapma konusunda yetersiz kaldığı veya
  • Ulusal çıkarların gerekli kıldığı sektörlerde devletin uğraş göstermesidir.

Atatürk'ün deyişiyle "Türkiye'nin gereksinimlerinden doğmuş, Türkiye'ye özgü" bu sistem, kimilerine göre sosyalizm kimilerine göre liberalizm olarak yorumlanmış fakat iki ideolojiyle de tam olarak örtüşmemiştir. Öyle ki bu öğretiyi Türk Dil Kurumu bile doğru tanımlamamıştır. Türk Dil Kurumunun internet sayfasındaki Güncel Türkçe Sözlük'te liberalizm (erkincilik)'i aradığınızda şöyle bir tanım karşınıza çıkıyor:
"Devletçilik, toplumculuk (sosyalizm) karşıtı"

Teyit etmek için bir de devletçiliğin tanımına bakalım:

"Erkincilik karşıtı"


Liberalizmin, sosyalizm karşıtı bir ideoloji olduğu kuşkusuz bir gerçek fakat Devletçilik bu ikisinden farklı olarak ekonomide karma bir yapıyı savunur. Özel kesim Devletçilikte dışlanmaz. Bu ilkeyi Atatürk şöyle tanımlamıştır:

“Devletçiliğin bizce manası şudur: Fertlerin özel teşebbüslerini ve faaliyetlerini esas tutmak fakat büyük bir milletin bütün ihtiyaçlarını ve birçok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak memleket ekonomisini devletin eline almak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk vatanında asırlardan beri ferdi ve özel teşebbüslerle yapılmamış olan şeyleri bir an evvel yapmak istedi ve kısa zamanda yapmaya muvaffak oldu. Bizim takip ettiğimiz bu yol görüldüğü gibi liberalizmden başka bir yoldur.”


Bireylerin özel girişimlerini esas alan Devletçiliğin liberalizm karşıtı olarak yorumlanması, devletçiliğin niteliğine gölge düşürmektedir. Devletçilik, dönemin şartlarından kaynaklanan ve savaşın getirdiği fakirleşmeyle birlikte yatırımcılardan beklenen girişimcilik desteğinin alınamaması yüzünden ne yazık ki yıllar boyu yalnızca devletin ekonomideki rolüyle sınırlı kalmıştır. Savaştan yeni çıkmış Türkiye'de, özel kesimin yaşadığı sermaye eksikliği yatırımların beklenen seviyede gerçekleşmemesine neden olmuştur.

Devletçilik, sosyalizmden farklı biçimde, devletin ekonomideki ezici baskınlığından ziyade (kamu yararı taşıyan alanlar ile birlikte) özel sektörün yetersiz kaldığı alanlarda kamu yatırımı yapılmasını amaçlamıştır. Bu ilkenin benimsenmiş olmasındaki diğer nedenler, gerek 1923'te uygulanan Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi ve nitelikli insanların yurt dışına çıkışı gerekse Türklerin uğraş alanlarının çoğunlukla askeriye ve memuriyet ile sınırlı kalmış olmasıdır. Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte ülke genelinde bu nedenlerden dolayı girişimcilik sınırlı düzeyde kalmıştır. Dolayısıyla ülkede girişim yapabilecek kişilerin azlığı, devletin ilgili alanlarda yatırım yapması gereksinimiyle sonuçlanmıştır.


Atatürk, Bursa'daki Sümer Bank Merinos Fabrikası açılışında iken.

Devletçiliği sosyalizm ile bağdaştıranlar, devletin fabrika kurmasından yola çıkarak bu yargıya varmış olabilirler. Fakat Devletçilik, temel yapısında, devletin itici bir güç göstererek piyasada devlete ihtiyaç ortadan kalktığında devlet teşekküllerinin özelleştirilmesini de barındırır.

"...(Devletçilik) hususi ve ferdi teşebbüs ve faaliyetlere meydan bırakmayan sosyalizm prensibine dayanan kolektivist, komünizm gibi bir sistem değildir.

Bunun yanında Devletçiliği liberalizm ile ilişkilendirenler, devletin eğitim, sağlık, enerji, savunma sanayisi gibi halkın ve ülkenin yararına olan stratejik sektörlerde yer aldığını ve alması gerektiğini göz ardı etmektedirler. Örneğin: Devlet hastaneleri ve aile sağlığı merkezleri sağlık alanında özel hastanelere alternatifse bu tamamen kamu yararının gözetilmiş olmasındandır. Vatandaşlar sağlık hizmetini ucuz şekilde bu kurumlardan elde edebilmektedirler. Atatürk, Türk milletinin bu konudaki anlayışını şöyle özetler: 

“Cumhuriyet Hükûmetinin, yurttaşların yaşamı, geleceği ve refahıyla her bakımdan ilgilenmesi doğaldır. Halkımız yaradılıştan (teb’an) devletçidir ki, her şeyi devletten istemeyi kendisinde bir hak olarak görür. Bu nedenle, milletimizin yapısıyla devletçilik programı arasında, tam anlamıyla bir uyum vardır. Bu yönde yürüyeceğiz ve başarılı olacağız. Bundan kuşkumuz yoktur.”

Sonuç olarak Devletçilik, liberalizm ve sosyalizmden "aşırıya kaçmamasıyla" ayrılan ve kamu yararını ön planda tutarak özel sektörü destekleyen bir ilkedir. Temel amacı Türkiye'nin muasır medeniyetler seviyesine ulaşma sürecini hızlandırmaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…