Ana içeriğe atla

Sosyal Medya Linci ve Hukuki Boyutları


Sosyal Medya Linci ve Hukuki Boyutları


Sosyal medya, kişinin kendisine benzer kullanıcılarla bir araya gelerek sosyalleştiği; önemli hissetme, beğenilme, aidiyet ve değer görme ihtiyaçlarını tatmin karşılığında "bireysel bilincini" dışarıda bırakarak "kolektif bilincin" bir parçası olmayı kabul ettiği alandır. Bu kolektif ruhun bir arada tutulması ve beslenmesi için bir "öteki"ye ihtiyaç duyulur. Ötekilik dil, din, cinsel kimlik, siyasi görüş, sosyoekonomik seviye hatta cinsiyet düzeyinde dahi olabilir. Bu öteki, topluluk kendini bir tehlike veya tehdit altında hissettiğinde tüm suçların ve sorunların günah keçisi ilan edilip lince konu olmaktadır. Ötekinin linci grubu beslemekte ve linç, kolektif ruhu ayakta tutmaktadır.

Sanal dünyada birçok asılsız haber, iftira ve isnat geniş kitlelere çok hızlı bir şekilde ulaşabilmektedir. Bu yayılan haberlerle ilgili olarak konudan uzak veya konuya tarafsız birçok kullanıcı dahi ait olduğu kitleden dışlanma korkusu ile nefret söylemlerine ve lince katılmaktadır. Linç grupları bize kitlelerin yıkıcılığını, kitle şiddetinin varabileceği boyutları, kişilerin kitle ile birlikte işlediği suçlarda sorumluluk bilincinin nasıl kaybolduğunu, çoğunluğun ezici gücünün hukuk dışı bir toplumsal cezalandırma yöntemi olarak nasıl kabul görülüp meşrulaştırıldığını canlı örnekleri ile birlikte göstermektedir.

Sosyal medya linci daha çok kınama, alay etme, karalama ve hedef gösterme şeklinde ortaya çıkar. "Şiddetin psikolojik ya da fiziksel olması arasında herhangi bir fark olmadığı ve şiddet, şiddet olduğu için" sosyal lince maruz kalan kişilerde çeşitli psikolojik hastalıklar, travmalar ve ileri düzey fizyolojik rahatsızlıklar (tansiyon, kalp vb.) görülebilmektedir.

Genel olarak linç ve özel olarak sosyal medya linci Türk Ceza Kanunu'nda suç olarak tanımlanmamıştır. Ancak sosyal medya linçleri de normal linçler gibi alternatif normlar ile yargılanmaktadır. Linç adı altında işlenen hakaret, tehdit, iftira, cinsel içerikli şantaj veya intihara yönlendirme suçları bu alternatif normlardan bazılarıdır.

Kişiler, bireysel veya toplu haldeki sosyal medya kullanıcılarının sanal taciz veya zorbalığına maruz kaldığında, Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmalı ve varsa ilgili sitelerle iletişime geçmeli ve kötüye kullanımı bildirmelidir. Diğer yandan bu durumda kişi, maddi veya manevi zarara uğradıysa tazminat davası açma imkanına da sahiptir.

Peki sosyal medya linçleri henüz meydana gelmemişken neler yapılabilir? Sosyal medya linci nasıl önlenebilir? Öncelikle bireylerin küçük yaşlardan itibaren dijital anlamda eğitilmesi, sosyal medyayı doğru kullanmayı, gördüklerini ve okuduklarını sorgulamayı, tepki gösterilmesi gerekli konularda tepkinin kişilik haklarını ihlal şeklinde veya psikolojik baskı ile değil seviyeli, orantılı, yapıcı eleştiri içeren bir dil ile yapılması gerektiğini öğrenmesi gerekir. Lincin psikolojik olarak bireyi, sosyolojik olarak toplumu nasıl yıprattığını ve Tanıl Bora'nın ifadesiyle "lincin veya linç tehdidinin her şeyden öte bir medeniyet kaybı olduğunu", lincin hiçbir surette ve hiçbir bahane ile meşrulaştırılamayacağını anlaması gerekir. Ayrıca cezai yaptırım konusunda da yine teknolojinin getirdiği imkânlardan faydalanılarak, lince katılanların kimliklerinin tespit edilmesi ve işledikleri suçların ağırlıklarıyla orantılı olarak cezalandırılmaları, bu mümkün değilse en azından varsa linci başlatan, ateşleyen, hedef gösterici beyanlarda bulunan kişi ya da kişilerin fail veya azmettiren olarak cezalandırılmaları gerekir.

KAYNAKÇA

-Türk,  G.  D.  (2017).  “Sanal  Dünyada  Linç  Kültürü”,  A.  M.  Kırık  (Ed.),  Medya  Çağında  İletı̇şı̇m  “Sokaktan  Ekrana, Sanaldan  Gerçeğe”,  Konya:  Çizgi Kitabevi.

-Zeynep Yılmaz, Hukuki Açıdan Toplumsal Şiddet Olarak Türkiye’de Linç, Yüksek Lisanas Tezi,

-Mustafa Özen, Hakaret Suçu ve İnternet Yoluyla İşlenmesi, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı 75, 2008

Elektronik kaynaklar
-https://www.brandingturkiye.com/sosyal-linc-ve-siber-zorbalik-nedir/

-http://www.uni-heidelberg.de/md/hca/forschung/hca_konferenzprogramm.pdf

-https://ahi.av.tr/sanal-taciz-zorbalik/

-https://teknolojivehukuk.com/proje.php?ID=63&x=SOSYAL%20MEDYADA%20L%C4%B0N%C3%87%20VE%20HUKUK%C4%B0%20SONU%C3%87LARI#_ftn9

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…