Ana içeriğe atla

Türkiye ve İran Arasındaki Ekonomik Entegrasyon Girişimleri: Bağdat Paktı’ndan Ekonomik İşbirliği Teşkilatına Kadar Bir Değerlendirme - 2


**Daha önce paylaştığımız makalenin ikinci kısmıdır. Keyifli okumalar.

Türkiye ve İran Arasındaki Ekonomik Entegrasyon Girişimleri
Türkiye’de cumhuriyetin ilanı ve İran’da Pehlevilerin iktidarı ele geçirmesinden sonra Türkiye ve İran arasındaki dostluk eskiye nazaran artmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, Pehlevi Hanedanlığı’nın kurucusu Rıza Şah Pehlevi ile çağdaş olmaları ve benzer dünya görüşüne sahip olmaları bu dönemde Türkiye ve İran arasındaki dostluğu geliştirmiş ve işbirliği yapma ihtimallerini artırmıştır. Ayrıca bu dönemde, Sadabad Paktı kurularak, Ortadoğu’da güvenlik alanında ilk ittifak yapılmıştır. Lakin söz konusu dönemde, siyasi ve ekonomik işbirliği söylemleri çeşitli nedenler dolayısıyla uygulamaya tam olarak geçememiştir. 

Bu bölümde Bağdat Paktı’ndan başlayarak ECO’ya kadar Türkiye ve İran’ın ekonomik entegrasyon girişimlerini anlatacağız. Her ne kadar Bağdat Paktı, güvenlik ve savunma konularında bir işbirliği örgütü olsa da, CENTO, RCD ve ECO gibi ekonomik faaliyetleri de bulunan örgütlere öncülük etmiş ve bu yüzden de makalemizin inceleme konularından biri olmuştur. 

Mustafa Kemal Atatürk ve İran Şahı Rıza Pehlevi


Bağdat Paktı
Bağdat Paktı, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği’nin Doğu Avrupa ve Güney Asya’daki yayılmasını durmak için soğuk savaş zamanlarında ABD’nin “çevreleme” politikası ile Güney Asya ve Ortadoğu’nun savunmasını Batı’ya bağlama ve bu sayede bir güvenlik koridoru oluşturma çabalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Paktın en önemli amacı, üyeler(Türkiye, İran, Pakistan, Irak ve İngiltere) arasında dostluk ve işbirliğini artırmaktır. Diğer amaçlara baktığımızda Bağdat Paktı, üyelerin güvenlik ve savunmasının sağlanması ve bölgede komünizmin yayılması önleme amacını taşımaktadır. Ancak Bağdat Paktı’ndan hiçbir devlet umduğunu alamamış ve Irak’ın ayrılması, yani paktın “Bağdatsız” kalışıyla beraber Bağdat Paktı’na son verilip Irak’sız bir örgüt kurulmuştur. Ayrıca pakt, Arap devletlerinin gözünde ABD ve İngiltere’nin sömürü aracı görüldüğünden, üye devletler oldukça eleştirilmiştir.  

Bağdat Paktı’na konumuz düzleminden baktığımızda, Türkiye ve İran’ın Bağdat Paktı’na katılmalarının ortak nedenleri olarak Amerika’nın Marshall Planı’nın ekonomik yönünden rahatça yararlanmak ve SSCB’ye karşı kendilerini sağlamlaştırma isteklerinin öne çıktığını görüyoruz. Buna ek olarak İran, kökenleri eskiye dayanan ve huzursuzluklara yol açan İngiltere ve Irak ile bazı emirlikler üzerinde sınır sorunları yaşaması, İran’ın bu pakta girmesini teşvik eden saik olmuştur. İki devlet de Bağdat Paktı konusunda kendi politikalarına göre değerlendirildiklerinde pragmatik olduğunu görmekteyiz. Ancak Türkiye ile kıyaslandığında İran, pakta girmek için başlangıçta ağır hareket etmiştir. İran’ın ağır hareket etmesinin en önemli nedeni, sınır komşusu olan SSCB ile, 1921 yılında İran – Sovyet Saldırmazlık antlaşmasının imzalamasıydı. Antlaşmanın 3. Maddesine göre taraflardan birinin, ötekinin güvenliğine karşı bir ittifaka ya da başka siyasal bir anlaşmaya girmemesi yükümlülüğü ortaya konulmuş ve 6. Maddede İran’ın ters bir davranışı durumunda SSCB’nin İran’a askeri müdahalesine hak verebilecek nitelikteydi. İran’ın pakta girmesi konusunda ağır hareket etmesinin başka nedenleri de vardı:

·     Batı ülkeleriyle arasındaki petrol uyuşmazlıkları ve bunun yarattığı sorunlarda kendisini destekleyen Doğu Bloğu ülkelerinin konuyu istismarlarına fırsat vermemek,
·     Şah’ın İran’da yeniden iktidara getirilmesi Batılılarca İran’ın Bağdat Paktına katılması şartına bağlanmış olduğu yolundaki Sovyet propagandasının asılsız olduğunu ispatlamak,
·     Pakistan’ın Bağdat Paktı’na katılışı, Arap ülkelerinin yoğun eleştirilerine yol açtığından, aynı eleştirilere hedef olmamak,
·     Şah’ın, paktın imzalanmasından sonra ABD’ye yaptığı ziyaretin sonuçlarını almak ve bu ülkenin yapacağı askerî ve ekonomik yardım miktarının mümkün olduğunca arttırılmasını sağlamak.
·     Son olarak Türkiye’nin pakta katılması için İran’a yaptığı baskı, sonuçta amacına ulaşmışsa da, bu ülkenin baskıya boyun eğdiği imajını kendi kamuoyuna vermemek için katılma işini ağırdan aldığı düşünülebilir.

İran, pakttan beklentilerini elde edememişti. Beklediği ekonomik yardımlar onu tatmin etmemiş ve bunun üzerine Arap devletleri ile arası da bozulmuştur. Türkiye ise İran’dan daha fazla ekonomik yardım almasına rağmen, Kıbrıs sorununun çözülmesinde paktın atıllığına şahit olmuş ve ayrıca İran’la beraber Arap devletler tarafından Batı’nın maşası olarak görülmesine neden olmuştur.

Bağdat Paktı ile karşılıklı saldırmazlık ve tarafsızlık temelinde pasif işbirliğine dayanan Türkiye – İran ilişkilerinin ilk kez bir güvenlik paktı ile askeri olarak etkin hale geldiğini görüyoruz. Ekonomik entegrasyon teorisine değinirken, ülkeler arası savaş riskini minimize etme güdüsü ekonomik entegrasyonların temelini oluşturmaktaydı ki Bağdat Paktı’ndan sonra Türkiye ve İran ilişkileri ekonomik çerçevede artacaktır. Buna ilave olarak, Bağdat Paktı’na iki ülkenin katımıyla beraber Arap dünyasından iki ülkeye eleştirilerin gelmesi Türkiye ve İran’ın ortak yönleri itibariyle kaderlerinin bir kez daha kesişmesine neden olacaktır ki Bağdat Paktı’ndan sonra CENTO, RCD ve ECO gibi örgütlere Arap devletleri dahil olmayacaklardır.

Merkezi Antlaşma Teşkilatı - CENTO 
CENTO, II Dünya savaşı yayılmacı faaliyetlerini artıran SSCB’nin, Ortadoğu ülkelerini tehdit eden faaliyetlerini engelleme, üye ülkelerinin güvenliklerini koruma ve ekonomik kalkınmalarını sağlamak amacıyla kurulmuş Bağdat Paktı’nın Irak’sız devamıdır. 21 Ağustos 1959’da yapılan bir açıklamayla Bağdat Paktı’nın adının Merkezi Antlaşma Teşkilatı(Central Treaty Organization/CENTO) olarak değiştirildiği bildirilmiştir. Teşkilat NATO ile SEATO arasında yer aldığından dolayı bu ismi almıştır.

Ortadoğu üzerindeki SSCB tehlikesine karşı tamamen savunma ve bölgesel işbirliği amacıyla kurulmuş olan CENTO, üye ülkeler arasındaki ekonomik ve sosyal kalkınmayı da hızlandıracak amaçları da olduğundan ülkeler kendi aralarında ekonomik, kültürel ve teknik işbirliğine de yönelmişlerdi. Türkiye, İran ve Pakistan gibi gelişmekte olan ülkeler özellikle CENTO’nun ekonomik ve teknik yönünü kalkınma ve büyümelerinde kullanmışlardır. Ancak söz konusu ülkeler, kalkınma ve büyüme için gerekli atılımları milli sermayelerinin az olmasından dolayı yapamadığından ABD ve İngiltere’nin kendilerine yapacağı yardımlara bağlı kalmış ve bu yüzden de CENTO içinde bulunmuşlardır. İçinde bulunulan konjonktür nedeniyle, Bağdat Paktı’nda olduğu gibi CENTO’da da üye ülkeler tam olarak beklentilerini karşılayamamışlar ve bu sebeple CENTO politik ve askeri bakımdan anlamsızlaşmaya başlamıştır. Ancak buna karşılık, asıl amacı ekonomik olmayan CENTO, Türkiye, İran ve Pakistan için faydalı ve halen kullanılan tesislerin ortaya çıkmasına ve çalışmaların çıkmasına imkan sağlamıştır. Mesela Trabzon Limanı’nın tamamlanması, Türkiye – İran demiryolunun ve Ankara – Tahran arası daimi askeri iletişim sisteminin bağlantısının tamamlanması, Türkiye – İran karayolunun Sirelen – Razhiyaz arasının ulaşıma açılması ve İskenderun Limanı’nın tamamlanması CENTO kanalıyla yapılan başarılı çalışmalara örnektir.

CENTO’nun teşkilat yapısında konsey altında ekonomik komite ve sekreterlik dairesi altında da ekonomik işler dairesi bulunmaktaydı. Ekonomik komite, bölge ülkelerinin ekonomik ve mali kaynaklarını geliştirmek amacıyla, ortak çalışma alanlarını ve yöntemlerini araştırmıştır. Ayrıca ABD ve İngiltere’den sağlanan mali, uzman ve teknik araçlarını yönlendirmektedir. Ayrıca Türkiye, İran ve Pakistan’ın kalkınma ve büyümelerinin sağlanması için çeşitli seminer ve konferanslar da düzenlenmiş ve bilimsel eğitim – araştırma alanında faaliyetlerde bulunulmuştur. Sekreterlik altında çalışan ekonomik işler dairesi, ekonomik konular hakkında tavsiyede bulunan, CENTO’nun sağladığı teknik ve mali yardımların aktarıldığı bir merkez olarak görev yapmıştır.

CENTO, 71 Pakistan – Hindistan Savaşı’ndan sonra CENTO’nun etkisizliğinden yakınan Pakistan’ın ayrılması, 74 Petrol krizinden sonra İran’ın ekonomik olarak CENTO’ya bağlı olmadığını düşünmesi ve İran İslam Devrimi’nin gerçekleşmesiyle söz konusu iki CENTO’dan ayrılarak örgüt dağılmıştır. 

Türkiye ve İran arasındaki ekonomik entegrasyon girişimlerini CENTO üzerinden değerlendirdiğimizde CENTO’nun ekonomik entegrasyon derinliğine gitmesinin muhtemel olmadığını görmekteyiz. Üye ülkelerinin alt yapı olarak yetersizliğe sahip olması, örgütün hegemon devletler olan ABD ve İngiltere tarafından idare edilmesi ve diğer devletlerin söz konusu devletlere maddi yardımlarına muhtaç olması ve üye devletlerin çıkarların farklılığı dolayısıyla örgütün başarılı bir ekonomik entegrasyon sağlamayacağı teorik altyapı çerçevesinde gözler önüne serilmiştir. Ancak CENTO çeşitli başarısızlığına rağmen, Türkiye ve İran’ın çeşitli alanlardaki altyapılarının oluşturmasında ve ekonomik ilişkiler bakımından bir tecrübe yaşatması, örgütün olumlu yanlarından birkaçıdır.

Türkiye – İran ilişkilerinde CENTO, her ne kadar başarılı bir örgüt olmasa da Türkiye ve İran arasındaki yakınlaşma ve işbirliğine ortam sağlamış ve RCD ile beraber yeni ekonomik entegrasyon girişimi olan ECO’nun kurulmasına yol açmıştır.


Kalkınma için Bölgesel İşbirliği Teşkilatı (RCD)
CENTO’nun ekonomik komitesi, Türkiye, İran ve Pakistan’ın beklentilerini tam karşılayamaması üzerine, siyasi alanlar harici, ekonomik alanlarda işbirliği sağlamak ve arttırmak amacıyla söz konusu üç ülke 21 Temmuz 1964’te RCD(Regional Cooperation for Development/Kalkınma için Bölgesel İşbirliği) kurmuşlardır. Özünde RCD, CENTO’nun ekonomik ve kültürel uzantısının İngiltere ve Amerikasız halidir.

İstanbul’da hayata geçirilen ve sekreteryası Tahran’da bulunan örgütün başlıca amaçları şöyledir:
·     Malların üye ülkeler arasında serbest dolaşımını ve iş dünyaları arasında daha yakın ilişki kurulmasını sağlamak,
·     Ortak teşebbüsler için çaba harcamak,
·     Taşıma ve haberleşme sektörlerinde iş birliği yapmak,
·     Eğitim ve öğretim imkânlarını seferber etmek, ortak kültürel mirasa sahip çıkarak bu alandaki faaliyetleri birlikte yürütüp yaygınlaştırmak, 
·     Ekonomilerin birbirini tamamlayıcı özelliğinden azami derecede faydalanarak hızlı kalkınmaya yardımcı olmak. 

RCD, kurulduktan sonra, üye ülkelerin ortak faaliyetleri sonucunda çeşitli alanlarda işbirliği sağlamış ve ülkelerin gelişmelerinde ve kalkınmalarında önemli roller oynamıştır. Özellikle, ulaşım ve nakliye bilim ve teknik, turizm ve kültür, ticaret ve ekonomi, denizcilik, ağır ve hafif sanayi, eğitim, savunma gibi çeşitli alanlarda ülkeler işbirliği yapmışlardır. 

Çeşitli alanlarda işbirliğine rağmen ülkeler kendi aralarında herhangi bir ekonomik entegrasyon oluşturamamıştır. Ancak yukarıda saydığımız alanlarda ülkeler kendi öz kaynaklarını ortaklaşa kullanarak kalkınma ve gelişmelerinde aktif ilerlemeler kaydetmiştir. Üye ülkeler söz konusu alanlarda iş bölümü etrafında çalışmalar yapmışlardır. Türkiye, çimento, lokomotif, şeker, gemi inşaatı, demir çelik, kağıt ve kağıt hamuru, kömür; İran, makine yağları, ilaç üretimi, tekstil boyaları ve elektronik; Pakistan ise elektrikli makineler ve motorlu araçlar.

RCD, üye ülkeler arasında bölgesel tercihli ticaret sistemi kurmak ve ülke ekonomilerini birbirine bağlamak amacıyla bir ulaştırma sistemi kurulması için çalışmalarda bulunmuş ve bu çalışmalarla uzunluğu 5180 km. olan bir karayolu bağlantısı yapılmıştır. Demiryolu çalışmalarında sadece İran ve Türkiye’yi kapsayan bir proje gerçekleştirebilmiştir. Ülkeler gayretlerine rağmen ülkelerin toplam ticaretleri ile aralarındaki toplam ticaret oranı %2 olabilmiştir. Ayrıca Pakistan ve İran arasında ticari ilişkiler daha iyi durumda iken İran’ın Türkiye’ye ihracatının büyük bir kısmı petrolden ibaret kalmıştır.

RCD’nin başarısızlığının bir nedeni, aşağıdaki tablodaki verilerden anlaşılacağı üzere ülkelerin ticaret anlayışı, bölge arasındaki ticaretin teşviki yönünde değil, gelişmiş ülkelerle yapılan ticaret yönünde düzenlenmiştir. Bu yüzden aralarındaki ticaret hacmi düşük kalmıştır.  Bölgesel yatırım fırsatlarının yaratılması ve ortak endüstriler kurulması da bazı problemler oluşturmuştur. Buna ek olarak, her ne kadar üyeler ülkeler alt yapı çalışmalarına rağmen, söz konusu alt yapı çalışmaları da eksik kalmıştır. 



Kaynak:İslam Ansiklopedisi, “Kalkınma için Bölgesel İşbirliği”.

Bize göre üye ülkelerin ticaretlerinin bu kadar sınırlı kalmasının ve ekonomik entegrasyonun oluşamamasının temel nedeni üye ülkelerin benzer ticari mal üretme kapasitesine sahip olmaları ve aralarında karşılaştırmalı üstünlüğün oldukça az olmasından  kaynaklanmaktadır ki bu durum aralarındaki ticaret hacminin az olmasına neden olup bölge dışı ticarete sebep olmuştur. 

RCD, petrol krizinden sonra İran’ın petrol gelirinin artmasıyla beraber diğer ülkelere ihtiyacının kalmadığının düşünmesi, başka projelere yönlendirmesi ve İran’ın bir devrim sürecine girmesinden dolayı atıl duruma düşmüştür. Ayrıca üye ülkelerin siyasi istikrarsızlığa düşmeleri de RCD’nin dağılmasına neden olmuştur. Ancak 1985’te imzalanan protokolle teşkilat Ekonomik İşbirliği Teşkilatı adı altında tekrar kurulmuştur.

İran ve Türkiye arasındaki ekonomik entegrasyon girişimleri düzleminden baktığımız zaman RCD, ülkelerin potansiyelleri ve dönemin konjonktürü incelendiğinde her ne kadar sorunlarla karşılaşsa da İran ve Türkiye’nin kalkınmaları ve gelişmelerinde pozitif etkisi olmuştur. Ayrıca ülkeler bir ekonomik entegrasyon girişiminde bulunarak bir tecrübe de yaşamıştır. Ancak İran’ın petrol krizinden sonra örgüte sadık kalmayıp kendi kaderini kendi çizmeye çalışması örgüte ve Türkiye ile derin ekonomik entegrasyon oluşturma girişimine engel olmuştur. Lakin devrimden sonra kurulan İslam Cumhuriyeti, Türkiye ve İran arasındaki potansiyel ekonomik gücü fark edip ECO’nun kurulması için çaba göstermiştir. 

Ekonomik İşbirliği Teşkilatı(ECO)
RCD’nin yukarıda saydığımız nedenler dolayısıyla atıl kalması ve dağılmasıyla beraber, üye ülkeler aralarındaki işbirliğini sağlam zeminlere oturtmak amacıyla Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nı(ECO) kurmuşlardır. 1985’te RCD’ye üye ülkeler olan Türkiye, İran ve Pakistan’ın ortak protokolü ile kurulan örgüt, “ECO” ismini almış ve “tercihli ticaret antlaşması” çatısı altında ekonomik işbirliğini amaçlamıştır. 1992’de SSCB’nin dağılmasından sonra  Afganistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan da ECO’ya üye olmuş ve ECO’nun etki alanını artırmıştır. 

Turgut Özal ve dönemin İran Cumhurbaşkanı Ayetullah Haşimi Rafsancani

ECO’nun amaçları, ardılı RCD gibi başta ekonomik olmak üzere üyeler arasındaki siyasi ve sosyo – kültürel işbirliğini sağlamaktır. ECO’nun temel metni olan İzmir Antlaşmasına göre, bölgesel işbirliği, bölgesel ticaret imkanlarının artırılması, ECO kurumlarının aktif hale getirilmesi, sosyo - kültürel alanlarda işbirliğinin geliştirilmesi gibi konulara yer verilmektedir. ECO bünyesinde işbirliğini geliştirmeye yönelik bazı kurum ve mekanizmaların oluşturulmasına ilişkin faaliyetlerin yanı sıra genel olarak bilgi ve uzman değiş-tokuşu ve eğitim faaliyetleri büyük bir yer kaplamaktadır.

ECO’da, işbirliğini artırmaya yönelik olarak örgütün etkinliğini artırmak amacıyla 1996’ın Eylül ayında Yeni İzmir Antlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşma bünyesinde, merkezi İstanbul’da bulunan bir ECO Ticaret ve Kalkınma Bankası, Pakistan’da ECO Reasürans Şirketi ile ECO Havayolları şirketi kurulması planlanmıştır.

Kuruluşunun en önemli hedefleri arasında yer alan serbest ticaret bölgesi esasına dayalı olarak bölge içi ticaretin arttırılması ve geliştirilmesi amacıyla üye ülkeler arasında tarife-dışı engellerin aşamalı olarak kaldırılmasını ve tarifelerin giderek azaltılmasını öngören Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Ticaret Antlaşması (ECOTA) 2003 yılında imzalanmıştır. ECO’nun serbest ticaret bölgesi kurma hedefi için henüz atılmış bir somut adımın olmamasına rağmen ECOTA  tarifelerin indirimi konusunda belirli adımların atılmasını sağlayarak bölge içi ticaretin artışına ve gelişimine katkıda bulunmuştur.

Üye ülkeler her ne kadar aralarındaki işbirliği artırmaya ve geliştirmeye yönelik çalışmalar yapsalar da bölge içinde bazı siyasi ve ekonomik engeller söz konusu olmuştur. ECO bölgesi içerisinde bölgesel ticaretin gelişimini etkileyen iki faktör bulunmaktadır: Siyasal ve dış ticaret rejimleriyle tarife dışı engellerin bölge içi ticarete etkisi. Ülkelerin aralarındaki ağır siyasal rekabet ve derin fikir ayrılıkları -özellikle Türkiye ve İran arasında- bölge içi ticaretin azalmasına neden olan başlıca siyasal nedenlerdendir. Buna ilave olarak üye ülkelerinin ekseriyetinin döviz politikalarında çeşitli sorunların olması ve buna bağlı olarak ithalata ek vergi veya ithalatın zorlaştırılması ülkeler arasındaki bölge içi ticareti tarife dışı engeller bağlamında engellemektedir. ECO’nun gelişimini engelleyen bazı dış etkilerin varlığının üzerinin kapatılmaması gerekir. Özellikle son yıllarda ABD’nin bölgedeki bazı ülkeler üzerine siyasal ve ekonomik baskı yapması döviz kurunun ülke para birimlerine göre değer kazanmasından dolayı tarife dışı engellerin arttığını görmekteyiz. Sadece ABD değil, Türki devletlerin üzerindeki Rusya baskısı da ülkeler arasındaki ticaret engellerinin artmasına neden olarak bölge içi ticaretin azalmasına neden olmuştur. Bizce ticaret engellerinin nedeni, üye ülkelerinin ekonomilerinin özelliklerinin yanı sıra siyasal faktörlerin, özellikle dış kaynaklı siyasi olayların, kurumların ve bölge dışı hegemonik devletlerin ağır basması ve bölge içi ticareti engellemesidir. 

ECO’nun da her ekonomik entegrasyon gibi kurulma hedefleri bulunmaktadır ki bu hedefler üye ülkelerin amaçlarına göre çeşitlilik göstermektedir. Biz Türkiye ve İran arasındaki ekonomik entegrasyon girişimleri zemininde, Türkiye ve İran nazarında örgütün kurulma sebeplerine değineceğiz. İran açısından baktığımız zaman, 1979 İslam Devrimi’nin gerçekleşmesi ve ülkenin temel ideolojisi olarak Batı düşmanlığının öne çıkması, uluslararası anlamda İran’ın yalnız kalmasına neden olmuştur. İran bu yalnızlığını sona erdirmek ve çevre ülkelerle işbirliğini artırmak amacıyla ECO’nun kurulması için gayret göstermiştir. Ayrıca İslam Cumhuriyeti olan İran, ECO üyelerinin Müslüman olması nedeniyle “İslam Ortak Pazarı” düşüncesiyle örgüte katılmıştır. Türkiye ise “çok boyutlu dış politika” ve ”ekonomik karşılıklı bağımlılık” düşünceleri etrafında dışa yeni açılan ülkenin ihracat kapasitesini artırmak amacıyla ECO’ya katılmıştır. Buna ilave olarak Türkiye’nin darbeden sonra Batı dünyası tarafından dışlanması Türkiye’nin doğuya dönmesinin zaruri olduğunu dönemin politikacılarına göstermiştir.

ECO’nun öncü ülkeleri olan Türkiye ve İran, hedefledikleri ekonomik entegrasyon hedeflerini ECO örgütü içinde, başta siyasi olmak üzere çeşitli nedenler dolayı gerçekleştirememiştir. Bunun temel sebebi olarak İran’ın “ABD” düşmanlığı olarak gösterilebilir. İran’ın ABD konusunda aşırı söylemlerde bulunması ve politikalar gerçekleştirmesi, İran’a nazaran ABD’ye yakın olan Türkiye’nin İran ile ekonomik ilişkilerinin aksamasına neden olmuştur ki bugün ABD’nin İran’a uyguladığı ambargolardan dolayı Türkiye, İran ile ticaretini sınırlandırmak zorunda kalmıştır. Ancak hem ilk kuruluş aşamasında Özal’ın hem de AK Parti hükümetleri döneminde İran’ın önemli bir ticari ortak olarak görülüp iki ülke arasındaki ticaretin arttırılması çabalarında bulunmuşlardır.

Özetle ABD faktörü hem siyasi olarak hem de ekonomik nedenlerden dolayı Türkiye ve İran arasındaki ekonomik ilişkilerin akmasına ve hedeflenen ekonomik entegrasyonun oluşmamasına neden olmuş ve örgütün Tahran merkezli olması ABD’nin örgütün verimsiz çalıştırması çabalarına neden olmuştur.

Buna ek olarak İran ve Türkiye’nin arasındaki ilişkinin yıllar boyunca tatlı-sert rekabete dayanması ve İslam Devrimi’nden sonra bu rekabetin artık farklı boyutlara ulaşması, başarılı ekonomik entegrasyon girişimlerinin ve derinleşmesinin gerçekleşmemesine neden olmuştur. 90’lı yıllardan sonra İran’ın Türkiye’nin iç işlerine karışması, Türkiye’nin İran’dan uzaklaşmasına neden olmuştur. 90’lı yıllarda, İslamcı hareketlerin artması ve İran’ın söz konusu hareketlere açık desteği, Kemalist ideolojinin hakim olduğu Türkiye’de hükümetin İran’dan uzaklaşmasına yol açmıştır. Özellikle Merve Kavakçı mevzusunun İran’da büyük tepkilere yol açması ve 28 Şubat’ın somut sebebi olan Kudüs gecesinde İran büyükelçisinin Türkiye Devleti aleyhinde sözler söylemesi o dönemde Türkiye’nin İran’dan uzaklaşmanın nedenlerindendir. Buna ek olarak İran’ın PKK’ya alenen destek vermesi de Türkiye’yi İran’la herhangi bir ilişki içerisine girmesine engel olmuştur.

2010’dan sonra AK Parti döneminde, ABD konusunda çeşitli fikir birliği bulunan İran ve Türkiye, Suriye İç Savaşı’nın patlak vermesiyle ilişkiler tekrar gerilmiştir. Suriye İç Savaşı’nda duruşları arasında büyük ayrımların olduğu iki ülkenin arasındaki ekonomik ilişkiler oldukça azalmış ve başarılı ekonomik entegrasyon kurma girişimleri askıda kalmıştır. Yukarıda belirttiğimiz gibi ülkeler arası ekonomik entegrasyonun kuruluşunda siyasi ayrılığının minimize edilmesi ekonomik entegrasyon başarısını artırmaktadır. Ancak Türkiye ve İran’ın derin ve büyük siyasi ayrılıklara düşmesi ECO’nun, yani aralarındaki ekonomik entegrasyon girişiminin başarısızlık şansını artırmaktadır. 

Recep Tayyip Erdoğan ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani

Son dönemlerde iki ülkenin de döviz konusunda büyük problemler yaşaması ve döviz problemlerinin ülkenin ekonomik göstergelerini bozması tarife dışı engellerin artmasına neden olarak ekonomik entegrasyon girişimlerini engellediği gibi ekonomik ilişkilerinin de bozulmasına neden olmaktadır. Türkiye ve İran’ın yaşadığı döviz krizlerinin ithalat kotası, ithalat yasakları vb. politikalarla aşılmaya çalışması Türkiye ve İran arasındaki ticaret hacmini etkilemektedir. Buna ilave olarak Türkiye ve İran’ın benzer ticari mallarda uzmanlaşması ve aralarındaki karşılaştırmalı üstünlüklerin sağlanamaması ticaretin sadece enerji ve değerli madenlerden ibaret olmasına neden olmaktadır.


Kaynak:Kemal İnat, Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün 30. Yılında Türkiye – İran Ekonomik İlişkileri s.17.

Her ne kadar ECO’nun başarılı olmasında çeşitli ekonomik ve siyasal engeller olsa da yukarıdaki grafikten anlaşılacağı üzere son yıllarda İran ve Türkiye arasındaki dış ticaret hacmi artmıştır. Bu artışın ECO sebebiyle olmadığını da söylemek gerekir ki 1985-2000’li yıllar arasında dış ticaret hacmi yıllar boyunca yukarıda bahsettiğimiz siyasi ve ekonomik sebeplerden dolayı düşük kalmıştır. 2000’li yıllardan sonra çeşitli konjonktürel nedenlerden dolayı dalgalanmalar gözükse de 2000’den önceki yıllara nazaran dış ticaret hacmi artmıştır. Türkiye ve İran’ın ekonomik ilişkilerinin artışı, iki ülke arasındaki siyasi anlaşmazlıkların derinliğini de etkileyeceğini düşünerek ekonomik ilişkilerin hacminin yüksek olması hem siyasi hem de ekonomik olarak işbirliğini beraberinde getirebileceğini düşünüyoruz.

Sonuç
Sonuç olarak baktığımızda, Türkiye ve İran arasında yıllar boyunca ekonomik potansiyelin farkına varılması ve bunun üzerine çeşitli işbirlikler, ekonomik ilişkilerin arttırılması ve geliştirilmesi ve ekonomik entegrasyon girişimlerinde bulunulması daima söz konusu iki ülkenin gündeminde olmuştur. Bağdat Paktı’ndan ECO’ya kadar iki ülke aralarındaki ekonomik entegrasyonu kurmak ve geliştirmek için ciddi adımlar atmıştır. Ancak adımların çoğu çeşitli siyasi ve ekonomik nedenlerden dolayı aksamış ve buna bağlı olarak da ekonomik entegrasyon girişimlerinin genel olarak başarısız olmasına neden olmuştur.

Ekonomik entegrasyon girişimlerinin başarısız olmasının bize göre birinci etkeni siyasidir. Tarih boyunca siyasi rekabet halinde bulunan iki ülke birbirlerine taviz vermeden ve bağımlılık oluşturmadan ilişkilerini karşılıklı egemenlik haklarına saygı çerçevesinde sürdürmeye çalışsalar da, bu anlayış Türkiye ve İran arasındaki ekonomik ilişkilerin dostane ve samimi bir zemine oturmamasına neden olarak ekonomik entegrasyon girişimlerinin başarısız olmasına neden olmuştur. 

Her ne kadar ülkeler kendi içişlerine karışmamayı taahhüt etseler de tarih boyunca çeşitli siyasi nedenler dolayı içişlerine karışmayı denemişlerdir ki özellikle İslam Devrimi’nden sonra İran, güçlü ve etkili siyasi ideolojisini kullanarak Türkiye’de hitap edeceği grupları ve olayı etki altına almaya çalışmıştır. İran’ın söz konusu fiilleri, Türkiye’nin İran’dan her alanda uzaklaşmasına neden olarak ekonomik entegrasyon girişimlerinin askıya alınmasına ve ekonomik entegrasyonun başarısız bir görünüm almasına neden olmuştur. 

Makalemizde müşahede ettiğimiz gibi, iki ülke ilişkilerinin arasına dönemin büyük ve hegemon devletlerinin girmesi, Türkiye ve İran’ın arasındaki her alandaki ilişkilerinin derinleşmesine engel olmuştur. Büyük ve hegemon devletlerin Türkiye ve İran arasındaki ilişkilere müdahalesi de ülkelerin arasında her açıdan sağlam ve başarılı bir ekonomik entegrasyonunun oluşamamasına neden olarak iki ülkenin ekonomik ilişkilerinin derinleşmemesine direkt etki etmiştir. Özellikle bu ülkeler ABD ve SSCB,(şimdi değerlendirirsek Rusya da diyebiliriz.) yani aralarındaki rekabetin derin olduğu ve iki ülkenin ilişkilerini çeşitli araçlarla etkileyen hegemonik ve ideolojik devletlerdir.

Yukarıdaki siyasi nedenlere ek olarak, bölgede tarih boyunca meydana gelen siyasi olaylar sonucunda iki ülkenin bu olaylara taraf olması ekonomik entegrasyon girişimlerinin başarısız olmasına neden olmuştur. Özellikle 2010’lu yıllardan itibaren Suriye İç Savaşı’nın ağırlaşması ve ülkelerin farklı tarafları desteklemeleri ekonomik ilişkilerin azalmasına neden olarak ekonomik entegrasyon zemininde başarılı olmalarını olumsuz etkilemiştir.

Siyasi faktörlerin yanı sıra ekonomik faktörlerde dikkat çekmektedir. İki ülkenin kısmen benzer ekonomik göstergelerinin bulunması iki ülkenin arasındaki ekonomik entegrasyonun başarısını artırmaktadır. Ayrıca gelişmekte olan ülke grubuna dahil olmalarını aralarındaki ticaret etkisinin yüksek olmasına neden olacaktır. 

Ancak ülkelerin çeşitli nedenlerden dolayı döviz kurlarında ve politikalarında çeşitli sorunlar yaşaması tarife dışı engellerin artmasına neden olarak iki ülke arasındaki ekonomik entegrasyon girişimlerini engellemektedir. Döviz krizlerinin tarife dışı engeller olan ithalat kotası ve ithalat yasağı gibi engellerle aşılmaya çalışılması ülkelerin herhangi bir bölge içi ticaret alanı oluşturmasını ciddi bir şekilde engellemektedir. 

Buna ilave olarak Türkiye ve İran’ın benzer ticari mal üretmeleri ve ihraç etmeleri karşılıklı üstünlüğü engelleyerek ekonomik entegrasyon girişimlerine etki etmekte ve sağlam temellere dayanan bir ticaretin oluşmamasına neden olmaktadır. Yıllar boyunca iki ülke arasındaki ticaret, ülkelerin ürettiği benzer ticari mallardan dolayı enerji ve değerli madenlerden ibaret olmuştur. 

Her ne kadar olumsuzluklardan bahsettiysek tabii olarak Türkiye ve İran arasında meydana gelen ekonomik entegrasyon girişimlerinin olumlu etkileri de olmuştur. Özellikle iki ülkenin siyasi ayrılıklara rağmen zaman içerisinde aralarındaki dış ticaret hacmini artırması buna örnek olarak gösterilebilir. Buna ilave olarak da iki ülkenin aralarında belirli bir ticaret hacminin bulunması ve ekonomik entegrasyon geçmişlerinin olması, ülkeler arası derin siyasi sorunların olmasını engellemektedir ki ekonomik entegrasyonların savaş riskini minimize ettiğini makalemizde bahsetmiştik. Ayrıca tarih boyunca Türkiye ve İran arasındaki ekonomik entegrasyonlar ülkelerin bazı konularda başarı sağlaması ve söz konusu ekonomik entegrasyon girişimlerinin iki ülkeye de çeşitli eserler ve tecrübe kazandırması olumlu etkiler noktasında çok önemli bir yer kaplamaktadır.

Türkiye ve İran arasındaki siyasi ve ekonomik engelleri aşarak bölge ticareti içerisinde söz sahibi olarak aralarındaki ticari ilişkiyi sağlam temelli bir ekonomik entegrasyona dayandırması, artırması ve geliştirmesini umut ediyoruz.

Birkan Kemal ERTAN

**Blogger altyapısı nedeniyle alıntılayarak kaynak gösterme biçimde çeşitli sıkıntılar yaşadığımız için sadece referans kaynaklarını vermek zorunda kaldık. Metinlerimiz word formatı hallerinde alıntılayarak kaynak gösteriyor ve intihal olasılığına karşı son derece dikkatli davranıyoruz. Anlayışınız için teşekkürler.

REFERANSLAR
·     AYBAR Sedat ve ÖZGÖKER Uğur, Batı Enerji Güvenliği ve Türkiye, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 11/2, Aralık 2009.
·     ÇEŞTEPE Hamza ve GÜVEN Tamer, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın Bölgesel Entegrasyona Dönüşümünde Engelleyici Faktörler: Bölge İçi Ticaret Açısından Bir Değerlendirme, International Conference on Eurasian Economies, 2013.
·     DİKKAYA Mehmet ve ÜZÜMCÜ Adem, Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün Gelişimi, Potansiyeli ve Dinamikleri, Stratejik Araştırmalar Dergisi, Cilt 11, 2007.
·      DURSUN Davut, "BAĞDAT PAKTI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/bagdat-pakti (Son Erişim Tarihi: 28.04.2019).
·     ERTÜRK Emin, "EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLÂTI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ekonomik-isbirligi-teskilati (Son Erişim Tarihi: 30.05.2019).
·     ERTÜRK EMİN, "KALKINMA İÇİN BÖLGESEL İŞBİRLİĞİ TEŞKİLÂTI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kalkinma-icin-bolgesel-isbirligi-teskilati (Son Erişim Tarihi: 29.04.2019).
·     GENÇOSMANOĞLU Ömer Tarık, Bölgesel Ticaret Antlaşmalarının Türkiye’nin Dış Ticaret Politikaları Açısından Önemi ve Etkiler, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2010.
·     GÖRÇÜN Ömer Faruk, 1979 İran İslam Devrimi Sonrası Türk-İran İlişkileri, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Edirne, 2006.
·      HASGÜLER Mehmet ve ULUDAĞ Mehmet B. , Devletlerarası ve Hükümetler Dışı Uluslararası Örgütler, Alfa Yayınları, İstanbul, Ocak 2018.
·     İNAT Kemal, Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün 30. Yılında Türkiye – İran Ekonomik İlişkileri, Sayı 132, SETA Yayınları, İstanbul, Temmuz 2015.
·     İNCEKARA Ahmet, Türkiye Ekonomisi, İktisadi Araştırmalar Vakfı, İstanbul Ekim 2015.
·     KARA Polat, Türkiye – İran İlişkileri(1923 – 1960), Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Konya, 2010.
·      ŞENTÜRK Ayşegül, CENTO Merkezi Antlaşma Teşkilatı(1959-1979), Süleyman Demirel Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Isparta, 2001.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…