Ana içeriğe atla

Kişiliğin Belirleyicisi Nedir?



KİŞİLİĞİN BELİRLEYİCİSİ KALITIM MIDIR?

En çok tartışılan kuramcılardan birisi olan Hans Jürgen Eysenck ile tanışalım. Gerek kişiliğimizin gelişmesindeki etken rolü oynayanın kalıtım olduğunu söylemesiyle gerekse yaşam boyu başına buyruk tavırlarıyla asi bir bilim adamı portresi çizen Eysenck, uzun zaman alan, pahalıya hizmet veren ve uzmanlık eğitimi almış psikologlar ve psikanalistler ile yürütülen psikoterapilerin bir işe yaramadığını, böyle bir tedavi görmeyenler ile görenler arasında bir fark olmadığını belirtmesi ile de eleştiri oklarının hedefi olmuştur.
Eysenck 20. yüzyılın en fazla tartışmaya yol açan ve en üretken psikologları arasındaydı. Öldüğünde dahi psikoloji alanındaki makalelerde, araştırmalarda en çok alıntılanan araştırmacılardan birisiydi. Hayatı boyunca 80 kitap yayınlayarak ve binlerce makale yazarak alana oldukça önemli katkılarda bulundu. Aynı zamanda  “Personality and Individual Differences” (Kişilik ve Bireysel Farklılıklar) dergisinin kurucu editörüydü.

Eysenck 4 Mart 1926’da Berlin’de doğmuş. Ünlü bir aktör baba ve aktris bir annenin çocuğuydu. Eğitimine liseye kadar Berlin’de devam etti. Üniversitede fizik okumak isterken okuma koşulu olarak Nazi gizli polisine katılması öne sürüldü ve Eysenck bunu iğrenç bir teklif olarak niteleyerek yurt dışında okuma yolunu seçti. Üniversiteye kabul edilmesi için gereken sınavı geçtikten sonra Londra Üniversitesi’ne fizik bölümü için başvurduğunda kendisine giriş sınavında yanlış konuları seçtiğini bu yüzden de fizik eğitimi alamayacağı bildirildi. Bunun üzerine Eysenck, başka bir programa katılıp katılamayacağını sorduğunda ise psikoloji bölümünü seçebileceğini öğrenince o zamanlar psikolojiye dair herhangi bir ilgisi olmamasına rağmen bu alanda okudu ve alanda ardından birçok eser bıraktı.
Kuramın genel çatısında üç kişilik etmeni yer alıyor. Bunlar: Dışa dönüklük, Nevrotiklik ve Psikotiklik. Öne sürdüğü bu kuramda her bir etmen iki uçlu (bipolar) yapıda. Yani her etmenin bir de zıt kutbu var ve biz insanlar bu spektrumda (çeşitlilikte) değişik yerlerde bulunuyoruz.

Eysenck, geliştirmiş olduğu bu biyoloji temelli faktör analitik ayırıcı kuramında kişiliğimizin gelişmesinde kalıtımın %75 oranda etkili olduğunu, çevresel faktörlerin çok önemli olmadığını dile getirerek fazlaca tepki aldı. Günümüzde araştırmalar devam ederken bazı konularda Eysenck’in haklı olduğu, ancak verdiği oran konusunda hâlâ fazla iddialı olduğu düşünülmekte.
İçe dönük müsünüz yoksa dışa dönük mü? Hafta sonlarında bazılarımız kendiyle baş başa kalıp battaniyesi altında film izlemeyi tercih ederken, bazılarımız bunun tersine arkadaşlarıyla kalabalık bir barda arkadaşlarıyla eğlenmeyi tercih ediyor. Kimimiz bu iki seçenek arasında kesin bir uçta tercihte bulunurken kimimiz de ortalarda bir yerdeyiz. Eysenck’e göre bunun sebebi kortikal uyarılma düzeyimizin farklı oluşu. Eysenck bu uyarılma düzeyi terimini en düşük düzeyden (uyku) en yüksek düzeye (panik durumu) kadar değişen bir süreklilik için kullanıyordu. İçe dönüklerin uyarılma düzeyleri dışa dönüklerden daha fazla olduğu için dışardan gelen uyarıcılara karşı verdikleri tepki de bu düzeyde yoğun oluyordu. Uyarıcılara karşı oldukça hassas olan içe dönükler bu yüksek uyarılma düzeyini daha rahatsız edici bir düzeye getirmemek için kendilerini aşırı derecede etkileyecek durumlardan kaçınırlar. Buna karşı dışa dönüklerin kortikal uyarılma seviyeleri olması gereken seviyeden düşük olduğu için dışarıdan gelen uyarıcılara karşı oldukça duyarsızdırlar. Bu sebeple de heyecan gereksinimlerini karşılayabilecek etkinlikler ve can sıkıntısından kurtulabilmek için kendilerini uyarıcı özellikteki durumları ve yaşantıları ararlar. Bu görüşü destekleyen araştırmalardan birisi olan limon damlası deneyi ile dışa dönük yani düşük uyarılma düzeyi olan deneklerin dillerine limon damlası damlatıldığında kortikal uyarılma düzeyi yüksek olan içe dönüklere oranla iki kat daha az tükürük salgısı salgıladıkları görülmüş. Bunun yanı sıra içe dönüklerin sigara, alkol, kafein gibi maddelere ve yüksek sesli müzik ya da hareketli sosyal ortamlar gibi uyarıcılara karşı da daha duyarlı olduklarını gösteren çalışmalar bulunuyor.
Mükemmelliyetçi ve tatminsiz misiniz yoksa kendinizin farkında mısınız?
Eysenck'in sunduğu kişiliğin ikinci boyutunda nevrotiklik bulunuyor. Duygusal kararlılık ve nevrotiklik spektrumunda da yine insanlar farklı uçlarda dağılım gösteriyor. Nevrotiklik kutbuna daha yakın olanlar daha fazla stres ve anksiyete ile boğuşur, görece daha az önemli hatta önemsiz konular hakkında fazla endişelenip durumları olduğundan abartırlar ve çoğu zaman mücadele etmekte zayıftırlar. Olumludan çok olumsuza odaklanırlar ve orantısız bir perspektiften hayata bakarlar. Bunun tersine, diğer uca yakın olanlar duygusal kararlılığı yüksek kişilerdir. Yine biyolojik olarak bu durumu Eysenck bizlerin otonom sinir siteminin uyarıcılara vermiş olduğu tepki derecesiyle açıklar. Olaylara verdiğimiz tepkiler limbik sistemle ilişkilidir. Limbik sistemimiz beynimizin güdülenmesini ve duygusal sistemimizi değerlendirir. Nevrotizm düzeyi yüksek olanlar duygusal yönden kararlı olanlara kıyasla acı verici, yeni, rahatsız edici uyarıcılara daha çabuk tepki verirler. Ve bu kişilerin tepkileri, uyarıcı ortadan kalktıktan sonra da daha kalıcı niteliktedir.
Son kişilik boyutu olan psikotizm, kurama daha sonraki yıllarda eklemiştir. Bu boyutta yüksek puan alan bireylerin benmerkezci, dürtüsel ve diğerlerine karşı isyankâr bir yapıda olduğunu ve düşük puan alanların ise geleneksel, uysal, empatik ve işbirliğine yakın olduklarını söylemiştir. Bu boyutu temellendirirken erkeklik hormonlarını göstermiştir. Bu boyuttaki sonuca, erkeklerin daha yüksek puanlar alması ve kadınlara oranla daha fazla suç işlemeleri, suça meyillerinin yüksek olması ve mahkûm olmaları gerçeğinden yola çıkarak ulaşıyor. Cinsiyet hormonları ve psikotizm arasındaki ilişkiye yönelik araştırma bulgularının çok az ve yetersiz olması sebebiyle psikoloji camiası tarafından çokça eleştirilmesine neden oluyor.
Eleştirilerin hedefi olmasına rağmen, alan için çok değerli olan katı ampirik (deneysel) bir yolla geliştirmiş olduğu modelde, çok sayıda insandan oldukça geniş bir örneklem ile veri toplayıp elde ettiği ölçümler arasındaki ilişkileri ve bu ilişkilerdeki örüntüyü inceleyen Eysenck, kendisinden sonraki birçok araştırma için de temel oluşturmuş bir bilim insanıydı.


KAYNAKÇA

Revelle, W. (2016). Hans Eysenck: Personality theorist. Personality and Individual Differences, 103, 32–39. https://doi.org/10.1016/j.paid.2016.04.007

BURGER Jerry, Kişilik Kitabı, Kaktüs Yayınları, İstanbul, 2004

İNANÇ Banu Yazgan ve YERLİKAYA Esef Ercüment, Kişilik Kuramları Kitabı, Pegem Akademi Yayınları, 13. Baskı, Ankara, 2017


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…