Ana içeriğe atla

Türkiye ve İran Arasındaki Ekonomik Entegrasyon Girişimleri: Bağdat Paktı’ndan Ekonomik İşbirliği Teşkilatına Kadar Bir Değerlendirme







*Makale bütün olarak uzun olduğu için sadece ilk bölümü olan entegrasyon teorisi bölümü siz değerli okuyuculara sunulmuştur. İlerleyen günlerde makalemizin ana kısmı olan "Türkiye ve İran" bölümünü sizlerle paylaşacağız. Keyifli okumalar



Ekonomik küreselleşme ve serbestleşme olgusunun dünya çapında yaygınlaşmasıyla ülkeler kendi aralarındaki ticareti artırdı. Ülkeler arası ticaretin artması ve bu ticaretten elde edilen kazançların gözle görülür bir şekilde ülke ekonomilerine olumlu etki yapması ülkeleri ekonomik entegrasyon girişimine itmiştir. Birbirine yakın ülkeler uluslararası ticaretten elde edilen ekonomik, siyasi ve kültürel kazançları maksimize etmek amacıyla kendi aralarında çeşitli ekonomik entegrasyonlar kurmuşlardır. Türkiye ve İran, coğrafi olarak komşu olan bu iki ülke, ekonomik, siyasi ve kültürel kazançlarını maksimize etmek amacıyla kendi aralarında veya başka ülkelerin katılımıyla tarih boyunca çeşitli entegrasyon girişimlerinde bulunmuşlardır. Bu makalede İran ve Türkiye arasındaki ekonomik entegrasyon girişimlerini Bağdat Paktı ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı arasındaki tarihsel süreci inceleyerek değerlendireceğiz.

II. Dünya Savaşı’ndan sonra savaşı kazanan müttefik devletler, uluslararası barışı korumak amacıyla birçok çalışma yapmış ve elde edilen dünya barışını korumak amacıyla çeşitli kurumlar kurmuşlardır. Barışın devamı ve istikrarı için ülkeler, uluslararası boyutta ekonomik ilişkilerin artması için çeşitli teşviklerde bulunmuşlardır. Söz konusu ekonomik ilişkilerin artışı uluslararası barışın korunmasında önemli bir rol oynayarak ülkeler arası ticaretin kazançlarının artması ve bu kazançlar sonucu ülkelerin daha derin ekonomik ilişkiler içine girmesine neden olmuştur.

Ekonomik küreselleşme ve serbestleşme teşviki sonucunda uluslararası ölçekte yukarıda bahsettiğimiz gibi çeşitli kurumlar ortaya çıkmıştır. Bu kurumların başında, II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan “Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Antlaşması” (İngilizce kısaltması “GATT”[1]) gelmektedir. Bu antlaşmanın amacı, ülkeler arasındaki tarife ve tarife dışı engelleri zaman içerisinde düşürüp ülkeler arası ekonomik ilişkileri arttırarak, uluslararası barışın korunmasını sağlamaktır. Daha sonra bu antlaşma 1995’te Dünya Ticaret Örgütü’ne dönmüştür. GATT’nin yanında, Dünya Bankası ve IMF gibi kurumlar kurularak ülkeler arası ekonomik ilişkilerin derinleşmesi ve savaş riskinin minimize edilmesi desteklenmiştir.

Ekonomik küreselleşme ve serbestleşmenin gerçekleşmesi ülkeler arasındaki ticareti artırmış ve ekonomik ilişkilerde gelişme meydana gelmiştir. Gelişmeyi ve artışı fark eden ülkeler, uluslararası ticaretten elde edilen kazançlarını maksimize etmek amacıyla kendi aralarında çeşitli ekonomik entegrasyonlar gerçekleştirmiştir. Özellikle komşu ülkeler II. Dünya Savaşı’ndan sonra artan ekonomik serbestleşme kazançlarını elde etmek, SSCB ve ABD arasındaki kutuplaşmadan korunmak ve aralarındaki savaş riskini minimize etmek için ekonomik entegrasyon girişimlerinde bulunmuşlardır. Bu ülkelerden ikisi, ortak tarih ve kültürü bulunan Türkiye ve İran’dır.

Türkiye ve İran Bağdat Paktı’ndan başlayarak günümüze kadar gelen süreçte çeşitli organizasyonlar ve kurumlarla ekonomik entegrasyon girişimlerinde bulunmuşlardır. Başlangıçta aralarındaki ilk işbirliği, SSCB tehlikesinden korumak amacıyla ABD önderliğinde Bağdat Paktı’yla kurulmuştur. Daha sonra pakttan Irak’ın ayrılmasıyla Merkezi Antlaşma Teşkilatı (CENTO)ile işbirliklerini devam etmek istemişlerdir. Siyasi işbirliğinin yanında iki ülke ve diğer üye ülkeler, aralarındaki savaş riskini minimize etmek ve ekonomik ilişkilerini artırmak amacıyla Kalkınma için Bölgesel İşbirliği Teşkilatı (RCD)[3]kurulmuştur. Ancak kurulan söz konusu ekonomik birliği teşkilatı, çeşitli nedenler sonra dağılmıştır. Daha sonra iki ülke ve diğer ülkeler üyeleriyle beraber Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO)[4]kurulmuş ve ekonomik entegrasyon girişimlerini devam ettirmeye çalışmışlardır.

Biz bu makalede, ekonomik entegrasyonun tanımını, çeşitlerini ve başarı koşullarını teorik ve teknik olarak inceledikten sonra, konumuz olan Türkiye ve İran arasındaki ekonomik entegrasyon girişimlerini Bağdat Paktı, CENTO, RCD ve ECO üzerinden değerlendireceğiz.

Ekonomik Entegrasyon

II. Dünya Savaşı’ndan sonra ekonomik serbestleşme adına bazı reformların gerçekleşmesiyle ülkeler ekonomik ilişkilerini geliştirmek adına komşu ülkeler ile yaptığı tercih ticaret antlaşmaları sonucu kullanılmaya başlanmış ve literatüre girmiştir.[5]Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), ekonomik entegrasyonları(veya diğer ismiyle bölgesel ticaret antlaşması), “iki veya daha çok ülkenin taraf olduğu, ancak tüm üyeleri kapsamayan tercihli ticaret anlaşmaları” olarak tanımlamaktadır.[6]James Garber ekonomik entegrasyonu, “iki veya daha fazla ülkenin, her birinin kendi pazarına erişimde diğerlerine tercihli muamele yapması konusunda anlaşmalarıdır. Ekonomik entegrasyonlar, değişik düzeylerde pazar erişimi ve farklı derinlikte entegrasyon sağlayabilir.” diye tanımlamıştır.[7]Anlaşılacağı üzere ekonomik entegrasyon, iki veya daha fazla ülkenin kendi aralarında gerçekleştirdiği ekonomik ve ticari işbirliğini kapsayan bütünleşmedir.

Ekonomik entegrasyonlar, ülkeler arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin derinliğine göre farklı gruplara ayrılmaktadır. Bunlar; kısmi ticaret antlaşması (tercihli ticaret antlaşması), serbest ticaret antlaşması (veya bölgesi), gümrük birliği, ortak pazar ve ekonomik birliktir. Söz konusu ekonomik entegrasyon tiplerinin genel olarak kendine has özellikleri bulunmakta ve ekonomik entegrasyona dahil olan ülkelere bazı sorumluluklar vermektedir.

Ekonomik entegrasyonun en dar kapsamı kısmi ticaret antlaşmalarıdır. Kısmi ticaret antlaşmaları ülkelerin bütün sektörlerini serbestçe açmak istemediği durumda oluşur. Entegrasyona muhatap ülkeler sadece belirli iş kollarında ve alanlarında ekonomik serbestliği kabul ettiği durumdur.[8]Söz konusu ekonomik entegrasyon tipinin örneği daha sonra işleyeceğimiz “Ekonomik İşbirliği Teşkilatı”dır.

Ekonomik entegrasyonun ikinci çeşidi serbest ticaret antlaşmasıdır. Bu ekonomik entegrasyonda muhatap ülkeler aralarındaki ticaret sınırlandırmalarını kaldırırlar ve her ülkenin de anlaşmaya muhatap olmayan diğer ülkelere karşı kendi ulusal ticaret politikası da bulunmaktadır. [9]Serbest ticaret antlaşması ve kısmi ticaret antlaşmasında ortak nokta ülkelerin diğer ülkelere karşı kendi ulusal ticaret politikasının olmasıdır.[10]Söz konusu ekonomik entegrasyon çeşidine örnek olarak ABD, Kanada ve Meksika arasında yürürlükte olan NAFTA verilebilir.

Diğer bir ekonomik entegrasyon çeşidi ise gümrük birliğidir. Bu entegrasyona muhatap olan ülkeler aralarındaki ticaret engellemelerini kaldırmakla beraber entegrasyona muhatap olmayan ülkelere karşı ortak ticaret politikası izlerler. Bu sebeple gümrük birliği ayrıca bir serbest ticaret anlaşmasıdır.[11]Daha sonra da göreceğimiz gibi entegrasyonlar derinleştikçe bir önceki entegrasyonun kapsadığı özellikleri de içinde barındırmaktadır.

Ekonomik entegrasyonun dördüncü çeşidi ortak pazardır. Bu entegrasyona muhatap ülkeler gümrük birliğinin yanında ülkeler arası bazı üretim faktörlerinin (emek ve sermaye) serbest dolaşımını içerir.[12]Bu entegrasyon çeşidine örnek olarak ECOWAS ve MERCOSUR örnek verilebilir.

Ekonomik entegrasyonun son ve en derin çeşidi iktisadi birliktir. Ortak pazarın yanında muhatap ülkeler ortak maliye ve para politikası uygularlar. İktisadi birlik eğer ortak bir para birimi kullanıyorsa parasal birlik adını almaktadır.[13]İktisadi birliğin tek ve başarılı örneği Avrupa Birliği’dir. Avrupa Birliği, maliye politikası uygulamamasına rağmen ortak para politikası ve para birimi kullanımını uygulamaktadır.

Ülkeler Neden Ekonomik Entegrasyona Girer?

Ülkeler ekonomik entegrasyona girerken birçok itici güç ve motivasyona sahiptirler. Sahip oldukları itici güç ve motivasyonlar nedeniyle elde edecekleri kazançlar onların ekonomik entegrasyona girmesine neden olurlar. Ekonomik entegrasyona girme nedenleri sadece ekonomik değildir. Ülkeler siyasi amaçlar gözeterek de ekonomik entegrasyonlara girebilirler.

Ülkeleri ekonomik entegrasyona iten neden ekonomik nedenler; ülkeler tarafından dışlanma korkusu, genişleyen piyasa sayesinde ölçek ekonomilerin avantajlarından yararlanma,(maliyet, kalite standartları vb.), farklı sanayi kollarında pozitif dışsallıklar elde etme, üretim faktörlerinin serbest dolaşımının sağlaması sonucunda üretim faktörlerinin verimli dağılışı, piyasalardaki rekabetten elde edilen avantajlar[14], yerli ve yabancı sermaye çekimini teşvik etmek, teknoloji ve yatırımlara istikrarlı erişimi sağlamaktır.[15]

Siyasi nedenlere baktığımız zamanda şu motivasyonları görmekteyiz: Müzakere gücünü artırmak, normlaştırma ve standartlaştırma gücünü ve görünürlüğünü artırmak, savaş riskini minimize etmek ve çeşitli güvenlik güdüleri ve karşılıklı ekonomik bağımlılıkların arttırılmasıyla siyasi çatışma ve sürtüşmeyi önlemek.

Ekonomik Entegrasyonların Başarı Şartları

Makalemizin Türkiye ve İran arasındaki ekonomik entegrasyon girişimlerinin değerlendirmesi için kullanacağımız kıstaslar olan söz konusu başarı şartları, ekonomik entegrasyonların performansına doğrudan katkı yapmaktadır. Güçlü ve sağlam bir ekonomik entegrasyonun kurulabilmesi için bazı şartlara ihtiyaç vardır. Bu şartların çoğunun veya entegrasyona uygun olanların sağlanması durumunda ekonomik entegrasyon, muhatap ülkeler için bir faydalar bütünü haline gelecek ve ülkelerin gelişmesinde ve kalkınmasında önemli roller oynayacaktır.

Ekonomik entegrasyonların başarı şartlarını yerine getirememek veya analiz edememek entegrasyonların performansına hiç şüphesiz ki olumsuz etkide bulunacaktır. Buna ilave olarak atıl bir ekonomik entegrasyon üye ülke ekonomileri için bir yük haline de gelebilir. Bunun için ekonomik entegrasyonlardan ekonomik kazanç sağlamak için şartların yerine getirilmesi elzem hale gelmektedir. Bu şartların sağlanıp ekonomik entegrasyonun derinleşmesi üye ülkelere süreç içerisinde siyasi ve sosyal faydalar da getirecektir. Teoride ekonomik entegrasyonun başarı şartlarının genel çerçevesi şu şekilde sıralanabilir[16]:

· Ekonomik yapı benzerliği
· Tamamlayıcılık, rakip olma ve karşılaştırmalı üstünlüklerin bulunması
· Ödemeler dengesi ve döviz politikalarının uygunluğu
· Yeterli alt yapının olması
· Siyasal ve kültürel benzerlik

Daha sonra Türkiye ve İran arasındaki ekonomik entegrasyon girişimlerini değerlendirirken söz konusu başarı şartlarını Türkiye – İran ekonomik ilişkileri uygulama zemininde teoride ile birleştirerek tartışacağız.


Ekonomik Entegrasyonun Kazançları ve Kayıpları

Ekonomik entegrasyona dahil olan ülkeler, çeşitli sorumlulukları üstlenmesi ve şartları getirmesiyle beraber ekonomik entegrasyonunun derinliğine, başarısına ve üye ülkelerinin durumlarına bağlı olarak kazanç veya kayıpla karşılaşabilirler. Biz her ne kadar ekonomik entegrasyonun ekonomik, siyasi ve sosyal olarak kazanç getireceğini söylesek de uygulama da her zaman kazanç getiremeyebilir. Tabi elde edilen kayıp ve kazançlar mutlak değil ve içinde bulunulan durum ve zaman göre kayıp ve kazançlar değişebilir.

Ekonomik entegrasyonlar, ülkelere mutlak olarak müzakere ve ticaretin karmaşık hali hakkında ülkelere bazı tecrübeler sağlamakta ve ticari alt yapmasının gelişmesine yardımcı olmaktadır.[17]Balassa (1961), ekonomik entegrasyonların içsel ve dışsal ekonomileri ve bu ekonomilerdeki Ar-Ge sektörüne bağlı olarak teknolojik gelişme, gelişmiş rekabet ve finansal piyasaların bütünleşmesi sebebiyle belirsizliğin azalması, düşük maliyetler ve daha elverişli bir ortamın yaratılmasıyla ekonomik büyümeyi teşvik ettiğini savunmuştur. Romer (1993), ekonomik entegrasyonların rekabete bağlı olarak belirli bir alanda uzmanlaşmalarına sebep olduğunu söyleyerek ekonomik entegrasyon sürecinde, ticaret ve yabancı sermaye akımıyla ülke ekonomilerinin yakınsadığını söylemiştir.[18] Özetle, ekonomik entegrasyonun, maliyetleri azaltması, teknolojik verimliliği artırması, rekabete dayalı olması, yabancı yatırımlarla verimliliği artırması ve piyasada pozitif ortam oluşturarak ekonomik gelişmeye direk katkıları vardır.[19]Özellikle gelişmekte olan ülkeler için ekonomik entegrasyon bir dışa açılma aracı olarak kullanılarak söz konusu ülkelerin ekonomik kalkınma ve gelişmişlik düzeylerini artırmaktadır. Siyasi olarak baktığımızda da ülkeler arası savaş riskini minimize ederek ekonomi diplomasisi aracı olarak kullanıldığını görebilir. Buna ilave olarak da sosyal-kültürel çerçevede ekonomik entegrasyonlar, üye ülkeleri birbirine yakınlaştırarak ülkeler arası ilişkilerde sürdürebilirliği ve işbirliğini artırmaktadır.

Ekonomik entegrasyonların ülkeler için kayıplarına baktığımızda, ülke ekonomilerinde ödemeler dengesinde bir açık oluşabilir. Ayrıca tarifelerin azalması veya ortadan kaldırılması sonucunda rekabeti gücü düşük yerli üreticiler, rekabet gücü fazla yabancı üreticilere karşı dezavantajlı bir duruma düşerek gelir azalmasına neden olabilir. Gümrük vergilerinin de ekonomik entegrasyonla beraber azalması devletin gelirlerinin düşmesine neden olarak bütçe açıklarına sebep olabilir. Ayrıca ekonomik entegrasyonların bazı çeşitlerinin, ülkenin elinde bulundurduğu ekonomik politika araçlarının kullanım alanını kısıtlamakta hatta ortadan kaldırmaktadır. Bu sebeple ekonomik entegrasyonun ülkeye getireceği fayda ve maliyet analizinin kapsamlı bir şekilde analiz edilmesi gerekmektedir.[20]



Birkan Kemal ERTAN

12 Mayıs 2019

------------------------------------------------------------
[1]General Agreement on Tarrifs and Trade
[2]Central Treaty Organization
[3]Regional Cooperation for Development
[4]Economic Cooperation Organization
[5]Yıldız Tuğba Kurtuluş Kara, Dünya Ticaret Örgütü ve Bölgesel Ticaret Antlaşmaları İlişkisi: Sorunlar, Çözümler ve Türkiye’ye Yansımaları, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Ankara, 2012, s.13.
[6]A.g.e s.12.
[7]James Garber, Uluslararası İktisat, Çev: Nihal Tuncer Terregrossa, Nobel Yayınevi, İstanbul, Kasım 2017, s.439.
[8]A.g.e s.26.
[9]Erdal Ünsal, Uluslararası İktisat, İmaj Yayınevi, Ankara, 2005, s.409.
[10]A.g.e s.410.
[11]Erdal Ünsal, Uluslararası İktisat, İmaj Yayınevi, Ankara, 2005, s.410.
[12]A.g.e s.411.
[13]A.g.e 411.
[14]Burcu Kılınç Savrul ve Hasan Alp Özel, Küreselleşme Sürecinde Bölgesel Entegrasyonların Başarı Koşulları, Ekonomi ve Yönetim Araştırmaları Dergisi, 3/2, Aralık 2014, s.45.
[15]Ahmet İncekara ve Mesut Savrul, Küreselleşme, Büyüme ve Ekonomik Entegrasyonlar: Türkiye Açısından Bir Değerlendirme, İktisat Fakültesi Mecmuası, 61/2, İstanbul, 2011, s.8.
[16]Burcu Kılınç Savrul ve Hasan Alp Özel, Küreselleşme Sürecinde Bölgesel Entegrasyonların Başarı Koşulları, s.48.
[17]Ömer Tarık Gençosmanoğlu, Bölgesel Ticaret Antlaşmalarının Türkiye’nin Dış Ticaret Politikaları Açısından Önemi ve Etkiler, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2010, s.74.
[18]Ahmet İncekara ve Mesut Savrul, Küreselleşme, Büyüme ve Ekonomik Entegrasyonlar: Türkiye Açısından Bir Değerlendirme, s.8.
[19]A.g.e s.11.
[20]Ömer Tarık Gençosmanoğlu, Bölgesel Ticaret Antlaşmalarının Türkiye’nin Dış Ticaret Politikaları Açısından Önemi ve Etkiler, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2010, s.69.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…