Ana içeriğe atla

Türkiye'de Siyasileşen Döviz Kuru



Son zamanlarda şahit olduğumuz üzere siyasi olaylar sebebiyle artan döviz kuru Türkiye’ye çok zor zamanlar geçirtti. Bilhassa 2018 yazında artan döviz kuru, Türkiye’nin ekonomisine darbe vurarak ekonomiyi ağır koşullar altına soktu. Siyasi ortamın düzelmesiyle döviz kurunun sert düşüşünü de şahit olduk. Her ne kadar uzmanlar söz konusu döviz kurunun geçmişte yapılan bazı ekonomi politikası hatasına bağlasa da bariz olarak görmekteyiz ki siyasi konjonktüründe etkisi döviz kuru üzerine direkt olmaktadır. Bu yazımızda Türkiye’de siyasileşen döviz kurundan bahsederek  konuyu sizlere aktarmaya çalışacağız. 

Ekonomistler, ekonomik olayları açıklarken daha çok ekonomi teorisi üzerinden giderler. Ekonomik olayların sorunu, nedeni ve çözümü de daha çok ekonomi teorisi üzerinden yapılır. Ancak bazı durumlarda ekonomik olayların açıklanmasında ekonomi teorisi yetersiz kalabilmektedir. Ekonomi teorisinin yetersiz kaldığı durumda bulunulan konjonktürün en önemli belirleyicisi olan siyasete bakılır. Ekonomi teorisinin çözümleri ve analizleri yetersiz kalınca ekonomik olayların nedenlerinin saptanması için siyasi olaylar incelenerek bir çözüm bulunmaya çalışılır. Türkiye’nin son bir yılına baktığımız zaman ekonomi teorisi, ekonomik göstergelerin bozulmasını döviz kuruna bağlamaktadır. Ancak “döviz kuru neden böyle oldu?” sorusunun cevabını bulmak için başta ekonomik sebepler olmak üzere siyasi sebeplere de bakmamız gerekiyor. 

2018 yazının itibariyle döviz kuru tarihinde rekor kırdı. Türkiye, döviz kurunun yükselmesi nedeniyle birçok sıkıntı ile baş başa kaldı. Başta enflasyon olmak üzere çeşitli göstergeler bozuldu. Her ne kadar bu tarz bir sorunla baş başa kalmamız geçmişte yapılan bazı ekonomi politikaları hataları olsa da direkt olarak bu sorunu sadece yapılan ekonomi politikalarına bağlamak zayıf bir analiz olur. Daha geriye gittiğimizde 2013 yılında yaşanılan Gezi Parkı ve 17-21 Aralık olayları da döviz kurunun artmasına neden olmuştu. 

2013 Yılı Türkiye Dolar Kuru. 27 Mayıs Gezi Parkı ve 17 - 25 Aralık Olayları sonrası dolar kuru artarak dalgalandı.


2018 Yılı Türkiye Döviz Kuru. Ağustostan sonra sert döviz kuru artışı dikkat çekmektedir.


Türkiye’nin yıllar itibariyle döviz kuruna baktığımızda dövizin oldukça siyasi olduğunu görmekteyiz. Siyasileşen döviz kuru sadece ekonomik göstergeleri bozmakla birlikte Türkiye’nin iç ve dış siyasette bağımsızlığını kaybetmesine, bağımsız karar verememesine neden olmakta ve büyük ekonomik ve siyasi tahribatlarla sonuçlanmaktadır. Örneğin Rahip Brunson’ın FETÖ’yle bağlantısının bulunması ve bundan sebeple yargılanması hasebiyle ABD başkanı Donald Trump Türkiye’yi tehdit etmiş ve 2018 Ağustosunda şahit olduğumuz üzere dolar kuru rekor seviyeyi görmüştü. Türkiye Rahip Brunson’un serbest bırakabilme ihtimallerinin sinyallerini verdikten sonra 6,50’de olan dolar 6,10’ları görmüş ve serbest kaldıktan sonra dolar kuru 5,50’lere kadar inmiştir. Ayrıca Rahip Brunson olayı nedeniyle Türkiye, ABD’den sipariş ettiği F-35 savaş uçaklarını da alamamıştır. 2019 yılında da Türkiye’nin S-400 Rus yapımı hava savunma sistemlerinin satın alımında diretmesi her ne kadar 2018 yazında yaşanılanlar gibi olmasa da döviz kurunun 5,90’ları görmesine neden olmuştur. Geçen hafta toplanan G-20 zirvesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın S-400 konusunda ılımlı açıklamalarda bulunması dolar kurunun düşmesinde etkili olmuştur. 

Japonya G-20 Liderleri Zirvesi'nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD'li mevkidaşı Donald Trump


Sonuç olarak baktığımızda siyasileşen döviz kuru ekonomik göstergelerle beraber iç ve dış siyasetteki bağımsızlığı da zarar vermektedir. İç ve dış siyasetin bağımsızlığını etkileyen bir döviz kuru, ülkenin bağımsızlığını tehlikeye sokmakla beraber etkin siyasi politikalar da üretememektedir. Özellikle Türkiye’nin devamlı olmayarak çeşitli dönemlerde siyasi döviz kuru krizlerine maruz kalması bu mevzuyu açıklayacak en önemli örnektir. Siyasi döviz kurundan kurtulmak her ne kadar tamamen mümkün olmasa da kısmi olarak engellenmesi mümkündür. Siyasi konjonktürü ve hegemonik güçlerin davranışlarını sağlam bir şekilde analiz etmek ve bu şekilde bağımsız politika üretmek siyasi döviz krizlerini minimize edecektir. Aksi takdirde siyasi döviz krizlerinin yarattığı tahribatı göze alınması ve ülkenin iç ve dış siyasette bağımlılığının göze alınması gerekecektir. 


Birkan Kemal ERTAN
6 Temmuz 2019

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…