Ana içeriğe atla

Ülkemizdeki Dolarizasyon Eğilimi

Bu yazıda amaç: Ekonomik konjonktürün, bireylerin ve işletmelerin finansal davranışlarını nasıl şekillendirdiğini dolarizasyon temelinde açıklamaktır.


Konvertibilite: Bir para biriminin diğer para birimlerine çevrilebilme imkânı. ABD doları bu anlamda lider konumdadır.


Geçtiğimiz yıl Türkiye ile ABD arasında yaşanan ve Brunson davası ekseninde gelişen siyasi gerginliğin döviz kurlarına olan olağanüstü etkisi, bugünlerde 1. yılını dolduruyor.

Yaşanan birçok gelişmenin ardından döviz kurları, ulaştıkları rekor seviyenin aşağısına gerilemiş olmalarına rağmen hâlâ gerginlik öncesindeki eski seviyelerine inmemiş durumda. Bu durumun sebeplerinden biri olan dolarizasyondan bahsetmeden önce geçen yılki durumu kısaca hatırlayalım.

2018 yılının ağustos ayında bahse konu gerginliğin zirveye çıkmasıyla birlikte ekonomimiz; başlangıçta döviz kurlarındaki yükselişten olumsuz etkilenmiş, sonrasında artan döviz kurlarının ithal ettiğimiz malları pahalılaştırmasının getirdiği %25,24 oranında bir enflasyonla karşı karşıya kalmıştır. Bu %25,24’lük enflasyon seviyesine ilk müdahale, TCMB'nin 13 Eylül 2018’de politika faizini 625 baz puan (%6,25) artırıp %24’e çıkarmasıyla yapılmıştır. Müdahalenin ardından siyasi gerginliğin de sona ermesiyle birlikte enflasyon ilerleyen aylarda düşüş eğiliminde olmuş ve azalarak bu yılın temmuz ayında %16,65’e kadar düşmüştür. 
Enflasyonun geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde kaç olduğunu buradan öğrenebilirsiniz.

Enflasyonun düşüşü fiyatların düşüşünü değil, daha yavaş artışını ifade eder. 2018’in eylül ayında fiyatlar (geçen yıla oranla) %25,24 hızla artarken 2019’un temmuz ayında bu hız %16,65’e düşmüştür. Artış hâlen sürmektedir, sadece hızı yavaşlamıştır.

Aşağıdaki grafikte de aslında yargısal olan bir olayın siyasetle iç içe girişinin ekonomiye olan olumsuz yansımasını görebiliyoruz.

Grafiğe tıklayarak daha net inceleyebilirsiniz.

Olayın tekrar gündeme gelişiyle beraber, Dolar/TL kuru 2018 yılının eylül ayında (aylık bazda) tarihinin en üst düzeyine (6,38) yükselmiş, sonraki ay enflasyonda son yılların rekor seviyesi (%25,24) görülmüştür. Bunun sebebi döviz kurundaki yükselişin enflasyonu tetiklemiş olmasıdır. Eylül ayından sonra Dolar/TL’deki düşüşün en güçlü etkeni 13 Eylül’deki TCMB müdahalesidir. Sonraki aylarda da enflasyon kurdaki düşüşe paralel hareket etmiştir.
Şimdi bu düşüşe, bir anlamda, "ket vuran" dolarizasyonun ne olduğuna bakalım.

ÜLKEMİZİN “KANAYAN YARASI” DOLARİZASYON


Dolarizasyon, yurt içinde kullanılan resmi para birimi/birimleri dışında başka bir ülkeye veya topluluğa (Avrupa Birliği gibi) ait para biriminin yoğun talep görmesine denir. Terimdeki “dolar” ibaresinin aksine dolarizasyon; euro, sterlin, yen gibi başka para birimlerine talep olarak da karşımıza çıkabilir. Fakat literatürde tanımı dolarizasyon ismiyle yapılmıştır.

One of the characteristics of dollarization process in Turkey is that Turkey has experienced the first stage of dollarization in which foreign currency is used mainly as a store of value but not as a means of payment.
(Türkiye'deki dolarizasyonun özelliklerinden biri de; Türkiye'nin, bir yabancı para biriminin ödeme aracı olarak kullanılmadan, dolarizasyonun ilk aşaması olan, başlıca değer saklama aracı olarak kullanılışı konusunda deneyim kazanmış olmasıdır.)

Ülkemizde genel olarak enflasyonun yükseldiği dönemlerde artan dolarizasyon sonucu ilgi gören yabancı para birimleri, başta ABD doları, bir değer saklama aracı olarak kullanılmaktadır. Değer saklama aracı denmesindeki temel sebep enflasyonun yerli para biriminin değerini düşürmesi, buna karşın başka bir ülkenin para biriminin bu durumdan etkilenmemesidir.

Bu anlamda, yabancı para birimi alarak enflasyonun olumsuz etkisinden korunmuş oluruz. Bu yüzden bireyler ve işletmeler değer kaybeden bir TL yerine değerini belirli ölçüde koruyan ABD doları, euro vb. konvertibilitesi yüksek yabancı para birimlerine ilgi gösterirler.

Fakat bu ilginin devamında durum ülke ekonomisine zarar verebilecek düzeye ulaşabilir. “Az olan mal daha değerlidir.” ilkesini bu yazımızda işlemiştik. Eğer bireyler ve işletmeler yabancı para birimine çok talep gösterirse ülke piyasasındaki yabancı para miktarı azalır ve dolayısıyla kurda artış meydana gelir. Bu yüzden değer saklama amacıyla veya kâr etme amaçlı (ileri vadede değerinin artacağı düşüncesiyle) aldığımız her yabancı para alımı ekonomimiz için olumsuz etkiye sahiptir. Biraz daha somutlaştıracak olursak: ABD’den ithal edilmiş bir cep telefonu satın aldığımızda aslında onun ABD doları cinsinden karşılığını satın almış oluruz. Yani ABD doları cinsinden bir ürün talep etmiş oluruz. Dolayısıyla ithal ürün satın alımı hem enflasyonu yükseltir hem de enflasyonun sonucu olan dolarizasyonun etkisini derinleştirir.

Şimdi, siyasi gerginliğin yaşandığı yılın öncesinde ve sonrasında bankacılık sektöründeki para stokunun yerinin nasıl değiştiğini gösteren aşağıdaki tabloya bakalım.

Bankacılık Sektörü Mevduatları 
(Bin ₺)
2.08.2019 26.07.2019 28.12.2018 3.08.2018
TL MEVDUATLAR 1.062.449.244 ⇓1.070.716.667 1.037.909.295 1.016.635.286
YP MEVDUATLAR 1.149.203.530 ⇑1.178.517.369 952.309.764 900.912.722
TOPLAM MEVDUAT MİKTARI 2.211.652.774 2.249.234.036 1.990.219.059 1.917.548.008

Tabloda, Türkiye'deki bankacılık sektöründe bulunan Türk lirası ve yabancı para miktarları verilmiştir. 2 Ağustos 2019 tarihli son veriye göre toplam 2 trilyon TL'nin üstünde bir parasal büyüklüğe sahip olan bankacılık sektöründe dikkat çeken bir durum var. 28.12.2018 tarihli veride toplam mevduatın %47,84'ünü oluşturan yabancı para mevduat miktarı, 26.07.2019 tarihli veride TL mevduatların sayısal olarak önüne geçerek toplam mevduatın %52,39'unu oluşturuyor. Yani banka hesaplarının toplamında TL'den çok yabancı para bulunuyor. Bunun anlamı, bireyler ve işletmeler TL'den çok ABD doları, euro gibi diğer para birimlerini tercih ediyor. Sözünü ettiğimiz dolarizasyonun yansıması bu şekilde gerçekleşmiş. Ekonomik birimler TL'nin değer kaybı yaşaması ihtimalinden endişe duydukları için TL satıp dolar, euro vb. para birimlerine yöneliyorlar.

Enflasyon ve dolarizasyon birbiri ile döngü içinde olan iki kavram denebilir. Biri etkisini yitirmedikçe diğeri de devam etme eğiliminde oluyor. 
Ülkemizdeki dolarizasyon eğilimi dönemsel olarak arttığında ithal mallar yerli olanlara göre daha pahalı olmaya başlıyor ve bu durum enflasyonu tetikliyor. Aynı şekilde, enflasyonun yükselmesiyle değer kaybı yaşayan yerli para birimi, önemini yitirerek üreticileri ve tüketicileri başka para birimlerini kullanmaya (dolarizasyona) itiyor. Bu olumsuzluğun önüne ancak ithal ikameci politika izleyen ve dışa bağımlılığı az olan bir ekonomiyle geçilebilir.

Onur Ozan İŞLEK

-
KAYNAKÇA:

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…