Ana içeriğe atla

Öncesi ve Sonrası ile Hapishaneler



ÖNCESİ VE SONRASI İLE HAPİSHANELER


Hapishane kurumu "modern devlet" içinde ortaya çıkan ve gelişen bir kurumdur. Gözetleme ve denetleme kurumu olan ilk hapishane 1596 yılında Amsterdam'da açılmıştır. Ancak bilindiği üzere suç ve ceza insanlık tarihi kadar eski olgulardır. Peki hapis cezalarının ve hapishane kurumlarının kabul görmediği daha önceki dönemlerde suç işleyen insanlar nasıl cezalandırılmaktadır?


Henüz insan haklarının bir kavram olarak dahi ortaya çıkmadığı eski dönemlerde işlenen fiilin niteliğine veya ağırlığına bakılmaksızın çoğu suç için "bedensel cezalar" olan ölüm ve bunun öncesinde de işkence cezaları öngörülmekteydi. Dolayısıyla bu bilgiden, ölüm ve işkence gibi ağır cezaların günümüzde gözetilen "suç ve cezanın orantılı olması" veya "cezaların insani bir şekilde infazı" ilkesi ile bağdaşamayacağı anlaşılabilir.

Ölüm cezalarının infazı suçlunun diri diri yakılması, çarmıha gerilmesi, kazığa oturtulması, asılması, kesilmesi, parçalanması, derisinin yüzülmesi, külle boğulması, canlı canlı hayvanlara yedirilmesi gibi son derece canavarca hislerle ve özellikle halka açık yerlerde bizzat halkın gözü önünde, kimi zaman ibret olacak şekilde korkutucu kimi zaman infazların birer şölene dönüştüğü şekilde eğlendirici olarak yerine getirilmekteydi.
Ancak zamanla bu yöntem insanlarda suçlu lehine bir acıma duygusunun ortaya çıkmasına neden olup suçluyu halkın gözünde adeta bir kahraman haline getirmesine ayrıca suçlunun da infaz sırasında taşkınlıklar yapmasına neden olur hale geldi. Bu, cezalandırıcı otoritelerin hiç de istemeyeceği bir durumdu. Bu nedenlerle cezalandırıcı otoriteler, bedene azap çektirme ve suçluyu teşhir etme yoluyla uygulanan cezalandırmadan vazgeçip bedensel acı çektirmeden ve halka kapalı alanlarda ölüm cezası verme ve daha sonra bedenin tutuklanması şeklinde bir infaz yöntemi izleyerek cezalandırmada büyük bir dönüşüme gittiler. Bu dönüşüme bağlı olarak cezalandıran kişiler de değişti ve celladın yerini teknisyenlerden oluşan bir topluluk alır hale geldi: Gözetmenler, doktorlar, papazlar, psikologlar vb. Şimdi biz hürriyeti bağlayıcı bir ceza olan hapis cezalarının infaz edildiği yerin yani hapishanelerin doğu ve batı medeniyetlerinde birbirinden farklı olan gelişen ve değişen süreçlerini daha yakından inceleyeceğiz.

Batı kültüründe hapishane, eski dönemlerin şehir devletleri olan eski Yunan, Roma, Germenler gibi ülkelerde çok eskilerden beri mevcuttu. Hatta Yunanlıların en meşhur hapishanesi ünlü filozof Sokrates’in de hapsedildiği Esilis Hapishanesi'dir. Roma’da ise hapis cezası, özel ve kapalı bir iş yerinde suçluları çalıştırmak şeklindeydi. Yani iş yerleri açık cezaevi olarak kullanılabiliyordu. İlk dönem Roma ve Yunan'daki hapis cezası cezadan çok geçici bir gözaltı ve tutukluluk haliydi. Ancak zamanla Romalılar da hapis cezasını benimseyip, karanlık yer altı zindanlarını, korkutucu mekânları hapishane olarak kullanmışlardı. Bu zindanlar genellikle kale, kule ve hisarların altında veya belediye binasının bodrumunda bulunmaktaydı.

12.yüzyılda İngiltere’de sanıklar için yargılanana kadar tutulmaları için hücreler inşa edilmişti. 1166’da Kral II. Henry, her ilin bu amaç için bir kurum oluşturmasını emretti. Ortaçağ Fransa’sında ise çeşitli zindanlar vardı. Bunların en meşhuru kraliyet mahbeslerinin en önemlisi olan “Bastille”di. Bastille’de çeşitli zindanlar ve kalın taş duvarlar arasında insanların hapsedildiği odaların yer aldığı sekiz kule bulunmaktaydı. 1596'da Amsterdam'da ilk modern hapishane açıldı ve bu tarihten sonra hapishane sayıları hızla artmaya başladı. Batı toplumunda, 18.yüzyılın sonu ile 19. yüzyılın başında, cezalandırmada kefaret ve intikam esasları önemini kaybetti ve genel korkutma ile birlikte suçlunun sosyalleştirilerek yeniden topluma kazandırılması amaçları ön plana çıktı. Bu tarihlerden itibaren suç ve cezanın orantılı olması ilkesi gözetildi ve hafif suçlar için hafif, ağır suçlar için ise daha ağır ancak her halükarda vücuda acı vermekten kaçınan cezalar benimsenmeye başlandı. İnsan onuruyla bağdaşmayan cezalar ve infaz şekilleri hızla terk edildi ve cezanın amacının mahkumu eğitmek ve resosyalize etmek (yeniden topluma kazandırmak) olduğu anlayışı yerleşmeye başladı. Her ne kadar bazı savaş, kriz veya kıtlık dönemlerinde totaliter rejimlerin ortaya çıkması, bu rejimlerin eleştiriye tahammülü olmaması ve kendisi için tehlike olarak gördüğü herkesi cezalandırmaları sonucu hapishanelerdeki mahkum sayılarının kapasitenin üzerine arttığı dönemlerde cezanın bu modern ve insancıl amaçlarından zaman zaman uzaklaşılsa bile savaşın olmadığı veya totaliter rejimlerin iktidarda olmadığı olağan dönemlerde hem cezalandırma daha insancıl bir şekilde olmuş hem de devlet ve sivil toplum işbirliği ile birlikte hapishaneler özellikle eski zamanlarda göre çok büyük gelişmeler kaydetmiştir. Buna rağmen hapishanelerin kaçınılmaz sonucu olarak görülen gıda tayınlanması, cinsel yoksunluk, hücre cezası ve yasal temeli olmamasına rağmen uygulamada sık karşılaşılan dayak gibi konular sebebiyle halen hapishanelerin insan onuru ile tamamen bağdaşmadığını ve mahkûmların tam anlamıyla ıslahının ve topluma kazandırılmasının zor olduğunu söyleyebiliriz.

Hapishane cezası, Doğu'da Batı'dan çok daha önce ortaya çıkmıştır. Nitekim eski ve yeni Ahit’te de eski Mısır’dan söz edilirken Yusuf ve Musa ile ilgili olarak hapishaneden veya zindandan bahsedilir. Aynı şekilde Kuran'da Yusuf’un zindana atıldığından, Firavun’un Musa’yı zindana atmakla tehdit ettiğinden bahsedilir. Mezopotamya’da kurulan Doğu medeniyetlerinden biri olan İbranilerde de hapishaneye rastlamaktayız. İbraniler, boş sarnıçları hapishane olarak kullanmışlardır. Yine bu coğrafyada hüküm sürmüş Asurlularda da kaçakçılar, hırsızlar, devlet hizmetinden kaçanlar, vergisini ödemeyenler ve esirler için hapishaneler inşa edilmiştir. Hindistan’da ise milattan önce 3.yüzyılda Aşuka denen ve  içine mahkûmların atıldığı kaynar su ile dolu büyük bir kuyu bulunan zindanlar vardı. Hititler'de ve Sasanilerde de hapis cezası uygulanıyordu. Göçebe bir millet olan eski Türk'lerde ise göçebe kültürleri sebebiyle hapis cezası ve hapishane kurumu yaygın değildi. Arap Yarımadası'nda ise hem İslam' dan önce hem de sonra hapishane geleneğini mevcuttu. İslam'dan sonra Hz.Peygamber Dönemi'nde bazı mescitler, evler, kuyular hapishane olarak kullanılmış ve Dört Halife Dönemi'nde de bu tip uygulamalar kısmen devam etmişti ancak hapishanelerin kurumsallaşması Hz. Ali Dönemi'nde olmuştu. Abbasilerden itibaren şehirlerin büyümesi, suç oranlarının daha da artması ile birlikte hapishanelerin sayısında bir artış olmuştu. Bunun neticesinde farklı türden suçlar işleyen mahkumlar için farklı hapishaneler tahsis edilmişti.

Osmanlı Devleti'ne baktığımızda ise kendinden önceki İslam Devletleri'nde olduğu gibi Osmanlı'da da kale zindanlarında çekilen hapis cezaları ve kürek cezaları mevcuttu. 19.yüzyılda Osmanlı Devleti'nde yapılan reformlar sonucu zindanların yerini ekonomik koşulların elverdiği ölçüde modern hapishaneler almaya başladı. Hapishanelerin fiziki koşulları iyileştirilmeye ve mahkumlara daha adil davranmaya yönelik kararlar alındı. Cumhuriyet Dönemi'nde ise yine maddi imkansızlıklar sebebiyle hapishanelerde kısıtlı ölçülerde iyileştirilmelere gidildi. Daha önce zindandan hapishaneye çevrilen mahkumların tutulduğu bu yerlerde 1970'ten itibaren tekrar bir dönüşüme gidil ve cezaevi olarak adlandırılmaya başlandılar. Bu cezaevlerinde uluslararası hukukla uyumlu olarak ve insan hakları gözetilerek önemli düzenlemeler yapıldı. Dünya genelinde çağdaş suç ve ceza anlayışındaki değişime paralel olarak Türkiye'de de mahkûmların hem meslek edinebilmeleri hem de rehabilite edilebilmeleri için bazı uygulamalar geliştirildi.

Son olarak bizim fikrimize göre cezaevlerinin varlığını devam ettirmesi bir gereklilik olmakla birlikte cezaevi koşullarının sürekli iyileştirilmesi ve mahkumların da birer insan olduklarının hem yasa koyucular hem de uygulayıcılar tarafından akıldan çıkarılmaması gerekir. Sivil toplum örgütleri ve akademik çevre mahkum hakları konusunda toplumu bilinçlendirmeli ve kamu görevlilerini manevi ve vicdani olarak daima denetlemelidir. Biz, toplum olarak suçluların işledikleri bu suçta her zaman büyük bir payımız olduğunu aklımızda tutup suçluyu adeta aforoz etmek yerine onun mahkumiyetten sonra sosyal çevre ile uyumuna katkı sağlamak, onu kabullenmek ve aramıza almak zorundayız. Ayrıca basit suçlar işleyen bireylerin tümünün cezaevine gönderilmemesi, cezaevine alternatif olarak bazı kurumların veya uygulamaların geliştirilmesi ve özellikle de cezaevinde mesleki, eğitsel ve terapi içerikli rehabilitasyon programlarına ağırlık verilmesi, kişinin yeniden suç yoluna girmesini engelleyip cezadan sonraki süreçte mahkum ile toplumun daha kolay kaynaşmasına sebep olabilir. Cezaevindeki ıslah veya iyileştirici çalışmalara da gereken önem verilmeli ve bu yolla suçlunun  zihinsel, eğitsel ve mesleksel düzlemde bazı sorunlarının giderilmesi mümkün hale getirmelidir.


KAYNAKÇA

-SAYGILI, A . "MİKRO-İKTİDARIN BİR FİZİĞİ: HAPİSHANE". Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 53 (2004)

-Foucault, Hapishanenin..., s. 189; farklı bir tarih için bkz. Ergin.Cinmen, "Tecrit Politikası, F tipi Cezaevi ve Tutukevi", Birikim Dergisi, S. 136, s. 63'de tarih 1588 olarak verilmiştir; ayrıca daha farklı tarihler için: Sulhi Dönmezcr/Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Genel Hükümler, C. II, Beta Yay., İstanbul 1997, s. 621-622; Encyclopedia Brintannica V. 14, The University of Chicago, p. 1098; Ümit Koşan, Sessiz Ölüm Tabutluklar, Beyin Yıkama ve Tecrit Hücreleri, Belge Yay. İnsan Haklan Dizisi. İstanbul 2000. s. 14.

-Işık Ergüden, "Örnek Bir Şiddet Mekânı: Hapishaneler", Cogito Düşünce Dergisi: Şiddet, S. 6-7, Yapı Kredi Yay..4. Baskı. İstanbul 2001. s. 110.

-https://arkeofili.com/antik-caglarda-uygulanan-15-vahsi-idam-yontemi/

-Krohne, Lehrbuch Der Gefängniskunde, 4; Demirbaş, Hürriyeti Bağlayıcı Cezaların ve Cezaevlerinin Evrimi,  5-7.

-Bardakoğlu, “Hapis,” XVI, 54; Demirbaş, Hürriyeti Bağlayıcı Cezaların ve Cezaevlerinin Evrimi,  6.

-AnaBritannica, V,  487-489.

-Yıldız, Mapusâne,  16.

-Doğan, “Cezanın Amacı,” 90.

Ebû Gudde,  Ahkamü’s-Sicn,  281-282.

-Yıldız,  Mapusâne,  9.

-Yılmaz, “İslâm Tarihinin İlk Üç Asrında Hapishaneler,” 562.

-Eren, “Osmanlı’dan Günümüze Türkiye Hapishanelerinin Üç Dönemi,” 99.

-KIZMAZ, Z . "CEZAEVİNİN VE HAPSETMENİN SUÇU ENGELLEMEDEKİ ETKİSİ". Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (2015):

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Otoriter Rejimlerin Demokratikleşmesi: Türkiye Örneği Üzerinden

GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmasına rağmen bu girişimler dönemin şartlarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Türkiye, yirmi üç yıllık tek-parti iktidarının ardından demokrasiye geçmiş ve siyasal plüralizme erişmiştir. Bu politik geçiş, Türkiye’nin politik hayatı ve demokratikleşme tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dönemin uluslararası koşulları ve iç politikada cereyan eden gelişmeler çok partili sisteme geçilmesinde etkili olmuştur. Bu araştırma projesinde, Türkiye’nin otoriter tek parti rejiminden demokratik çok partili sisteme geçişini etkileyen iç ve dış faktörler incelenecektir. Sözü edilen iç ve dış faktörler birbirinden bağımsız olmamakla beraber birbirlerini tamamlayıcı niteliktedirler. Bu faktörlerin incelenmesi, Türkiye’de demokrasinin oluşumunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir.

Batı Avrupa'da Yeni Bir Dünya Savaşının Hazırlıkları: İttifakların Genel Durumları

BATI AVRUPA’DA YENİ BİR DÜNYA SAVAŞININ HAZIRLIKLARI: İTTİFAKLARIN OLUŞUM SÜRECİ

Özet

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin üzerinden uzun bir zaman geçmemişken Avrupa yine bir dünya savaşı tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ve İtalya’da iktidara gelen Benito Mussolini’nin yayılmacı politikaları ile beraber Faşizm ideolojisi de Avrupa’da yayılmaya başladı. İtalya’nın Arnavutluk, Almanya’nın ise Çekoslovakya ve Avusturya’yı topraklarına katması bir tehlike olarak görüldüyse de somut bir adım atılmamıştı. Bu şekilde hayat sahası idealini gerçekleştirmek isteyen Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası’yla, Roma İmparatorluğu düşleri kuran Mussolini yönetimindeki İtalya, ideolojilerinin de yakın olması dolayısıyla yakınlaştılar. Bu yazıda, Avrupa’daki bu yakınlaşmanın etkilerini ve diğer ittifakları ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık.

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek

Siyasilerin Popülist Ekonomik Vaatleri: Ekonomi Politikasına Etkileri ve İran İslam Cumhuriyeti’nden Örnek
Özet Her seçim tecrübesi yaşadığımızda meydanlara inen siyasilerin, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için muhtelif vaatler verdiklerine tanık oluyoruz. Özellikle siyasiler çıkarlarına ulaşmak için ekonomik vaatleriyle seçmenleri etkilemeye çalışmaktadır. Tabii olarak iktidara ulaşan siyasiler, mevcut oy potansiyelini korumak, arttırmak ve siyasi çıkarlarını maksimize etmek adına ekonomik vaatlerini icra ederler. Ancak bu ekonomik vaatlerin, ekonomi politikasına ve mevcut ekonomi durumuna olumlu veya olumsuz etkileri olmaktadır. İşte bu makalede siyasilerin ekonomik vaatlerinin ekonomi politikasına göre etkileri tartışılarak, İran İslam Cumhuriyeti üzerinden örneklendirmeye çalışılacaktır.

Giriş Seçim tecrübesi yaşadığımızda çeşitli medya araçlarından gördüğümüz üzere siyasi figürler, siyasi çıkarlarını maksimize etmek ve iktidara ulaşmak için seçmenleri etkilem…