Ana içeriğe atla

George Kelly ve Kişisel Yapılar Kuramı



Psikoloji, diğer bir adıyla ruh bilimi, çok eski tarihlerden günümüze birçok kişinin üzerine kafa yorduğu bir alan oldu. Eski Yunan’dan bugüne çok sayıda kişiyi ağırlayan bu alanda, bazı görüşleri sertçe eleştirdik, anlamadan yargıladık. Bazılarını derinden özümsedik, bazılarının ise değerini bilemedik. Bugüne kadar gelmiş geçmiş tüm kuramcılar, alana büyük küçük birçok katkıda bulundu. Bu yazıda, değeri bilinmeyen ve zirveyi göremeden hayata veda eden ancak arkasında günümüzde en çok kullanılan ve en etkili terapilerden biri sayılan “Bilişsel Davranışçı Terapi” yönteminin ortaya çıkmasında asıl etkili olan kuramcı olan George Kelly’den ve kişiliğe dair kuramında bahsettiklerine değineceğim. Çağının 20 yıl ilerisinde olan Kelly‘e dair günümüzde çok az sayıda kaynağa sahibiz. İlk önce George Kelly’nin kısa bir biyografisiyle başlayalım.

1905 doğumlu Kelly, küçük bir çiftlikte dünyaya geldi ve ailesinin tek çocuğuydu. Ailesinin yer değiştirmesi sebebiyle okula düzenli olarak gidememesine ve düzenli bir eğitim alamamasına rağmen kendisini asla yarışın dışında bırakmadı. Üniversite yıllarında münazara takımının etkin bir lideri olmasıyla birlikte toplumdaki sosyal sorunlarla yakından ilgileniyordu. Aslında havacılık, mühendislik, fizik gibi farklı alanlarda çalışıyordu fakat daha sonra psikolojiye ilgi duymaya başladı. Psikolojiye duyduğu ilgi ile eğitim alırken Freud’un izinden gitmedi çünkü ona göre önemli olan, insanların yaralarını sarmaktı. Büyük Bunalım zamanında fizyolojik psikoloji dersleri veriyordu. Ancak o zaman fark etti ki fizyolojik psikolojiden çok daha insancıl şeylerle ilgilenmesi gerekiyordu. Bunun üzerine kendi kuramını oluşturma yolunda çalışmalara başladı. Ayrıca Kelly, psikolojinin çok büyük karmaşık ve geniş bir alan olduğunu düşünüyor ve her konuya tek bir kuramla yanıt verilemeyeceğini savunuyordu. Ona göre geliştirilen kuram odaklandığı sınırlar içinde işe yararsa başarıya ulaşılmış olacak, diğer alanlarda daha az başarılı olması durumunda ise çok büyük rahatsızlık duyulmayacaktı. Bu şekilde kendi kuramını klinik alanla sınırlandırdı.

‘’Bir insanla tanıştığımız zaman ilk nelere dikkat ederiz? Bazılarımız vücut hatlarına bakar, belki bazılarımız yüz güzelliğine; bazılarımız ise tavırlarına göre kafasında bir çerçeve oluşturur. Ve böylelikle hepimiz, bir başkasını tanırken çeşitli kombinasyonlarla bambaşka bir tanımlama yaparız. Ve hiçbirimiz tamamen başka bir insanla aynı şekilde tanımlamayız.’’

‘’Okumaktan çok zevk aldığınız bir romanı yeni bitirdiğinizi varsayalım ve kitabı önermek için heyecanla bir arkadaşınızı aradınız. Ona, romanda karakterlerin ve ortamların ne kadar ince bir ayrıntıyla anlatıldığından söz ettiniz. Sizi dehşete düşürür şekilde arkadaşınız kitabı önceden okuduğunu ve hiç beğenmediğini söyledi. Romanın zayıf bir kurgusu olduğundan ve yavaş ilerlediğinden şikâyet etti. Bu nasıl olabilir? Maruz kaldığınız çevre (okuduğunuz kitap) aynı, fakat yaşadığınız tecrübeler tamamen farklı oldu. Aynı çevresel uyaran hakkında tamamen farklı düşüncelere sahip oldunuz. Peki ama neden?’’

‘’Bir partiye katıldığınız zaman etraftaki insanların kıyafetlerine, dış görünüşüne, insanlar arası sosyal etkileşimlere dikkat edebilirsiniz. Peki ya herkesin aynı derecede ilk dikkat ettiği şey bu mudur? Bazıları ise sizden farkı olarak ortamda çalan müziklere, ortamın ısısına ve atmosfere dikkat edebilir.’’

Kelly’e göre insanların davranışları hem gerçekliğe hem de gerçekliği algılamamıza dayanır. Bizler hem çevredeki uyaranları algılarız hem de onları beklentilerimiz çerçevesinde yorumlar ve ona göre olaylar karşısında tepkiler veririz. Onun gözünde hepimiz birer bilim adamıyız. Her konu hakkında onlar gibi hipotezler kurar, bunları sınar ve sonuçlarına göre birtakım kararlar alırız. Bazen yanlış olan bazen de doğru olan bu kararlar, bizim dünyayı anlamlandırma biçimimizdir.

Hepimiz birbirimize benzediğimiz kadar birbirimizden farklı insanlarız ve hiçbirimizin düşünce yapısı diğeriyle birebir örtüşmez. Bundan yola çıkarak hepimizin bakış açıları dünyayı algılayışımızın farklılığını dile getirir. Aynı zamanda Kelly, insanların beklentileri aracılığıyla olayları yapılandırırken hep geçmişe bağlı kaldıklarını ve bireysel farklılıkların etkisini bolca vurgular. 11 önermesiyle beraber, bir kimsenin süreçlerin olaylar hakkındaki beklentiler yoluyla psikolojik olarak yönlendirildiği varsayımı ile kuramını oluşturmuş, önermeleriyle insan davranışlarının çeşitli yönlerini aydınlatmaya çalışmıştır. Ve Kişisel Yapılar Kuramı adını verdiği bu kuramda “kişisel yapıları”, olayları anlamak ve yordamak (tahmin etmek) için kullandığımız bilişsel yapılar olarak tanımlamıştır.

Yapılandırma önermesinde, olayları yorumlarken geçmişte nasıl olduysa öyle olmasını beklediğimizi söyler. Nitekim de öyle değil midir? Örneğin, yaramaz olduğunu düşündüğümüz bir çocuk varsayalım. Evimize geldiği vakit ortalığı araklayacağını düşünmez miyiz? Çünkü geçmişte onunla alakalı böyle bir yapılandırma kullanmışızdır. Bunun yanında, sürekli başka şeyler deneyimleriz ve bazen de yanıldığımız olur. Belki de yaramaz çocuk bu sefer kendisinden beklenmediği kadar uslu davranabilir ve biz de artık onun yaramaz olmadığı bir yapılandırma sürecine girebiliriz.

Bireysellik önermesi kavramında Kelly, bizlerin yapılandırma biçimlerinin farklılığına dikkat çeker. Hiçbir iki insanın, bir olay karşısında birebir aynı yorumu yapamayacağını, olayı birebir aynı algılamayacağından bahseder. Mesela Harry Potter sizin için çok büyük anlam ifade eden mükemmel bir film iken bir başkası için o kadar da matah olmayabilir.

Örgütleme önermesinde, olayları hepimizin kendimize özgü biçimlerde beklediğimizi ve bunun için farklı ikililerden oluşan bir sistem geliştiririz. Kelly, farklı insanların aynı olayları, uyuşmazlıkları ve tutarsızlıkları en aza indirecek şekilde farklı bir biçimde organize ettiğinden bahseder. Daha da basitleştirelim. Bir mekânda yemek yiyeceğiniz zaman sizin için en çok önem arz eden şey nedir? Belki mekânın temiz oluşu, kalitesi veya yemeklerin fiyatları olabilir. Bir mekânın temizliğini belirledikten sonra diğer yönlerini sıralı bir şekilde değerlendirebilirsiniz. Bir başkası ise sizden farklı bir şekilde ilk olarak mekândaki çalışanları değerlendiriyor olabilir. Daha sonra mekânın konumunu ya da başka özelliklerini düşünerek bir yargıya varma yoluna gidebilir.

Kelly, kullandığımız yapılandırma sistemlerinin sınırlı sayıda değerli yapıdan oluştuğunu yani zıt özellikli çift kutuplu yapıda olduğunu söyler. Bir şey hakkında karar verirken iyi ya da kötü, çirkin ya da güzel gibi kalıplar kullandığımızı söyler. Bir algı oluşturabilmemiz için olaylar arasındaki benzerlikleri görüp bu olayları karşıtlarıyla eşleştirebilmemiz gerektiğini belirtir.

Kullandığımız bir yapının sadece sınırlı genişlikteki bir olayı yordamada uygun olduğunu da belirtir. Örneğin iyi veya kötü yapısını birçok durumda kullanabilirken benzinli veya dizel yapısını yalnızca motorlu taşıtlarda kullanabiliriz.

İnsanların yapılarını gözden geçirdiğini ve yeniden yapılandırabildiğini, bunun da insanların yeniden yapılandırma derecelerinin var olan kişisel yapılarının geçirgenliğiyle alakalı bir durum olduğunu belirtmiştir. Örneğin yeme konusunda çok seçici birini düşünelim. Bu kişinin ‘’yenilebilir veya yenilemez’’ yapısı çok az geçirgendir ve yeme alışkanlıklarına ters düşen bir duruma maruz kaldığında büyük zorluk yaşaması olasıdır.
Ayrıca Kelly, insanların birbiriyle uyumsuz çeşitli yapılandırma sistemlerini de ardı ardına kullanabildiğini söyler. Bu önermesiyle, insanların farklı zamanda birbiriyle zıt kişisel yapılar kullanabileceğini ve bu nedenle de kişinin kendi içinde tutarsızlık sergileyebileceğini belirtmek istemiştir. İlk bakışta kişilik yapılarının birbiriyle uyumlu olmaları gerekiyormuş gibi görünse de kendi düşünce ve davranışlarımıza baktığımızda, birçok tutarsızlık olduğunu görebiliriz.
Neredeyse tüm insanlar yaşamda çok farklı rollere sahiptirler ve her yerde, her an ve her durumda aynı şekilde davranan insan hemen hemen yok gibidir. Kişi bir kadın, anne, kız, teyze, öğretmen, eş rolüne sahip olabilir. Belli bir etnik kökene, dini inanca ve politik bir bakış açısına da sahip olabilir. Kelly'e göre insan davranışının her durumda tutarlı olması gerekmez. Örneğin bir birey huysuz bir köpeğe karşı koymada cesur davranırken, bir patron ya da bir öğretmen karşısında korkakça davranabilir. Birçok davranışımız tutarsız gibi görünse de Kelly davranışlarımızın altında aslında bir tutarlılık olduğunu öne sürmüştür.
Kelly, en başta insanlar arasında farklılıkları vurgulamış olsa da bir o kadar benzerlik önermesiyle kişiler arası benzerlikler olabileceğini vurgular. Ona göre insanlar arasındaki benzerliklerin nedeni benzer kişisel yapılar kullanıyor olmalarıdır. İki kişinin benzer psikolojik süreçlere sahip olmaları için birbiriyle tamamen aynı ya da benzer olan olayları yaşamış olmalarına gerek yoktur, sadece yaşadıkları deneyimleri aynı şekilde yorumlamaları yeterli olacaktır.

Kelly'e göre bir insanın bir başkasıyla anlaşabilmesi için, onun dünyasını nasıl yapılandırdığını yani o kişinin neyi neden yaptığını ya da neden söylediğini anlaması yeterli olacaktır. İnsanların birbirinin kişisel yapılarını anlayabilmeleri için çeşitli roller oynaması gerektiğini söyler. Bu şekilde kişi kendisini bir başka kişinin yerine koyarak onun kişisel yapısını yorumlayabilir. Rol kavramı, Kişisel Yapılar Kuramı’nda merkezi bir öneme sahiptir. Kelly, rolleri sosyal perspektiften daha çok psikolojik perspektiften yorumlar. Bir kişinin rolü onun toplum içerisindeki yerine ve pozisyonuna bağlı değildir. Daha çok bu rolün kişi tarafından nasıl yorumlandığına bağlıdır. Kişi rol oynadığında diğer kişinin ne düşündüğüne dair inancına göre hareket eder ve kendisini geçici olarak bu kişinin yerine koyar. Bu yüzden de roller toplumun standartlarıyla değil, diğer insanların kişisel yapılarının kavranmasıyla belirlenir.

Kelly'nin Kişisel Yapılar Kuramı, 1955'te yayınlandığı “Kişisel Yapıların Psikolojisi” isimli kitaptan sonra kısa süre ilgi odağı olmakla birlikte ne yazık ki daha sonra popülaritesini yitirmiş ve kişilik psikolojisi konusundaki kuramsal açılımlar yerine klinik uygulamalarıyla meşgul olan birkaç öğrencisinin dışında büyük ölçüde unutulmuştur. Bunun nedeni, o yıllarda psikoloji alanında davranışçılık akımının baskın olması ve terapi alanında da insancıl yaklaşımın yakaladığı çıkış olabilir. Ancak ilerleyen yıllarda bilişsel yaklaşımın kazandığı ivme ile birlikte Kelly, psikolojik sorunları iyileştirmeye çalışsan bilişsel psikoterapi akımlarının da öncüsü olarak kabul edilebilir. Kariyerinin önemli bir bölümünü görece normal olan zeki üniversite öğrencileriyle ve onlara danışma yaparak geçiren Kelly’nin kuramı, daha çok böyle bir grup için genellenebilir niteliktedir.

Kelly’nin kişilik kuramı, öne sürdüğü iddiaların bilimsel yöntemle sınanabilir olup olmaması açısından değerlendirildiğinde güçlü bir kuram olmasa da, yol açtığı deneysel araştırmalar açısından değerlendirildiğinde güçlü bir kuram olarak göze çarpar. Psikoterapistler için temel bir yaklaşım ve uygulamaya dönük teknikler sunması Kelly’nin kuramının olumlu bir yönüdür. Kelly’nin bir temel varsayım ve onu destekleyen 11 yardımcı önermeyle ifade ettiği kuramı, hem iç tutarlık hem de yalınlık ölçütleri açısından olumlu değerlendirmeleri hak etmektedir. Bilişsel yaklaşımın kişilik psikolojisi ve psikoterapi alanında öncüsü olan George Alexander Kelly’nin hak ettiği ilgi ve saygınlığı günümüzde göremediğini üzülerek söylemeliyim.


 29 Nisan 2019

Konuk Yazar

REFERANSLAR
·  BURGER Jerry, Kişilik Kitabı, Kaktüs Yayınları, İstanbul, 2004, s.605-639.
· CHIARI Gabriele, George A. Kelly and His Personel Construct Theory, The Auspices of The George Kelly Society, 2007,https://www.researchgate.net/profile/Gabriele_Chiari2/publication/317064022_George_A_Kelly_and_His_Personal_Construct_Theory_iBook/links/5923eceda6fdcc4443fa3cf4/George-A-Kelly-and-His-Personal-Construct-Theory-iBook.pdf, (Son Erişim Tarihi:24 Nisan 2019)
· İNANÇ Banu Yazgan ve YERLİKAYA Esef Ercüment, Kişilik Kuramları Kitabı, Pegem Akademi Yayınları, 13. Baskı, Ankara, 2017, s.212-232.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…