Ana içeriğe atla

Döviz, Enflasyon ve Güven




Geçtiğimiz günlerde Merkez Bankası’nın 325 baz puan faiz indirimine şahit olduk ve Merkez Bankası’nın bu kararından sonra döviz kuru da kayda değer bir biçimde geriledi. Bununla beraber akıllara da haklı sorular gelmekte: “Faiz artmasına rağmen neden döviz kuru geriledi? Hani döviz kuru ve faiz arasında negatif bir ilişki vardı? Teori teoride mi kaldı?” Bu soruların hepsi haklı olmakla beraber yanıtları da kolay olan sorular. Bu yazımızda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın faiz indirimi sonucunda döviz kurunun düşmesini teorik bir zemine oturtarak teori dışında kalan güven zemine değineceğiz.

İktisat bilindiği üzere sosyal bilim olmasının yanında fen bilimlerinin de bazı özelliklerini taşımaktadır. İktisat biliminde bazı teoriler “2+2=4” diyebileceğimiz teorileri oluşturmaktadır. Elbette teorilerin oluşumu veya gerçekleşmesin için bazı zeminlere ve şartlara ihtiyaç duyulsa da teorilerin ekseriyeti uygulamada işe yaramaktadır. Bunlardan bir tanesi de döviz ve faiz arasındaki negatif ilişkidir. Buna göre bir ülkenin yerel faiz oranları arttığında yerel paranın değeri diğer yabancı paralara göre artar. Yani döviz kuru düşer. Bunun nedeni ise göreceli olarak yerel paranın getirisi olan faizin artmasından dolayıdır. Yerel paranın getirisi arttığı zaman piyasadaki iç ve dış birimler yabancı paraları yani dövizi terk ederek yerel para taleplerini arttırırlar ve bundan sebeple yerli paranın değeri artmaktadır. Ancak Merkez Bankası’nın son faiz indirimi kararıyla döviz kurunun düştüğüne şahit olduk. Acaba İktisat teorisi bize yanlış mı söylüyor?


2014 - 2019 arası enflasyon beklentisi, TCMB faizi ve yıllık enflasyon.


Cevabı hayır olan bu soruyu yanıtlamak için ilk önce faiz ve enflasyon ilişkisini ve bunun sonucunda ortaya çıkan reel faiz kavramını iyi bilmek gerekiyor. Aslında piyasadaki birimlerin dikkat ettiği nokta reel faiz yani kısaca Faiz Oranı - Enflasyon Oranı’dır. Sözkonusu denklem pozitif olduğu sürece piyasadaki birimler kazanç halindedir ve birikimlerini yerel parada tutarlar. Ancak eğer sözkonusu denklem negatif bir hal alırsa faiz oranı yükseldiğinde reel faiz negatif olduğundan yani enflasyon oranı faiz oranından büyük olursa döviz kuru artacaktır. Her ne kadar basit bir anlatım ile anlatımı kolaylaştırmak istediysek de söz konusu vakada farklı değişkenler de mevcuttur. Mesela bunlar güvene bağlı beklentilerdir.

Güven ve beklenti iktisadın gerek teorik gerek uygulama zemini için çok önemli kavramlardır. Her ne kadar bir ekonomide ekonomik göstergeler piyasadaki birimlerin yararına da olsa da bazen bu göstergeler riskleri de içinde barındırıyor olabilir. Mesela yüksek faiz oranlarını buna örnek olarak gösterilebilir. Bir ekonomide faiz oranları ne kadar yüksek olursa olsun aslında yüksek faiz oranları riskin çok fazla olduğunu ve ekonomik şartlarında  çok iyi olmadığını göstermektedir. Çünkü ekonomi karar alıcıları piyasadaki birimleri tutmak amacıyla faiz oranlarını yükseltmişlerdir. Buna ilave olarak da beklentiler de bu bağlamda çok önemli bir noktada durmaktadır ki beklentiler güven ile doğrudan ilişkiye sahiptir. Enflasyon oranının yükseleceği beklentisinde olan bir ekonomik birim reel faizin düşeceğini bileceğinden dolayı birikimini yerel para lehine yapmayarak yabancı paralar ile değerlendirir ki söz konusu beklenti yukarıda anlattığımız teorik zeminle örtüşmektedir. Ayrıca siyaseten beklentiler de bu bağlamda önem kazanmaktadır. Gerek iç ve dış konjonktür ekonomik birimlerin yatırımlarının ve birikimlerinin yönünü etkilemektedir. İç ve dış siyasetin istikrarsız oluşu ekonomik birimlerin yatırımlarının ve birikimlerinin yönünü olumsuz bir şekilde etkilemektedir.

Son yıllarda artan siyasi ve ekonomik problemler ve çıkmazlar global riskleri de beraberinde getirmektedir.

Bilhülasa, Merkez Bankası’nın faiz indirimi kararı reel faiz oranlarını negatife yönlendirecek şekilde olmadığından ve enflasyon beklentilerin düşüş yönünde olması hasebiyle döviz kuru artmamış bilakis düşmüştür. Buna ilave olarak Türkiye ekonomisinin iç siyaset bağlamında bir istikrar zemine tekrar oturması ekonomik birimlerin beklentilerinin olumlu yönde seyretmesine ve güvenlerinin kazanmasına neden olmuştur. Ancak genel çerçevede baktığımızda dış siyaset konjonktürünün çeşitli riskler taşıması ekonomik birimlerin beklenti ve güvenlerini olumsuz yönde etkileyebilir. Özellikle Türkiye’nin bizzat içinde bulunduğu askeri jet ve hava savunma sistemleri konusu, Trump’ın reel politiğe aykırı söylemleri ve icraatları, Başta Almanya olmak üzere bazı Avrupa devlerinin büyüme bağlamında bazı sorunlarının olması ekonomik birimlerin beklentilerini ve güvenlerini olumsuz yönde etkileyebilir. Türkiye’nin politika yapıcılarına düşen görev, uzun soluklu ve sağlam stratejik hamleler ve çevresindeki ve içindeki fırsatlardan ve potansiyellerden yararlanarak ekonomiyi normalleştirmektir. 

Birkan Kemal ERTAN

15.08.2019

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…